cartoon porn tube
porn cartoons
cartoon xxx

No: 089, Août - Ağustos - August 2017

nouvelle || öykü || story

nouvelle || öykü || story (9)

İzmir'de doğup büyümüş, Kız Lisesi'nin orta bölümünü bitirerek Lise'ye kaydını yaptırmış bir genç kızdı. Sarışın, mavi gözlü, boylu poslu bir Ege dilberi işte!
Bir sabah yaz aylarında çalıştığı tütün mağazasına giderken, adamın biri gel sen yolunun önüne dikil ve gözlerini ayırma genç kızdan. Adamın biri dediğimize bakmayın, yirmisinde ancak ya var ya yok!
Cemal ile Gülperi birbirinin yüzüne dalıp gittiler. Sanki ateşe düşmüşler gibi titrediler. Sonra birkaç sabah daha aynı rastlantıyı yaşamak için ayaklarını sürüdüler!
Cemal dedi ki:
"Ben Karaburun'da yaşıyorum. Anam, babam, kardeşlerim oradalar. Kabul edersen seni götüreyim yanlarına!"
Karaburun Karaburun olalı, bu kadar güzel bir kız görmemişti sanki!
"Kim kız, o kız?"
"Behçet'in Cemal, tutmuş kolundan getirmiş, Hem güzel hem hanım! Gülüzar Yenge: 'Gelinim diye demiyorum!' diyor, ' Vallahi de tallahi de çok cana yakın maksum. Bana: 'Anne!' diyor, başka bir şey demiyor!"
Üç gün sonra mı, yoksa beş gün mü? İskele'nin bu güne kadar on çuval un elemiş bir avuç kadını, oturmuşlar öğlene yetiştirecekleri ada soğanı böreği için yufka açıyorlardı.
Birisi:
"Öyle geriden bakmakla olmaz Gelin Hanım!" dedi. 
"Otur birkaç yufka da sen aç bakalım!"
Gülperi oklavayı ilk kez alıyordu eline. Yine de sesi çıkmadı, bir topan hamuru açmaya çalıştı. Yufka elbette eğri büğrü olmuştu. Başka birisi:
"Gelin Hanım!" dedi. " Git bitişik komşu Bahriye Abla'ya söyle, sana tirsekli tavayı versin!"
Bahriye Hanım:
"Kızım!" dedi, " bunlar seninle dalga geçmişler. Ben şimdi onların hadlerini bildiririm!"
Bahriye Hanım önde, Gülperi arkasında kadınların yanına varmışlar:
"Kız orospular!" diye bağırmış Bahriye Hanım. "Bu genç taze ile alay edeceğinize, biriniz gösterip öğretseniz olmuyor muydu?"
Orospu sözcüğü Karaburunlu kadınlar arasında bir övgü sayılıyordu. Görmüş, geçirmiş, yaşamış, hatta usta olmuş anlamına geliyordu. 
İçlerinde en genç olanı, Gülperi'yi yanına çağırdı:
"Gel otur yamacıma!" dedi. " İçlerinde kötülük yok. Hatta seni çok seviyorlar. Buraya ilk geldiğimde bana yaptıklarını desem şaşar kalırsın. Karabunlu bunlar, akıllar fikirleri şakada, oynaşta!"


[03.07.2017 / facebook]

Mercredi, 26 Juillet 2017 10:03
Read more...

Karaburun İskele'de deniz kıyısında durun ve yüzünüzü kuzeye çevirin! Tam karşınızda bir ada var: Buraya Büyükada diyorlar!
Her sonbaharın başlarında, Gümrükçü Subhi Bey ile kızıl saçlı oğlu Cavit, beni götürüp bu adaya salıyorlardı.
Ben sonbaharı, kışı, hatta ilkbaharın ilk günlerini burada geçiriyordum. Adada yiyecek çok boldu, Balıkçılar da yalakları taze sularla doldururlar, sıkıntı yaşamazdık!
Cavit beni çok severdi, ben de onu çok severdim! Birbirimizden ayrılmamız yüreklerimizde acılar oluştururdu ama ben bir keçiydim, çabuk unuturdum. Cavit beni unutamaz, bazı geceler yastık kılıfını göz yaşlarıyla ıslatırdı!
Mart ayının sonlarına doğru, büyük kayanın tepesine çıkar, adaya yaklaşan tekneleri izlerdim. Sonunda Cavit ile babası gelip beni alırlardı. 
"Kız sen ne kadar şişmanlamışsın?" derdi bana Cavit!
Ona adanın en yakışıklı tekesiyle yaşadıklarımı anlatamazdım!
Bir keçinin doğum yapması ile, bir yazarın öykü yazması arasındaki yakınlığı gel de anlat bu çocuğa!
Her seferinde üç yavru getirirdim dünyaya, üçü de bana benzerdi. Anne olmayan bilmez: Yavrularımı emzirirken duyduğum sevinci! Yaşıyor olmanın ve doğanın beni zorunlu kıldığı görevleri yerine getirmenin mutluluğunu!
Ben yeşil çimenlerin üzerinde uzanıp yatarken, çevremde koşup eğlenen çocuklarımı izleyip, bir bal arısının getirdiği nergisi koklardım!
Ayrılık günü gelip çatardı. Cavit:
"Üzme kendini!" derdi bana. "Bijen Hanım iyi bir kadındır. Üstelik okumuş, etmiş! Onun da iki oğlu var. Senin çocuğunu da öz evladı gibi bakacaktır!"
Çocuğum iri yarı bir adamın omuzlarında yeni evine giderken, Bijen Hanım:
"El bebek gül bebek büyüteceğim ben bunu! Boynuna altın kolye bile takacağım!" diyerek bana bakıyordu.
Çocuğum avaz avaz bağırıp uzaklaşırken, kardeşleri:
"Anne!" diyorlardı. "Nereye götürüyorlar Yusuf'u?"
Benden habersiz Yusuf mu koymuşlar çocuğumun adını?
"Peki, sizin adlarınız ne?" diye soruyorum.
"Ben Hamdi!" diyor birisi. Öteki: "Benim adım da Uğur!" diyor. 
Hamdi ile Uğur'u kimselere vermedim. Okuttum, eğittim. Hamdi Doktor bile oldu!


[04.07.2017 / facebook]

Mardi, 18 Juillet 2017 10:03
Read more...

087-1yo-basosmanfrat-otekilermonologu

[TIKLA]

iç. beşparmak, S. ? / Ocak-Şubat 2003, s. 3

Vendredi, 26 Mai 2017 13:30
Read more...

078-1y-pinarfatih-pervani

 

 

Yaklaştıkça uzaklaşılan bir yere doğru gidiyoruz. 92 km’lik yolu bir gün boyunca alamamızdan belli. Tek bildiğimiz doğuya doğru gittiğimiz. Olmayan bir yere, hayali bir ülkeye gittiğimiz duygusu ‘Deşt-i Buhara Geçidi: 1410 metre’ tabelasını görünce yerini Fizan’a gittiğimiz duygusuna bırakıyor. ‘Danila Geçidi: 1565 metre’ tabelasını görünce arabadan inip sol yanımdaki Botan Nehri’nin aktığı vadiye bakıyorum. Aklım yuvarlanıp gidiyor. Coğrafyanın da delirebileceğini görüyorum. Eğer varsa Fizan, ancak böyle bir yer olmalı. Kendime gelmek için başımı kaldırdığımda karşımda 2444 metrelik Körkandil Dağı’nı, arkamda 2838 metrelik Herekol Doruğu’nu görüyorum. Zaten vertigoya ilk kapıldığım yer burasıdır. Ne zaman dengemi kaybetsem kulaklarımda Botan’ın uğultusu çınlar. Başım dönüp düşecek gibi olsam, sırasıyla Şırnak, Van, Bitlis, Batman ve Mardin’i görür, olduğum yere, Pervari’ye yığılır kalırım.
Dimanche, 21 Août 2016 17:25
Published in nouvelle || öykü || story
Written by
Read more...

Çağın birinde, Kimler ülkesinin Kimsecikler ilinde Kimcik adında bir kılağıcı varmış. Artık kullanılamaz denilen bıçakları, nacakları ağızlar; yeniden uç açar, kılağılarmış.

Kılağıladığı ağza düşen bir akasya yaprağı iki olur inermiş yere. Gizini kimseye söylemez, kimseye göstermeden işini yaparmış.

Suskunluk suyundan çıkmayan, kırçıl sakalını ince beline iki dolam saran Kimcik, konudan komşudan, kurttan kuştan sesini esirger, ellerini göstermekten de sakınırmış.

Her dirinin başına geleceği gibi, Kimcik'in de tükendiği gün gelmiş. Bir baltanın körelmiş ağzıyla didişirken; dirim güresi bitiverince yıkılmış oracığa.

Kondaşları, komşuları kapı açık olsa bile içeri girmezlermiş. Dışarıdan seslenerek, alırlarmış kılağılanmış gereçlerini. O gün de iki orak ile bir sındıyı almaya gelen komşuları, uzun uzun seslenmelerine karşın; Kimcik'e duyuramamışlar kendilerini. Akşama doğru gelir alırız diyerek ayrılmışlar oradan. Günbattı sularında gelip, yine seslenmişler içeriye. Yanıt gelmeyince, bu kez bitişik komşusu çanakçıyı çağırıp; birlikte girmişler içeriye.

Kimcik gömüldükten sonra, çanakçı komşusu Kimcik'in sesini işitenin yalnız kendisi olduğundan söz etmiş. Ellerini görüp görmediği sorulunca kapı komşusu Kimcik’e öykünmeyi seçmiş; suspus olmuş.

Çok iyi bir usta olduğundan, kılağı alırken elini kesmeyeceğini savlayanların yanında, sol elinin bilekten kesik olduğunu söyleyenler de çıkmış. Nedir, kimse bir tırnağının ucunu bile görmediğinden, ne dedilerse belleklerde yer etmeden uçup gitmiş. Derken biri orağının, öbürü tırpanının öyküsünü anlatıp; yirmi yedi yıldır ona komşuluk yapan çanakçı da bilmiyorsa kimsenin bilemeyeceği üzerinde birleşmişler.

Yıkayıcı geç gelmiş olsa da onların hangi bilinmeyenin eteklerine dolanıp yorulduklarını anlamış. Ayağa kalkıp, kıçlarıyla yerden aldıkları tozu silkerek yola koyulmakta olan kondaşlarına Kimcik’in sol başparmağını görüp görmediklerini sormuş. Hepsi bir ağızdan  “hayır” diyeceklerken, ağızları açık kalakalmış. Yıkayıcı, kendisine dönmüş sasıyan açık ağızlara daha çok dayanamayınca sıkılığıyla övündüğü ağzını açmış. Kimcik’in sakalına sinmiş kılağılardan girmiş, yağlı kara taşa dönmüş sol başparmağının kemiğinden çıkmış.

Kimcik, kılağıladığı bıçakların, orakların, sındıların ağzındaki kılağıları payam yağı sürdüğü başparmak kemiğiyle alıyor, sakalıyla siliyormuş.

Mardi, 26 Juillet 2016 17:23
Read more...
075-3nn-pinarfatih-ingalig_koyu

2002 yılında ve Batman’ın Sason ilçesindeyiz. Daha doğrusu Sason’un Dağları’ndayız. İnsanın aklını başından alan bir hava. Doğanın çıldırdığı bir mevsim: İlkbahar. Dağlar, gövdesi bahar yeşili, başı kar beyazı, etekleri su mavisi bir bayram çocuğu gibi. Börtü-böcek, insan-kuş kim varsa sevinçten çıldırmış, bayram çocukları gibi birbirine sarılıyor. Bir gün 3000 metrelik Meleto Dağı’nın tepesindeyiz, diğer gün mavi bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan Sason nehrinin kıyısında. Batıya gitsek Diyarbakır’dayız, doğuya dönsek Bitlis, aşağısı Batman yukarısı Muş.

Dimanche, 05 Juin 2016 09:23
Published in nouvelle || öykü || story
Written by
Read more...

Bir gözüm annemde. Epeydir ama. Bir açım… Bir açım… Öyle böyle değil; kavruluyor midem. Bir şey geçmedi şu döküntülü boğazımdan.  İki gündür.

Baktım bir gözüm yetmiyor anneme bir şey demeye. İki gözümü saldım üstüne. Akıntılı, kurumuş çapaklarla yarı kapalı. Yarım gözlerle bakıyorum demektir…  İki yarım bir eder;  doğrusu bir gözle bakıyormuşum. Görüyor beni, biliyorum. Tanımıyormuş gibi oralı olmuyor. Küçüğüm daha. Çok küçük; üstelik ayaklarımdan biri birazcık kısa. Hangisi? Bilmiyorum hangisi.

Dimanche, 15 Mai 2016 15:59
Read more...

Sen dersini yine doğru yapmamışsın Meryem. Gel bakalım yanıma!

İsteksizce kalkardın arkadaki sıradan. O yol bitmesin diye adımlarını kısacık atar, tombul ayaklarını sürüye sürüye, korkarak ve tiksintiyle giderdin masasına. Giysilerine sinmiş sigara kokusunu ve sana çarpan nefesini sevmezdin. Sararmış bıyıklarını, kahverengiye çalan dişlerini, kirpiklerine yapışıp kalan o kurumuş çapakları yakından görmek istemezdin. Önlüğünü beline sıyırarak seni kucağına oturtuşundan, yamuk yumuk kocaman bir “A” çizerken sen; onun kıllı ve kocaman ellerinin vücudunda dolaşıyor olmasından hoşlanmazdın. Çocuk bedenini ileri geri sarsmasından, seni kucağına sıkı sıkı bastırmasından, gittikçe hızlanan soluğundan nefret ederdin. Kocaman A’yı yine doğru yapamazdı titreyen ellerin. Bir daha yazdırırdı sana, bir daha, bir daha… Sonra sıra kocaman bir B’ye gelirdi. Sınıfa umutsuzca göz gezdirirdin. Biri fark etsin isterdin. Bir anormallik vardı sanki. Altı yaşındaki çocuk yüreğinle hissederdin; yok muydu acaba? Emin olamazdın. Ders böyle mi yapılırdı? Bilemezdin. Artık acıyan canın ders yapmak istemez nemlenen gözlerini de kimsecikler görmezdi.

Mercredi, 06 Avril 2016 18:28
Read more...

I

Biraz sonra yönetim katındaki  toplantıda buluşacaklarından habersiz, asansörde bulunan bu üç kişinin ortak yönü aynı iş yerinde çalışıyor olmak. Göz aşinalığı sadece... Işıkların bir an sönüp tekrar yanması, asansörün kısa duraklamadan sonra  gidilmek istenen yönün tersine hızla yukarıya çıkması, hepsinin  gözlerinden  saçılan korkuyu dört metre kareye yığdı. Kadın kıpırtısız kaldı. Siyah saçlı delikanlı –yirmi beşinde ya var ya yok- şaşkınlığını kısa bir ünleme sığdırdı: “Hoppalaaa!”. Jölenin sultasında arkaya taralı, simsiyah saçları onun kadar şaşırmadı, kıpırdamaları yasaktı galiba. Kumral seyrek saçlı, kelli felli adam, korkudan   kanatlarıyla kendini oradan oraya atmaya başladı.

Lundi, 25 Janvier 2016 14:23
Published in nouvelle || öykü || story
Written by
Read more...