cartoon xxx
adult cartoons
porn cartoon

No: 093, Décembre - Aralık - December 2017

Rakı şişesinde Can Yücel olmak! Featured

Rate this item
(1 Vote)

077-BVBY-canyucel-rak_isesinde_can_ycel_olmak

Onun ölüm haberini aldığımda Kaş'ın en tepesinden Meis'e bakan muhteşem manzaralı bir balkonda iki yakın dostla içmekteydim. Üstelik yaşgünümdü o gün. İzmir'den arayan kitapçı dostum Ercan: "Can Baba'yı az önce kaybettik" diyordu telefonda. Elimde onun en yakını duruyordu. Rakı kadehi! O an elimdeki rakı kadehine bakıp şöyle mırıldandım: "Başın sağolsun dostum, biliyor musun ki, en yakınlarından birini kaybettin az önce!.."
Yıl 1995'in Nisan ayı. Ankara'da TÜYAP Kitap Fuarı'ndayız. Can Baba'yla aynı standda imza günümüz var. İmza günü saati geldi çattı ama Can Baba ve yayınevinin sahibi Mustafa Aksoy ortalarda yoklar. Öğlen yemeğine giderken beni de çağırdılar ama ben içmeye öğlenden başlamamak için gitmedim, sanki neye yaradıysa!
Can Baba'ya kitap imzalatmak için daha imza saati gelmeden sıraya dizilen genç okurlar, aralarında konuşmaya başladılar: "Baba kesin içiyordur gene, o yüzden gecikmiştir, olsun biz bekleriz, yaa keşke şu imza gece olsaydı!"


İmza kuyruğu uzadıkça uzuyordu, derken yaklaşık 1.5 saat gecikmeli olarak Can Baba, kendisini taşımaya çalışan o zamanki yayıncısı Mustafa Aksoy'la gözüktü. Sandalyesine oturtulur oturtulmaz, stand çalışanlarına talimat veren Can Baba, meğerse viskiyi çoktan standdaki küçük buzdolabına attırmış. İmzaya oturur oturmaz, öğlen rakısından, öğleden sonra viskisine yatay geçiş yaptı böylece. Bu arada benim içmediğimi görünce bozulup "Sen de içeceksiiiin" diye gürledi o kendine has boğuk sesiyle! Emir büyük rakıdan, pardon büyük yerdendi, içmemek olmazdı! Başladık Can Baba'yla viskileri ardı ardına birer birer devirmeye. Bu arada bendeniz Can Baba'ya tercümanlık yapmaya başladım. Spontane çeviri! Daha doğrusu "anında sallama!" Zira babanın ne dediği genellikle anlaşılmazdı, iyi ki de anlaşılmazdı! Sevgilisiyle tıfıl bir çocuk geliyor kitap imzalatmaya. Can Baba çocuğu şöyle bir süzüp, bana dönerek: "Bu çocuk bu kızı hayatta .....ez" diyor! Kız heyecan içinde titreyerek bana soruyor: "Ne dediii, ne dediiii, Can Baba ne dediiiii?.." Şimdi nasıl dersin bu cümleyi. Ben çevir cümleyi yanmasın hesabı şöyle çeviriyorum: "Size kitap imzalayacak ama daha adınızı bile söylemediniz, adınızı soruyor."

Can Baba, bu cevabım üzerine bana bakıp kafasını sallıyor, homurdanıyor ve omzuma bir tane patlatıyor. Ardından başka bir imza kurbanı çift geliyor karşımıza. Onlara da en sunturlusundan bir küfür. Spontane çevirimiz anında hazır: "Yanınızdaki sevgiliniz mi diye sordu da Can Baba, ne diyeyim?"

O imza gününde yaklaşık üç saat Can Baba'nın spontane çevirmeni olan bendeniz o gün aç karnına içtiği viskileri 10. bardaktan sonra saymadı ve Can Baba'yla o akşam Ankara'nın yazar-çizer yuvası olan Mülkiyeliler Vakfı Lokali'nde hayatının en tehlikeli rakısını içti! Masada Can Baba'nın yanına düşmüştüm. Viskiden rakıya yapılan bu ani geçiş bende artık filmi koparmak üzereyken kalkıp kendime bir lavabo bulayım diyordum içimden. Şimdilerde piyasadan kaybolan muzır gazeteci arkadaşımız Mert Ali Başarır ise diğer yanımda kalkmama engel oluyordu sürekli olarak. Hani eşek şakası babında! Öyle bir hale gelmiştim ki en sonunda sırtını duvara dayayıp yol vermeyen Mert Ali'yi de sandalyesiyle birlikte iterek lavaboya koşmaya başladım ama bu koşu çok kısa sürdü!

Önümdeki birkaç basamağı görmeyince düştüm. Gözümü açtığımda hayatımın en ilginç anlarından biriydi yaşadığım. Tepemde Can Yücel ve Aziz Nesin duruyordu. Hayatımda çok ender beyaz gömlek giyerim, o gömlek kan içindeydi. Çenemin altı düşerken bir masanın kenarına gelmiş yarılmıştı. O sırada Mülkiyeliler Lokali'nde başka bir masada oturan Aziz abiyle, Can Baba'yı başımda görünce kendi cennetime geldiğimi sanmıştım o an! O gece beni Hacettepe Hastanesi'ne zor yetiştirdiler. Sonra oturup şu şiiri yazdım:

Mülkiyeliler Lokali'nde bir Anason Konçertosu
Çenemin altında kaldı/ Bir "Can Yücel izi"/ Rakının izindeyim o günden beri
İçerken Baba'yla aynı masada/ Rakılarımız yakınlaştı birbirine
Fakat o içtiğim rakıları görmedi/ Ve ben kalktığımda önümdeki hayatın basamaklarını
Düştüm/ Yarıldı çenemin altı/ Boynum kan/ Başım Can duman
Bir kaldırdım ki kendini bulmuş kafamı/ Tepemde bir "Büyük" Can Yücel'le
Bir "Küçük" Aziz Nesin/ Bir Yücel'dim ki sorma Aziz'im
Tam cennetimi buldum derken/ Hay anasonun anasına/ Girdi görüş menzilime
Bir zebani garson/ Ve peçetesini uzattı/ Kanımın son dublesine
Sonra çenemi tutamadım da/ Can havliyle bu şiiri yazdım/ Masadaki hesabımıza
Herkesin bıraktığı iz/ Kendi çenesine/ O halde dublesiyle canıma değsin
Şerefine Can Baba/ Baba Can!

 

"N'olur bize bir küfret be Can Baba!.."


Can Baba'yla 1995'in Kasım ayında bu kez ODTÜ'ye gitmiştik birlikte. Tabii gittikçe daha temkinli içiyordum artık onun yanında! Ama gene de iki rakımız biraraya geliyordu bu kendine has "Can" insanla! O gün de kitap imzalatmaktan çok elindeki rakı şişesini, şarap şişesini imzalatmaya gelen ODTÜ'lü gençlerin kuyruğu oluşmuştu Can Yücel'in karşısında. Hele öyleleri geliyordu ki, genç arkadaşların Can Yücel ustadan tek bir istekleri vardı: "Can Baba n'olur bize şöyle en sunturlusundan bir küfür etsene".

Eee, Can Baba bu, onları hiç kırar mı?.. Başlıyordu en ağır küfürleri ardı ardına ana-avrat sıralamaya. O küfürleri işiten genç arkadaşların sanki ağızları kulaklarına vararak ayrılıyordu oradan. Halbuki en yakın arkadaşı çıkıp da o küfürlerden en hafifini ona etmeye kalksa orada kan gövdeyi götürebilir, gayet kolay bir cinayet işlenebilirdi ama Can usta küfredince belli ki bu küfür ona adeta övgü gibi geliyordu. Can Yücel'in ustalığı da buradaydı. Çoğu insanın zoraki kibarlık göstererek içinde tutmaya çalıştıklarını o en doğal haliyle dışarı fırlatıyor, pek çok ağızda sakil duran nice ağır küfür adeta onun ağzına yakışıyordu!

Unutamadığım bir gece gene Ankara'da yaşandı... Tahmin edilebileceği gibi epeyce içtikten sonra Ankara'nın önde gelen yayıncılarından Cumhur ağabeyin evine misafir geldik Baba'yla gecenin bir vakti. Cumhur abinin ayağa kalktığında benim 1.91'lik boyumu bile geçen insan azmanı bir köpeği var. Aslında çok iyi eğitilmiş bir köpek, ne komut verirsen anında uyuyor. Cumhur abiyle eşi mutfağa girip bir şeyler hazırlamaya başladılar. Ben biraz da köpekten tırstığım için lavaboya elimi yüzümü yıkamaya gittim birkaç dakikalığına. Salondan çıkarken Can Baba bu insan azmanı köpekle hafiften güreşmeye başlamıştı... Geri döndüğümde gördüğüm manzara karşısında bağırmaya başladım: "Cumhur abi yetişiiiiiin Can Baba tuş olmuuuuş!.." Salona koşturan Cumhur abi ve eşi şu manzarayla karşılaştılar. O insan azmanı köpek Can Baba'nın üzerine çıkmış onu adeta tuş etmişti ve Can Usta boylu boyunca, hareketsiz şekilde yerde yatıyordu. Baba güreşirken sızmıştı! Can Baba'yı kaybettik diye yüreğimizin ağzına geldiği o geceyi hiç unutamam. Onu yatağına taşıdık ve isteği üzerine bir büyük rakı şişesini, tıpkı bir biberon gibi bıraktık başucuna.

Can Baba'yla daha çok anasonlu anılarımız var. Belki ilerki bir yazıda devam ederiz. "Mekânım Datça Olsun" diyerek 73 yaşında aramızdan ayrılan bu özgün insan şimdi Türkiye'nin oksijeni en yüksek yerinde; Datça'da yatıyor. Bilenler bilir, Datça'da hiç terlemezsiniz. O yüzden içmek ayrı bir keyiftir Datça'da. İnsan içtiğini hissetmez. Ben inanıyorum ki Can Baba bu yüzden orada. Ama ben onun içtiğini hâlâ hissediyorum.

Datça şimdi püfür püfür eserken, hayatı boyunca küfür küfür esen "Can" ağabey biliyorum ki: "Şimdi rakı şişesinde olsa da, asla balık değildir!.."

 

CİHAN DEMİRCİ

 

iç/in radikal kitap, 12.08.2003

 

Last modified on Vendredi, 05 Août 2016 17:14
More in this category: « Lîs e*
Login to post comments