cartoon porn games
lesbian cartoon porn
lesbian cartoon porn

No: 094, Janvier - Ocak - January 2018


Notice: Undefined property: stdClass::$author in /home/bachibou/www/components/com_k2/views/item/view.html.php on line 58

Notice: Trying to get property of non-object in /home/bachibou/www/components/com_k2/views/item/view.html.php on line 58

danende, sibel

Rate this item
(2 votes)
1967 eylülünde erzurum devlet hastanesinde doğdum.

benim büyük-büyük-büyükdedem osman 11 yaşında tokat dağlarından yanında sırf bir keçiyle indiğinde, yanında kimi kimsesi yok imiş. soranlara babam ömer’dir, ben de gaibim demiş.

onu öylece bulanlar dokat eytamhanesine almışlar ki sonrasını benim dedem hüseyin de bilmiyor. yalnız büyükanamızın  bir keçi olduğuna, onun da osman'ı emzirip  delirttiğine  hükmetmiş olacaklar ki,  bizim soyumuza elikömeroğulları, osman’a da “deli osman” demişler.  dedemin monogramına bakarsanız da togayi türküymüşüz. gerçi nedir togayi türkü duyan bilen yoksa da, evvelsi sene evliya çelebi’nin ata sallaya yazdığı seyahatnamesinde bir iz  buldum: “kafkaslardan tokat vilayetine göçen güler yüzlü, verici bir halk” diye geçirmiş lafı.

 

deli osman, büyük-büyük dedem mehmet  2 yaşına basmadan harpte yitmiş. büyük-büyük amcam da mesudiye hapishanesinde. büyük-büyük dedem mehmet babasının cenaze suyunda yüzmüş oynamış, kuzenleri ve de kız kardeşlerinin epeyi  16-17 yaşlarında harbi umumiyede açlıktan ölürken, o ölmemiş, birkaç kızıyla birkaç oğlunun açlıktan öldüğünü görünceye kadar az biraz daha yaşamış. sonra o da adet olduğu üzere,  1335’te yıldırım yaylasında açlıktan ölmüş.

benim dedem hüseyin ise,  mehmet in en küçük ve en uzun yaşayan oğlu olarak, pelitten çatılmış tavansız bir evde doğmuş. gündüzleri komşu çocuklarla evlerin önlerinde taşlardan fırın yapmakla çöplerden evcikler yaparmış. akşamları evi aydınlatmak için babasının veya hazırladığı çıra parçalarından evcikler yaparmış. döşeği  içerisi çaput dolu eski bir şal olduğu gibi yorganı da içi çaput dolu ağırca bir külçe imiş (bunlar dedemin 1978’de hasta iken babama yazdırdığı hayat hikayesinden).

uzun bacaklı, çevik ve pelit gibi sırnaz olduğundan  dedeme pelit hüseyin demişler. babası açlıktan ölür ölmez, 15'inde pelit evden tüymüş. önce şiraz’a gitmiş, çokça şarap içip koyun çalıp haylazlık etmişse de, biraz da kitap çalmış.  farisiyeyi hem yazmasını hem okumasını iyice sökmüş. orada çok durmayıp tam 7 yıl da rusyayı dolanmış. en çok aç kalmamaya, cebinde para tutmamaya ve de harplere katılmamaya özen göstermiş. karnı doydukça rusçayı  da sökmüş; hem yazmasını hem okumasını. 23 yaşında çokça rusça ve farisi kitapla tokat’a dönünce, bir yandan medresede danişmend olmuş, bir yandan da ıslahhane’ye çift dilli hoca. sonra da  cumhuriyet’e… kütüphanesini milli savaş sırasında yakmış atmış. babaannemi sevmiş mi sevmemiş mi bilmiyorum, yalnız hanım annem  ondan söz ederken “çelik dölü elik dölü  ” derdi, bir keresinde  zeytin yok diye koca sofrayı sırtına indirmiş.

işte benim babam da okumaya gidiyorum deyip, 17'sinde istanbul’a tüydükten ve de epey bir serkeş dolanıp annemle aşk ettikten sonra… dedemin korkusuyla hukuk fakültesini bitirmiş. aç kalmamaya özen gösterip hakimlik etmiş, çokça rakı içip sağ siyaset tutmuş, cebinde para tutmamış.

ben de öyle, önce 17 imde tüydüm, serkeşlik edip siyaset tuttum,  sonra da  babamın korkusuyla fakülte bitirdim.1994'te,

babam gibi aç kalmamaya özen gösterip türlü işlere girdim. hakimlik ettim, ezalarından istifa ettim… ama buradakilere yetecek kadar hukuk öğrendim. cebimde para tutmadım, sol siyaset tuttum, okuru az dergilerde siyaset yazdım.

borges defterinde ve de heves dergisinde basılan üçü dördü hariç, yayınlanan şiirim yazım yoktur.

24 yıl anakara’da yaşadım. 2009'dan beri istanbul’da…

bir oğlum var, 13 yaşında, adı sinan.

bir de erkek kardeşim var ev'ler yapar, canımın yongası, adı "saltuk".