lesbian cartoon porn
porn cartoons
famous cartoon porn

No: 100, Juillet - Temmuz - July 2018

Mardi, 09 Août 2011 13:21

Muhammed Ali' nin kıldığı dava

Muhammed Ali' nin kıldığı dava
Yok meydanı değil, var meydanıdır
Muhammed kırklara neyiz eyledi
Âr meydanı deği er meydanıdır

Kırklar özünü bir araya kodular
Anlar cenazesin susuz yudular
Deveyi gördün mü gördüm dediler
Ört elini eteğin sır meydanıdır

Varlığın yerde ara bulasın
Gezdiğin yerlerde makbul olasın
Sakla sırrını kim settar olasın
Çek çevir kendini kâr meydanıdır

Ne diyeyim şu erkânı kurana
Yuf çekerler bu meydana yalana
Üç yüz altmış merdiveni bilene
Kör meydanı değil, gör meydanıdır

Abdal Musa Sultan gerçek er ise
Ali' yi sevenler muhip yar ise
Hakkı' nı maksuduna erem der ise
Urganı boynunda dâr meydanıdır

(iç. Mustafa Ertugrul Kaan, "Haci Bektas-i Veli, Bektasilik, Bektasi, Nefesleri", Gayret Kitabevi, İstanbul,1964 )

 

Vendredi, 30 Septembre 2011 08:55

kuşbakışı

senin bakışın sevgilim
senin bakışın
bulutlarla yanak yanağa gezen kırlangıç
uçurumların anlamını bilen albatros
yağmurlu günlerde güneş devrimi yapan güvercin
senin bakışın
telefon kulübesinde sesimle sevişen kumru
gökgürültüsünün üstünden geçen turna
emeğin kavgasına kanat veren kartal
senin bakışın sevgilim
senin bakışın
"çok uzaklara gitmeliyim kendimi bulmak için" diyen leylek
"uzaklara gidersen yitirirsin yakınındakileri" diyen serçe
baştankara, içimdeki yazı bahçesine dadanan

sevgilim
senin bakışın
kısa otlara uzun dalların öykülerini anlatan çalıkuşu
çocukluğumun şeytan uçurtmalarıyla yarışan saka
aynanın önünden yavaşça  geçen tavuskuşu
sevgilim
ışığın yırtıldığı yerde gökyüzünü bekleyen ispinoz senin bakışın
gökdelenin bodrumunda yuvasını arayan tarlakuşu
odun kafalıları hırpalayan ağaçkakan
sevgilim
savaş gemilerinin üzerine yağan martı senin bakışın
senin bakışın
geceyi, seviştikçe kanadı kanayan geceyi
---------boşluğun ıslığıyla aralayan yabankazı
gerçeküstü pelikan,
---------gökyüzünde su kanalları açan pelikan
"yakaladığım en büyük balık sensin" diyen yalıçapkını senin bakışın

sevgilim
senin bakışın
konduğu ağaçlara bir bir sarıldığım ardıçkuşu
sürüden erken ayrılan bıldırcın
cerenin sırtında uyuyan keklik
sevgilim
senin bakışın yağmurkuşlarının nem bolluğu
yıldızların felsefesini bilen kukumav
cennet papağanı, yatağımda gökkuşağını uyutan
kuşların müzik öğretmeni bülbül
senin bakışın
ezilenler başkaldırdıkça sevinçle öten kızılgerdan
sinema karanlığında dudak çırpan İstanbul kuşu,
öyle bir kuş varsa eğer
geceyle gündüzü tüylerinde eşitleyen saksağan

sevgilim
senin bakışın
mutsuzluğa gagasıyla gülümseme biçen kayaşakrağı
yapraktan çimene haber götüren ötleğen
Van Gölü'ne gölgesi vuran atmaca
Aladağlar'da iç geçiren şahin
senin bakışın
denizcilerin unuttuğu bahri
gemicilerin unuttuğu suyelvesi
sevgilim
hiç unutmadığım yelkovankuşu senin bakışın

yüzümdeki gökyüzü
bakışlarındaki kuşlarla tanıdı kendini
sevgilim senin yüzün
senin yüzün
eski kuşların yeni seyir defteri


---

Bu şiir, Akgün Akova'nın "Aşk ve Kuyrukluyıldız" ve "İki Şair arasında, İstanbul" adlı kitaplarında yer almıştır.


Yer Aldığı Seçkiler:
* Türk Edebiyatından Aşk Şiirleri, Hazırlayan: Metin Celal, Alfa Yayınları, 2001

Samedi, 03 Décembre 2011 00:12

I am not a fighter but a rose grower

-------------------- translated by ender gürol

1.
There! The spring is in once again;
my hair exposed to winds,
hail! I say to the Earth where I’m in exile;
Hail! The home
of insects, volcanoes, winds and oceans.
Our little garden,
the planet where I was born,
I am looking at the calendar: it’s March,
yet I am hit against April.
If you want to know the name of the beauty
---------- with whom I exchange kisses, it’s May.
It was I who had planted the rose bushes
-------------------- flirting now with stars.
For I am not a fighter but a rose grower.

2.
I am strolling on
---------- the frozen northern sea.
Drilling the ice with their steel drills
---------- the Swedes hunt fish in a state of sleep.
The March sun, stretching its hand out from
---------- half open clouds, pulls our hair:
over my head hover ‘dark thoughts’ about the world;
I am afraid of man’s ferocity,
---------- Of weapons,
---------- ---------- wars and religions…

If one day I lose
---------- all hope from ‘human’ beings,
---------- ---------- bury me in this poem;
for, I am not a fighter but a rose grower.

3.
Do you know another planet
---------- smelling of tea and apples?
Are you the master of
---------- volcanoes and rainbows? No!
You’re but a passing visitor upon this Earth
---------- with a return ticket in your pocket.
You’ll be kissed by God some day
---------- ---------- ------ on an abyss.
There’s a city among the clouds, there
---------- ---------- ------ shall you go.
I happen to be a tiny cell of nature, brother to
ants, butterflies, trees, stars and waters.


4.
‘G’ stands for the gullet of the city
‘e’ is more feminine that ‘a’
‘C’ can not be any one else than Cemal Süreyya.
‘I’ ? Who is he?
-Ilhan Berk, surely
Making his rounds at Bodrum
---------- in his car of poems.
carrying in his pocket ‘Fields of words.’
K. known to everybody : Kerim
my son
the handsomest of all the lads in the world
13 years old
abandoned tennis
to write criticisms on books
---------- Salihli is the district,
where the mountains are purple
must be blossoming now
---------- --------------- in clusters.
In the International Fair of İzmir
---------- sailors are strolling with lilacs on their heads
instead ordinary caps;
---------- high school girls
---------- -------- chatter about their boyfriends…
There! A kiss out of the blue
---------- -------- hardly ever to be forgotten
coy
--- and
--- --- fugitive.

5.
I have a secret date
---------- with a pigeon, its back buried
in the valley: our house
---------- is a dried river bed
the evening becomes color of rose
---------- as we exchange  kisses.
O the sunset!
---------- It’s a plot anyhow;
while love is to get enrolled to life
You know what you should do? Just go!
Befriend a mountain range,
stand trial with the birds!

For, a bird
---------- does not move aside its voice
to avoid colliding with the spring.

6.
There! Spring again;
---------- my hair exposed to the winds,
Hail I say to the Earth
where I am but an exile.

It was I who had planted the rose bushes
---------- flirting now with stars.
For I am not a fighter but a grower of roses.

 

-------------------- iç. "Bir Irmakla Düello Ediyorum", Oğlak Yay., 1995

Mercredi, 18 Juillet 2012 19:38

du bakalım - ahmet güntan

dubakalim_-_kapak
Mercredi, 20 Avril 2011 17:50

le jour

Je marche sur le chemin de la nuit.

 

Les lampadaires allumés m’éclaire à travers le chemin.

Mais soudain ils s’éteignent et le jour apparut,

Le jour que j’attendais et je lui parle,

De tout et de rien, je suis content.

Le jour m’éclaire sur le chemin de la vie.

Dans vingt quatre heure le jour évolue,

Au début c’est l’aube, après c’est la matinée, l’après midi et enfin,

Le soir le jour s’éteint.

Mardi, 09 Août 2011 13:10

Ben hocamdan böyle aldım dersümi

Ben hocamdan böyle aldım dersümi
Okur idi meliften baya deyu
Kimse bilmez şu dünyada sırrımı
Ta ezelden çağırırım Hû deyu

Kimi azadlayup kimi fakıdır
Kimin döğüp kimin söğüp okudur
Dediler bu meydan kimindir hakkıdır
Kim dedi ki şu murdarı ye deyu

Evvel ekşi narken üzüm çoğ iken
Davut sofradayken biçak yuğ iken
İsmail' e inin kurban sağ iken
Kim dedi şu lokmayı soy deyu

Fatma ana can Ali' nin gülünü
Miraçtan inerken öpmüş elini
Hak, Yezid' e kokturmadı gülünü
Muhammed' in yadigârı bu deyu

Abdal Musa'm anda bir dolu içtim
İçtim ol doluyu kendimden geçtim
Aşk ateşine yandım tutuştum

(iç. Mustafa Ertugrul Kaan, "Haci Bektas-i Veli, Bektasilik, Bektasi, Nefesleri", Gayret Kitabevi, İstanbul,1964 )

Vendredi, 30 Septembre 2011 08:53

duygu

seni kimse anlamıyor Duygu
yıkandığın su, yürüdüğün yol, omuzunda gezinen melek
şemsiyende sayı saymayı öğrenen yağmur
sarmaşık gibi yüzüne sarılan ayna

seni kimse anlamıyor Duygu
binicisiz atlar, yeleli gece, elini altına soktuğun yastık
hep başkalarının sevdiği şarkıları çalan radyolar
kırmızı şarap gibi alnında gezinen ateş

seni kimse anlamıyor Duygu
denizdeki şişe, şişedeki mektup, mektuptaki söz
tuttuğun günlüğe düşen gölge
kuruttuğun çiçeklerden uçup giden koku

seni kimse anlamıyor Duygu
kırılan bardak, taşan süt, eteğine sıçrayan çamur
yorgunlukta başını dayadığın omuz
rüzgarın getirip pencerenin önüne bıraktığı kuştüyü

seni kimse anlamıyor Duygu
yıldırım aşkları, boşanma davaları, evine dönen yolcu
aşkını Portofino mu Mortofino mu,
-------------neyse işte öyle bir yerlerde bulduğunu şarkısında anlatan adam
ve mırıldanan
yalnızca mırıldanan kalabalıklar kentin iç organlarında

seni kimse anlamıyor Duygu
yaşını başını aldığı halde neden teyze olmadığını
-------------------------------------------kimsenin bilmediği Güzin Abla
bilginin kurutulacak bir çamaşır olduğunu sanan okul
bir terliksi hayvan olduğunu
----------ve tek hücreli canlılar gibi bölünerek çoğaldığını düşünen devlet

seni kimse anlamıyor Duygu
ayın arkada kalan karanlık yüzü
aşkın sana bakan yaralı yüzü
ve kayarlarken dilek tuttuğun yıldızlar

'Birisi çıkıp
yalnızca
beni ben
olduğum için
sevsin
Tanrım!
Ama
geç olmadan,
olur mu?'


---


Bu şiir, Akgün Akova'nın "Sevdiğim Kadın Adları Gibi (1. Kitap)" adlı kitabında yer almıştır.

Yer Aldığı Seçkiler:
* Kocaeli Günümüz Şiiri Antolojisi, Hazırlayan: İhsan Topçu, Kocaeli Üniversitesi Yayınları, 2005
* Varlık Şiirleri Antolojisi, 1993 - 2003, Hazırlayan: Enver Ercan, Varlık Yayınları, 2003

Samedi, 03 Décembre 2011 00:03

mozart and mediterranean

-------------------- translated by ender gürol

1.
The image of Mozart and the Mediterranean in my pocket,
I am on my way on a violet exile
to become a tenant of mountains and rains.

I am measuring my life in terms of pains, deaths and oceans.
I’ve left endless days behind me full of affection that had revealed me;
Now, with glorious eroticism, I’m washing my wounds in the Atlantic Ocean.

I’m kissing your nipples exposed to the wind
I’m kissing your mouth the most sensual in the world.
For, I am a slave to love and to the scent of rose.

2.
I am as though seated within a double-bass,
my body rent asunder in the poppy fields;
in all my photos rains and sorrow shower.

Mine is a sorrow carried by a yellow street-car;
its wick has the taste of the Amasya apples.
That must be the reason: a sad tune is
my face;
the cigarette between my lips is thinner than the wing of a butterfly.

3.
How you debilitated the splendid young men in prison cells;
we died, we were exiled, but we never surrendered.

A new age is dawning from the spikes of suffering.
Come on! Geometry notebooks and color pencils!
We’ll trace a brand new sky.

4.
Can you feel the stars breathe?
You also have a star and a little sky…
squeezed in between two streets.

A full moon color red wine
swaying to and fro between
the collars of your white shirt.
Hold it! Let your hands turn into pigeons.

The image of Mozart and the Mediterranean in my pocket,
wherever I go I am an exile;
rain and sorrow shower on in all my photographs.

And the exiles have no God.

 

-------------------- iç. "Mozart ve Akdeniz", Cem Yay., 1992

Lundi, 08 Août 2011 14:54

Horasan' dan Rum'a zuhur eyleyen

Horasan' dan Rum'a zuhur eyleyen
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi
Binip cansız duvarları yürüten
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi

Doksan altı bin Horasan pirleri
Elli yedi bin de Rum erenleri
Cümlesinin serfirâzı serveri
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi

Balı' m Sutlan arkadaşı yoldaşı
Kızıl Deli Sultan' dürür hem eşi
Abdal Musa Sultan dersen ne kişi
Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi

(iç. Asım Bezirci, Türk Halk Şiiri, Say Yayınevi, İstanbul - 1993 )

Vendredi, 30 Septembre 2011 08:51

barış nedir sevgilim

barış nedir sevgilim biliyor musun
bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken
halka açılamadan batan bir şirket
iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış
yoksa
hurdacıya söylediği son sözler mi bisikleti vurulan bir çocuğun
söyle sevgilim
Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur  barış
Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e
çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa

söyle sevgilim
de ki
tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış
saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati
ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melek
de ki
aptalların türküsü
oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış
dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde

de ki sevgilim
içine bayat pil konmuş el feneridir barış
fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların
barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan
kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir barış
kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın
barış
halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde
açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış
patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada

bunların hiçbiri
hiçbiri değilse barış
söyle sevgilim
savaşın düş kurduğu yerlerde
hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcüktür
şu dillerden düşmeyen barış


---

Bu şiir, Akgün Akova'nın "Aşk ve Kuyrukluyıldız" adlı kitabında yer almıştır.

Yer Aldığı Seçkiler:
* Kocaeli Günümüz Şiiri Antolojisi, Hazırlayan: İhsan Topçu, Kocaeli Üniversitesi Yayınları, 2005
* The Turkish Pen 1997, İngilizceye Çeviren: Cevat Çapan, P.E.N. Yazarlar Derneği, 1997

Lundi, 28 Novembre 2011 11:50

jazz and carnations

-------------------- translated by ender gürol

I.
Humans, carnations, jazz
and the world
reach me having stabbed my portrait.
Whatever was stolen in the small hours of the morning
I am stealing the same
----------------- from the Earth.
Trains pass through my room,
--------- restaurants
----------------- winds
----------------- ----- hissing bullets
and child faces rent asunder
in the uterus
--------- over a blue river.

Were I to depict a river
------------------ -but a blue one-
I’d have depicted I think
all the children
that died of starvation, in wars.

-Who’s then the worst bloody tyrant in history?

All right, you did well
In letting me stretch your belly a little too taut
so that moonlight spurted from my gun;
--------- ours are now all the children of the fall.
Whoever entangled
--------- violets in my beard

whoever is wherever
--------- Wherever I’ve pegged my jacket
--------- Wherever the world has been swirled
I am there swaying in the air
with a scorching heartache
--------- reminiscent
------------------- of a
--------- ----- --------- moaning
--------- ------------- --------- saxophone.
If we consider our world as
------------------- a collection
---------- ------------------- on which are pasted
dried corpses of soldiers
--------- and the burnt bodies of
young men whose hearts had been ripped
out from their bodies
------------------- under torture
--------------------------- there our era is reigning!
there each of us is called ‘Freedom’
------------------- that history will record.

2.
My poetry plunders the world
what I insinuate by words is
the orgasm of rivers and doves.
I kidnap myself
------ through balconies
-------------- that move me away from the Earth.

The plaster of my heart
--------------- - was applied
-------------------------- with the raped
April evenings.
Although my chest
-------- has been rent asunder
by dense maquis
what I offer you
-------- ever morning
-------- -------- is flowery rivers.

An argentine tango on the radio,
you know,
-------- is more proletarian
-------- -------- than its American brother
-------- -------- -------- -------- jazz music.
Born in the brothels of Buenos Aires,
-------- Its father Astor Piazella
-------- -------- is still reigning
-------- -------- as a dirty yellow light thief
in all the Argentinian loves and us.
While I and Astor whose hearts are
-------- -------- somewhat more daring
-------- -------- -------- are asking now:

-Who traced the portrait of the sea on our lips?

3.
I’ve taken up my pen in 1988
-------- -------- as though beginning a poem
dangerous and fugitive. I thought
-------- -------- what would poetry mean
for Huseyin, the grocer?
The juvenile wind and heavy heart
a sweet lie, perhaps.
I wonder where exactly a kilogram of white cheese
might be stored in the heavenly vault?
The feeling might be incomprehensible, but
I fear that barking of dogs may sound no more
-------- -------- -------- -------- in ‘the Star Wars’.
Who would tell about the small town
-------- ----------- asleep in the lap of acacias?
To whom can we describe the bliss one experiences
-------- ----------- while holding in one’s hands
the tiny feet of a newborn.
-------- ----------- Well then, it’s plain

-Peace is life’s fiancé.

4.
Silence everybody! I’m going to sing
----- ---- to the mountains, rocks, trees and rivers
I intend to animate the world
----- ---- just like Australian aborigines
by singing songs.
Silence! If we keep silent,
--------- we might perhaps hear
--------- --------- the dialogues between
--------- --------- --------- the fishermen of Istanbul
and the Chinese philosophers.
--------- We can prick our ears to Prague’s heart
--------- --------- -------- from Bebek
in a misty November afternoon.

Silence! If we keep silent,
We may perhaps see
the rosy breasts of the fiancé bitten by
an infantry soldier from Khorassan while on leave.
Silence!
A generation annihilated by bullets and in gallows
Is parading before you
--------- S i l e n c e!
A whole generation of victims
parading before you killed with bullets
--------- S i l e n c e!
He was thrown in front of history
--------- as a piece of bloody flesh
--------- ------ We are lying now in a coffin
to the accompaniment of chants,
--------- ------ expectations
------------------ ------ and colorful dreams.
But
consider my friend

-whose coffin has history been?

 

-------------------- iç. "Allah ve Tango", Cem Yay., 1990

Vendredi, 30 Septembre 2011 08:49

oyuncaklar

ameliyat odasına
alındığında bir çocuk
kapıda
ağlaşarak onu beklerler
yaşamın
kolay bozulan
bir oyun olduğunu bilen
oyuncakları

---


Bu şiir, Akgün Akova'nın "Baba Bana Bağırma" adlı kitabında yer almıştır.

Yer aldığı seçkiler:
* Kocaeli Günümüz Şiiri Antolojisi, Hazırlayan: İhsan Topçu, Kocaeli Üniversitesi Yayınları, 2005

Vendredi, 07 Octobre 2011 10:31

yağmurun tersi

Fırtınada çarpışan iki yağmur damlası
birleşerek düştü yerden göğe
yıkılıyordu gök titriyordu yer
bakışlarınla dokunduğunda elime
o eylül sonu gününde
her çocuk biraz mülteci oluyordu
her fırtına biraz mülteci oluyordu
yağmura tersten yağmayı kim öğretti?

Bir yunus geçiyordu aramızdan
ürkerek geçiyordu elleri soğuk ve karlı
kulağında bebekliğinin ninnileri
görmediğim bir yerde bir kurbağa kuklası
eski güzel şarkılar söylüyordu
sonra bir yunus geçiyordu aramızdan.

Bir kulübe görüyorduk giriyorduk ahşaptı
tahtaları çatırdıyor ve damlalar işte
havada birleşiyordu o eylül sonu gününde
çarpmaktan hiddetli hırsla yağıyorlardı
kulübenin içine fırtına doluyordu
yağmur şiddetle yerden çakıl taşları söküyordu
kanımızı emiyordu kanımız çekiliyordu
damlalara çarpmadan birleşmeyi kim öğretecek?

Bir gece oluyordu aramızdaki boşluk
umutsuz uçurum tek yönlü yağmura
tersten giriyorduk her damla çarpıyordu
acıtıyordu susuyordu acıtıyordu
yine de eski güzel şarkıları söylemek istiyorduk
eskisiymiş gibi ve bir fazla olarak
sonra bir yunus geçiyordu aramızdan.

Lundi, 28 Novembre 2011 11:13

love is the venice of us all

-------------------- translated by ender gürol

Poetry is the empire
of betrothed maidens and maquis.
I, who was brought up courting music;
look, I am posing for a river.
This is the reason why cities dreams of me;
this is the reason why I came
after having scythed a street.
The occupation of a room we had taken up
was a sign denoting the impossibility of catching
the ray of light in my exiled heart

-Love is the Venice of us all.

Poetry is more accessible to me
than a sparrow.
Every spot where my mouth begins with the morning
is a den of terrorism of course.
Neither paved roads nor fleets can save me,
a barbarian with a scathing look.
For my heart has been prohibited like a jazz musician from Prague.
Yet it is a land covered with heath, Chagal it is…
the best answer being the irreversibility of sorrow.

-Chagal is the elder brother of us all.

Revolutions, eroticism, plants, birds’ leftovers
and heath reveal us: a bleeding history
is our defense.
When I turn you round to face me clasping you by your hips
is a festivity challenging death.
A poppy in your hand leaning on the sky
you swiftly pass by through a narrow and yellow street;
a narrow street is everybody’s knowledge;
the blue child cannot possibly evade their faces,
run away no matter how hard he tries.

-Children’s faces have no telephone number.

No, nothing
will ever go by without being hit by my words.
Even though my heart is shattered like a barren land
I shall bear witness to you all! To our age!
In some corner of the Earth
my breast is thronged with cranes and
I am dancing to the tune of blustery winds.
Young and tender a morning is my weapon,
whose butt is engraved
with marks of my younger years and of sadness.

-You know, don’t you, İzmir is my diary.

 

-------------------- iç. "Allah ve Tango", Cem Yay., 1990

Mercredi, 18 Décembre 2013 22:09

Tanrı

Erkektir
Üzgündür
Çünkü karısı ölmüştür.
(1995)
Vendredi, 30 Septembre 2011 08:46

leyla

çocukluğunu yüklediğin kağıt gemiler yağmurda yitip gitse de
her şeye yeniden başla Leyla
yediği zıpkınları çıkarmak için sıçrayan bir balık
renkleri yeniden öğrenen solgun bir gökkuşağı
yolcularını almak için gara dönen unutkan bir tren gibi
her şeye yeniden başla

her şeye yeniden başla Leyla
Binbir Gece Masallarını anlatmaya,
-------------------------Şehrazat'ın bir köleden gebe kaldığı için bıraktığı yerden
yaşamın çelik ipi üzerinde yürümeye, kırık ayaklarınla
umudun sönen sobasına bir kibrit daha çakmaya,
-------------------------ki onun yüreği ateşten geçen kızıl bir rüzgar
her şeye yeniden başla Leyla
Bağdat yolunun kardeşi olan saçlarını uzatmaya
sevgilini okşamaya en unutulmaz yerlerinden
ve onun buz tutan dilini ağzına almaya,
anımsa, kışın donmuş kanatlarını bile çözmüştü bir gece aşk

her şeye yeniden başla Leyla
neşeye mektup yaz, ne zaman çağırdın da gelmedi
isterim ki başka bir kadın adı anımsatsın bana
-----------------------------------------senin adının ardısıra
başka bir kadın adı
yeni bir şiir yazmam için, benzeyen yürek çağrılarına
her şeye yeniden başla Leyla
güneşi ve devrimleri kucağına almaya
ve şairlerden öğrenmeye tanımını aşkın
bir İskenderiye ılgımının taşıdığı Nordbrandt dizeleriyle,
---------'aşk deniz kıyısında bir kente benzer:
---------başka başka biçimde, nice yerlere çıkan
---------bir sürü sokak'
ne güzel demişti Jacques Prévert bir kaldırım taşına oturarak,
---------'aşk gülümser, ona ölümden söz ettiği zaman yaşam'

her şeye yeniden, yeniden başla Leyla
akarsularla, çağlayanlarla seviş
ve bir içim su ol
ay ışığını sırtına dökerken gördüğüm o gecedeki gibi


---


Bu şiir, Akgün Akova'nın "Sevdiğim Kadın Adları Gibi (1. Kitap)" adlı kitabında yer almıştır.

Yer Aldığı Seçkiler
* Kocaeli Günümüz Şiiri Antolojisi, Hazırlayan: İhsan Topçu, Kocaeli Üniversitesi Yayınları, 2005

Lundi, 28 Novembre 2011 10:17

god and tango

-------------------- translated by ender gürol

1.
I’m a luminous exile;
my house is the bull’s-eye of the world.

Ruffle my hair! Prepare me for love
make a river pass through my teeth.

Swap all the epaulettes
for white doves.

Like splinters of mirrors
we’ll multiply by a series of mutual reflections.

I made this wine from the grapes
that had first seen the sun upon the earth.

I am bathing my words in this wine,
history is in hot pursuit of me.

If history and rivers disentangle me,
here I am! Here are God and the tango!

I’ll be the first émigré,
to grow lettuce on the moon.

I’ll be sending the odor of pine to the world,
if not by letter, then by stars.

EVERY EXILE IS BUT A BROKEN TRIANGLE AND
FREEDOM THE LAST DROP OF BRANDY MOUTHWASH.

2.
I am a luminous exile,
Solitude is my headmaster.

They hung my heart
between Turkey and the world

Who can warm up my youth’s cold valleys
trampled by military trucks rumbled past?

A yellow land is ablaze within me;
I dodge my flushing face from people.


Astor Piazzola raises the sea
with a single tango.

Astor and I we are laying siege on time.
Who has ironed our shirts with sadness, we know not.

Poetry is a pirate may be,
a time thief with a ruddy beard.

Your hips a canary darling,
a den of terror.

Canaries sprout
wherever I kiss

A saxophone climbing to silence hunts us,
and meteorites shoot among us.

I AM A LUMINOUS EXILE, A BROKEN TRIANGLE
FREEDOM THE LAST DROP OF BRANDY MOUTHWASH

 

-------------------- 1990/Stockholm

-------------------- iç. "Allah ve Tango", Cem Yay., 1990

Page 1 sur 90