adult cartoons
adult cartoons
lesbian cartoon porn

No: 093, Décembre - Aralık - December 2017

articles || makaleler

articles || makaleler (47)

Ellilerin ortasına doğru... Kendimi dünyanın en büyük şairi sandığım yıllar! Robert Kolej’in çıkardığı İzlerimiz adlı dergide Ülkü Tamer’in şiirini okuyunca Gaziantep’e giderek onu tanımayı kafama koymuştum. On sekizime girmemi kutlamak için önce Maraş. Oradan bir çift Maraş Çarığı çektim ayaklarıma. Maraş’ta, neredeyse herkesin, güneşten korunmak için siyah şemsiyeyle yürümesini  şaşkınlıkla seyrederken onlar da kırmızı çarığıma şaşkın şaşkın baktı.  Keşke hep o yıllarda kalsaymışım, çünkü şiirde yaşlandıkça hiçbir zaman büyük şair, iyi şiir diye bir kata erişilemeyeceğini anlıyor insan. Seksenime merdiven dayadığım şu sırada yaşamımın sonuna dek bütünüyle sevebileceğim tek bir şiir yazabileceğime de inanmıyorum.  Şiir böyle bir uğraş işte.  Ey delikanlı yılllarım!

Dimanche, 14 Juin 2015 11:46
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...
063-2nn-mehmet_troy_ozciger-Hawaii-King-Kamehameha

19. Yüzyıl’a kadar tanrısal güçleri olduğuna inanılan şefler tarafından yönetilen Hawaii Takımadaları tarihinde sürekli olarak paylaşım ve liderlik mücadelesi vardı. Pasifik Okyanusu’nun ortasında yer alan, irili-ufaklı 150 adadan oluşan Hawaii, belli kural ve yönetimden uzak, birbirlerinden bağımsız adalar olarak idare edildiler.

Hawaii şefleri içinde en çok adayı kontrolü altında bulunduran şef Kamehameha, sadece sivil halkın yaşadığı bir balıkçı köyüne kanosu ve askerleri ile birlikte gelir ve bölgeyi ele geçirmek ister. Yıllardır barış içinde yaşayan yerliler Kamehameha’nın adalarını işgaline karşı çıkarlar ve çarpışma başlar. Kaleleiki adındaki bir balıkçı yakın dövüş sırasında kayık küreği ile şef Kamehameha’nın kafasına tüm gücüyle vurur. Darbenin şiddetiyle kürek kırılır, Kamehameha da ağır şekilde yaralanır.

Yıllar sonra şeflikler arasında yapılan savaşlardan galip çıkan Kamehameha, 1810 yılında Hawaii Takımadaları’nın ilk resmi kralı olur. Hawaii yerlileri tarafından adaleti ve insan haklarına gösterdiği saygı ile anılan Kral I. Kamehameha, şefliği döneminde savaş halinde bile olsa barış içinde yaşayan insanları silah gücü ile zor kullanarak egemenliği altına almak istemesinin yanlışlığını anlar ve “Mamalahoe Kanawai / Kırık Kayık Küreği Kanunu’nu” krallık yasalarına ilâve eder. Kanun gereği; kral dâhil, tüm saray mensupları ve devlet yöneticilerinin siyasi güçlerini Hawaii vatandaşları aleyhinde kullanmasını ve suçsuz insanların nedeni ne olursa olsun öldürülmesini yasaklayarak, ülkesinde yaşayan çocuk, kadın ve ihtiyarların korunmasını emreder.

Kırık Kayık Küreği Kanunu, Hawaii Adaları Amerika Birleşik Devletleri’nin 50. eyaleti olduktan sonra da geçerliliğini korumaya devam etti. 7 Kasım 1973 tarihinde yapılan referandum sonucu Toplum Sağlığı ve Refahı maddesinin X. Bölümüne, Kral I. Kamehameha’nın ana fikrini yaklaşık 200 yıl önce oluşturduğu; “Devlet; halkının sağlığı ve barışını sağlamakla mükelleftir, vatandaşlarının mal ve mülkünün koruyucusudur” ibaresi demokratik Hawaii Eyalet Anayasası’nda yer aldı.

***

Türkiye Cumhuriyeti’nde ise; askeri darbeler, işkenceler, insan hakları ihlalleri olduğu, Bülent Ecevit’e yazarkasa, Erdal İnönü’ye yumurta ve domates, Kemal Kılıçdaroğlu’na yumruk, Deniz Baykal’a yumurta ve taş, bir şehit cenazesinde AKP’li Enerji Bakanı Taner Yıldız’a yumruk atıldığı, TBMM’de vekiller birbirlerine kurşun sıktığı halde hiçbir değişiklik olmadı, bu gidişle olmayacak da.


28 nisan 2015 / Dünyalılar


Samedi, 06 Juin 2015 20:54
Read more...

Trt 1 Televizyonu’nda bir zamanlar Uzaktaki Yakınlarımız diye bir program vardı. Arada bir dostlarımın sesini duyar onlara sesimi duyururdum Sydney’den. Türkiye’ye tatile gittiğimde de mutlaka Ankara’ya uğrar, bu kez görüntülü olarak sesleşirdim seyircilerle.  Uzaktaki Yakınlarımız var mı şimdi bilmiyorum. Her güzel iş gibi AKP Hükümeti tarafından çoktan biçilmiş, düzgün program yapmaktan başka suçu olmayan yapımcıları belki de Sibirya’ya sürülmüştür. Diz çöküp, yandaş olan kurtulmuştur kuşkusuz!

Dimanche, 17 Mai 2015 12:46
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

Geride bıraktığımız yüzyıl yüksek edebiyatı beslediğini, yeniden ürettiğine tanık olduk. Politik, iktisadi ve teknolojik gelişim yüksek edebiyatın zeminini oluşturmaktaydı. Bu yüzyılın ideolojik, politik hayal kırıklığı sanatçıların algılarında kırılmalar yaratmış dolaysıyla modernizm kökten sorgulanmış nihayetinde de ret edilmeye kadar vardırılmıştır. Modernizmin ret edilme süreci 1970’lerin başında postmodernistler ile başlandığı söylenebilir. Yaşanan bu yüzyılda birçok sanatsal arayış ortaya çıkmış ve itirazlarını eserlerine yansıtmışlardır. Bu eserler dünya çapında kayda değer okuyucu kitlesi de oluşturmuşlardır. Kitlelerin tüketim pratiklerine ve beğenilerine yanıt vermişlerdir. 20. yüzyıl başından itibaren yüksek sanatın taşıyıcısı avangart akımlar belirleyici olmuşlardı.

 

Lundi, 18 Mai 2015 19:55
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

“bu şiir biraz ayıp bayım – şimdiden uyarayım – henüz ilkokuldayken – bakir şehvetlerdi en sevdiğim dersin adı – dersTürkçe, bildiğiniz dilbilgisi – benim öğrendiğim ise – hiç evlenmemiş bir vücudun dili “...  ikincil ruhla pisuar buluşmaları- 31      ÖZGE DİRİK

Mercredi, 29 Avril 2015 12:15
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

060-2nf-cinsel_iliskide_rza_mefhumu-ENG

A short one today as my life is currently very complicated and conspiring against my preference to spend all of my days working out what to blog. But do you know what isn’t complicated?

Consent.

Mercredi, 25 Mars 2015 21:50
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

[Çeviren: YB/5Harfliler.com]


060-2nf-cinsel_iliskide_rza_mefhumu

Alt başlık: Çay yapma metaforuyla. Tane tane. (Sekste rıza kavramını bir çay metaforuyla anlatan şu yazıdan Türkçe’ye çevrilmiştir.)

 

Eğer hâlâ anlamakta zorluk çekiyorsan, biriyle seks başlatmaya çalıştığını değil, ona çay hazırladığını düşün.

“Çay ister misin?” diyorsun ve sana “Tabi ki! Harika olur! Teşekkür ederim!” diyorsa bil ki gerçekten çay içmek istiyor.

Mardi, 24 Mars 2015 13:23
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

Blacktown semti kent merkezine trenle elli dakika uzaklıkta. Sık sık yürüdüğüm için bilirim, evimin istasyona uzaklığı yarım saat. Şair-avukat Ata Karazincir, arkadaşı Serhat Yıldırım’la altı günlüğüne Sidney’e geldi.  Sağ olsun her gelişinde ısmarladığım kitapları- dergileri, bir de Adana’dan şair Mehmed Arif B’nin (Mehmet Bacaksızlar) yüklediklerini getirir. Bu onuncu gelişi Avustralya’ya. Akrabası o kadar çok ki, kısa süre kalacak olduğu halde bana zaman ayırdığı için sevinçliyim. Bağımlısı olduğumu bildiğinden mutlaka incir de getirmiştir! Sırt çantama Ata’ya vereceğim şeyleri (buraya listeyi çıkarmak görgüsüzlük olur) yerleştirip düştüm yola.

Mardi, 07 Avril 2015 13:10
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...
060-2nf-babam_uzerine-ali_nesin

Yazar Aziz Nesin’den değil, babam Aziz Nesin’den söz edeceğim. Herhalde benden beklenen de bu. Kendimi anılarımın akışına bırakıp daldan dala atlayacağım. Herhangi bir anafikir peşinde koşmayacağım.

Mercredi, 18 Mars 2015 19:54
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

Van, Muradiye Ernis köyünden, çiftçi Sadık Bey ve Nigar Hanım’ın oğlu, 6 Ekim 1923 Adana, Hemit doğumlu, Kemal Sadık Gökçeli’yi, bu kez kalanlar değil, gidenler anlattı...

060-yasar_kemali_nasl_bilirdiniz-ercan_kesal

Lundi, 09 Mars 2015 19:38
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

-1955 güzü Budapeşte’de bir klinik odasında Macaristan’ın ünlü kalp doktoru Littmann İmre kulağındaki aygıtla, konuk şair Nazım Hikmet’in sancılı yüreğini dinlemektedir. Şairin gözü doktorun masasındaki cam kavanoza takılır. İlaçlı sıvıyla dolu kavanozda bir kalp vardır. Genç bir kadının kalbi... Daha sırtına geçirdiği gömleğini iliklemeden merakla kavanozdaki yüreğin sırrını sorar doktoruna şair. Ve “Kavanozdaki Yürek”in öyküsünü şair dostuna anlatmaya başlar doktor-

Lundi, 02 Mars 2015 12:58
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

Zaman beni sürükleyen bir nehir

ama nehir benim,

o beni parçalayan kaplan

ama ben kaplanın kendisiyim.


Jorge Luis Borges

Mercredi, 04 Février 2015 22:46
Read more...

Türkiye sosyalist hareketinin çınarlarından Rasih Nuri İleri’yi 6 Aralık sabahı yitirdik. 94 yaşındaydı. Son yıllarda bedeni hayli yıpranmış olsa da belleği pırıl pırıldı. Tüm yaşamını işçi sınıfı davasına ve komünist harekete adamış; sayısız kitaba imza atmış bir aydındı. Eşi bulunmaz bir arşiv hazinesinin de sahibi idi. İstanbul Kuledibi’ndeki Doğan Apartmanı, ünlü ressamların tabloları, komünist önderlerin özel fotoğrafları, mektupları ve elyazması nadide kitaplarla bir “müze-ev” gibiydi...

Mardi, 23 Décembre 2014 18:21
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

Küçük burjuvanın burnu büyük bazı yazarları ikide bir soruyorlar: "Halk edebiyattan anlar mı?"

Gerçekte, "Halk, edebiyata uzaktır, ondan ne anlar!" demek istiyorlar.

Oysa, halk edebiyatla ilgilenmeseydi, ondan anlamasaydı yüzyıllardır yaşayan o güzelim masalları, hikâyeleri, şiirleri, türküleri, ağıtları, fıkraları, bilmeceleri, atasözlerini nasıl yaratırdı? Dedem Korkut'ları, Yunus Emre'leri, Pir Sultan Abdal'ları, Nasrettin Hoca'ları, Dadaloğlu'ları, Serdari'leri, Karacaoğlan'ları, Aşık Garip'leri, Köroğlu'ları, Emrah'ları nasıl yetiştirir, eserlerini canı gibi koruyup çağdan çağa, kulaktan kulağa nasıl sevgiyle saygıyla iletirdi? Uzun ve zengin bir kültür/sanat geleneği olan halkın, edebiyattan anlamadığını düşünmek, onu tümüyle bilgisiz, görgüsüz, zevksiz sanmak ancak halkı tanımayan, kendini beğenmiş burjuva aydınların bir yanılgısı sayılmalıdır.

Samedi, 08 Mars 2014 17:00
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

 

LIBRARY-ART-1ysoy-sasmazer_nilufer-35_senelik_kisisel_arkeoloji_occ-istanbul_art_news-foto_isik_kaya

İstanbulArtNews / Ocak 2014 / Röportaj: Nilüfer Şaşmazer / Fotoğraf: Işık Kaya

Plato Sanat’ın organize ettiği Portfolyo Serisi başlığı altında çalışmaları yer alacak ikinci sanatçısınız ve bu seri biraz da retrospektif yanı olan bir seri. Sizce retrospektif bir sergi açmanın vakti gelmiş miydi?

Bu sergi benim için biraz değil, tam bir retrospektif. Zaten Marcus Graf da ilk öneriyle geldiğinde, sana retrospektif yapmak istiyoruz diye ifade etmişti. Ve, evet, sanırım vakti gelmiş. Sergiyi ziyaret edenler 1978′den bu yana yaptığım çalışmalardan öne çıkan örnekleri görebilecekler. Salonun izin verdiği ölçüde, olabildiğince çok iş sergilemeye çalıştık. Buna karşın bazı seriler yer almıyor. Hepsi dikkate değer olmasa da 35 senenin ürünü günyüzüne çıktı.

Lundi, 13 Janvier 2014 14:50
Read more...

Hep bunu düşünüyorum. Zorlamadan, kendiliğinden düşündürüyor beni. Sanıyorum bu, sanatla falan değil doğruca yaşamanın kendisiyle ilgili. Düşünün, on yıl önce bir şiir yazmışsınız; bazı evrimler, gelişmeler geçirmişsiniz ama bugün de aşağı yukarı o eski yapıda, eski durumda başka şiirler yazıyorsunuz. Dünyada ve zaman içinde durduğunuz yer değişmemiş yani. Yahut eteğinizi bir yere çakmışsanız, siz yürüyorsunuz  sözüm ona, ama ardınızdan bir iplik uzuyor. Sizi o çakıldığınız yere bağlıyor. Diyorum ki insan,  nerede ise orada olmalıdır. Hiçbir dükkânda, hiçbir otelde, hiçbir komşuda bir şeyinizi unutmayınız. Bağlarınızı koparın. Derli toplu, hemen gitmeye hazır, köksüz.

Dimanche, 29 Décembre 2013 19:46
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...

LIBRARY-ART-cetao-gunay-yorgun-gunesi-sondurecegiz-PLATANOV

6 Ocak 1951 tarihli Literaturnaya Gazeta (Edebiyat Gazetesi), içlerinde Boris Pasternak, Mihail Şolohov, İlya Ehrenburg’un da bulunduğu bir grup yazar tarafından kaleme alınmış bir ölüm ilanını yayımladı. İlanda, Andrey Platonoviç Platonov’un 1899 yılında Voronej şehrinde doğduğundan, 13 yaşındayken bir lokomotif fabrikasında çalışmaya başladığından, 1919’da Kızıl Ordu’ya katıldığından, arazi ıslahı ve elektrifikasyon alanlarında ülkenin çeşitli bölgelerinde çalıştığından, Potudan Nehri, Ustanın Aslı gibi öyküler yazdığından, İkinci Dünya Savaşı yıllarında cephede Krasnaya Zvezda gazetesi muhabiri olarak görev aldığından söz ediliyordu. “Andrey Platonov Sovyet halkına sıkı sıkıya bağlıydı. Yüreğinin gücünü ona adadı, yeteneğini ona verdi,” deniyordu yazının sonunda. Yine aynı sayıda, SSCB Yazarlar Birliği, Platonov’un uzun süren ağır bir hastalık sonucunda öldüğünü birkaç cümleyle bildirmekteydi. Her iki ilanda da Platonov'un Can'ından, Çevengur'undan, Çukur'undan söz edilmiyordu. Zira Andrey Platonov’un dünyamızdan göçüp gittiği 1951 yılında Sovyet iktidarı bu eserleri birer tehlike odağı olarak görmekteydi.

Lundi, 13 Janvier 2014 09:52
Published in articles || makaleler
Written by
Read more...