cartoon xxx
porn cartoon
porn cartoons

No: 093, Décembre - Aralık - December 2017

Displaying items by tag: yaşar kemal
Mardi, 03 Mars 2015 22:09

Çukur'un toprağı

060-2nf-acar_adnan_onur-cukurun_topragi-
Kemal Amca'nın mezarına 'Çukur'un toprağı serpildi...

“Nobel mükâfatı kazanan” Türk romancısı

MİT’in (o zamanki adıyla MAM) 6.3.1954 gün ve Em. Ş. 1.B 3075-1166 sayılı raporuna ve 1957 yılı fişlerine göre, Yaşar Kemal.

(bb 2/’05)
Dimanche, 01 Mars 2015 09:06

Yaşar Kemal II

2002 / Riva

060-2nf-pinar_fatih-yasar_kemal1

060-2ncol-_-_ince_yasar-images_revisited_by_reha_yunluel

(06.10.1923 – 28.02.2015)

060-BVBY-murad_obanolundan-_Sait_Faik_Abasyank_Mahmut_Makal_Orhan_Kemal_Yaar_Kemal
(Soldan sağa): Sait Faik Abasıyanık, Mahmut Makal, Orhan Kemal, Yaşar Kemal
Burgazada / Mayıs-1952

“Başıbozuk” kavramsal olarak içinde hem olumsuzluğu hem olumluluğu taşıyan sözcüklerdendir. Eğer devleti yönetiyorsanız ve sizin adaletsizliğine, eşitsizliğine birileri baş kaldırıyorsa, onlar sizin gözünüzde “başıbozuk” yani “kural tanımaz”  birileridir. Eğer, adaletsizliğe uğramış, ezilen bir toplumun isyan eden öncüsü iseniz, bu kavram destansı bir güzelleme ile şekillenir. Bu güzelleme içinde adınız Spartaküs de olabilir, Şeyh Bedreddin de. Ve yüzyıllarca yaşarsınız, halkın eşitlik ve adalet düşlerine sarınarak.

Mercredi, 04 Février 2015 21:29

Yaşar Kemal ile kucaklaşma

059-1ymem-koray_hale-yasar_kemal_ile_kucaklasma-

“Herkesin anlatılmaya değer bir öyküsü vardır” demişti bir gün Aziz Nesin bana, “Yeter ki öykücüsünü bulsun”.

Samedi, 28 Février 2015 23:01

Yaşar Kemal

 

060-1ymem-ziyalannihat-yasar_kemal_ic_aydinlik_kitap

Kasaplar Çarşısı’ndan, çengellere asılı mezhabayı geçip, sola döndüm. Hedefim, sebze pazarına giden yolun üstünde, Mestan Hamamı’nın yanındaki kebapçı. Köşedeki bülbül yuvası dükkanından başını uzattı, Arap kökenli Tatlıcı Edi Kemal.  “Ne o yiğenim, datlı yemeden mi gidiyon?” Tatlıya ‘datlı’ diyen Edi Kemal’e onun gibi burnumdan konuşarak, “Edebiyat öğretmenimle kafa çekmeye gidiyorum” diyecektim, vaz geçtim. Ne de olsa Mavi Köşe’nin sahibi, Boşnak, Tatlıcı Şevket gibi (Kıvanç Tatlıtuğ’un dedesi) Adana’mızın sayılı tatlıcılarındandı. Yetmiş iki milletten insanı kardeş kardeş barındıran, canım Adana! “Kebaba gidiyorum! Dönüşte uğrarım!”

Lise öğretmenlerimin çevrelediği masanın hezimete uğramış bir görüntüsü vardı. Kebaplar lüpletilmiş, içkiye meyve eşlik ediyordu.  Daha okuldayken “sen şair adamsın boşver gerisini” diyen edebiyat öğretmenim, yanına oturmam için sandalyeyi sürdü. “İşte şairimiz de geldi.” Askerden terhis olur olmaz Adana Belediye Tiyatrosu’na aktör olarak girmiştim. Boş zamanlarımda yardım ettiğim kitapçıya haber yollamıştı, “Akşama kebapçıya gelsin!” Acılı beytim şıp önümde, sormadan bardağıma da şarap konulmuştu. İsmet Yoğurtçu, Ekrem Sezi, Mahir Oruç, edebiyat öğretmenim Enver Mücen; her zamanki gibi derin bir konuyu deşiyordu: “Kafka soyut bir yazar mı?” Susarak onların sohbetine katıldım. Enver bey bir ara bana döndü “bizim İnce Memed’le seni konuştuk.”

Lundi, 09 Mars 2015 19:38

Yaşar Kemal'i nasıl bilirdiniz?

Van, Muradiye Ernis köyünden, çiftçi Sadık Bey ve Nigar Hanım’ın oğlu, 6 Ekim 1923 Adana, Hemit doğumlu, Kemal Sadık Gökçeli’yi, bu kez kalanlar değil, gidenler anlattı...

060-yasar_kemali_nasl_bilirdiniz-ercan_kesal

Jeudi, 12 Novembre 2015 17:05

[Köroğlu gibi bir şey...]

 

068-2nf-koroglu_gibi_bir_sey

 

Bu yazıyı, her gün gazetemizin Kültür sayfalarından Yaşar Kemal’in sağlık haberlerini verdiğimiz sırada yazıyorum. En büyük dileğim, bir an önce sağlığına kavuşması.

Yaşar Kemal’in rahatsızlanması, onun yazdıklarıyla yetişmiş, dahası Türkçenin pek çok güzelliğinin ayırdına onun edebiyatıyla varmış olanları kaygılandırdı. Pek çoğumuz kaleme sarıldık, Yaşar Kemal’in bizim için taşıdığı anlamı dillendirmeye çalıştık.

Hiç kuşkum yok, hastaneden çıkacak, şu son günlerde kendisi için yazılanları gülümseyerek okuyacak…

Mercredi, 01 Août 2012 00:32

köylü

Ylmaz_Gney__Elia_Kazan

“(…)

1974 yılının Mart ayı… Usta sinemacı Elia Kazan, herkesten gizlice İstanbul’a gelmişti. O, Yaşar Kemal ve ben Ege’de bir yolculuğa çıkacaktık… Tam Türkiye’ye gelmeden önce Paris’e uğramış ve orada Yılmaz Güney’in “Umut” filmini seyretmiş, hayran olmuştu filme.

İstanbul’a dönüşümüzde, Yılmaz Güney’i hapishanede ziyaret etmeyi çok istedi. Ama bunu ona bir türlü sağlayamadım. Hem kim olduğunu gizlemek, hem de onu hapishane ziyaretine götürmek, olanaksızdı.

Sonunda şuna karar verdik. Elia Kazan, Yılmaz Güney’le buluşup söylemek istediklerini yazıya dökecekti. Ben de o yazıyı Sanat Dergisi’nde yayınlayacaktım. Aynen öyle yaptık. Elia Kazan’ın “Tanımadığım, Fakat Hayran Olduğum Bir Sanatçı Üzerine” başlıklı yazısını 5 Nisan 1974 tarihli dergide yayınladık.

Mercredi, 10 Octobre 2012 22:27

“Kafada yazmak” üzerine iki alıntı

031-iplak-deniz-iplak-ada-ergun_tavlan-alinti

[Çıplak Deniz Çıplak Ada] Yaşar Kemal 1990’larda söz ediyordu, bu isimde bir roman yazacağından. Daha eskisi de var: Bir Ada Hikâyesi dörtlüsünü daha 1973’te Abidin Dino’ya anlatmış. Belki okurlarının bazıları bilmiyordur, Yaşar Kemal romanlarını önce kafasında yazar bitirir; sonra arkadaşlarına anlatır, görüşlerini alır, sonra da kurşunkalemle kocaman bir deftere yazmaya başlar.

(Turgay Fişekçi, “Çıplak Deniz Çıplak Ada”, Cumhuriyet Portal, 10 Ekim 2012)

***

Sabahattin Ali’nin “yazma pratiği”nin kendine özgü bir niteliği var (…) sözünü edecek ölçüde içselleştirmediği konuları başkalarına anlatmıyor. Anlattıklarını da yazmadan edemiyor. Tanıyanların tümü bu özelliğinde birleşiyor. Mediha Esenel, şöyle yazıyor örneğin:

“Yapıtların önce kafasının içinde iyice hazırlandığını, kendisine bunu kâğıda geçirmekten gayrı iş kalmadığını, bu yüzden de gayet hızlı yazdığını her zaman söylerdi.”

Bir başka tanıyanı, Sevgi Sanlı da benzer şeyler söylüyor:

“…yanında(kine) yazmayı tasarladıklarını anlatmayı severdi. ‘Bir öyküyü değişik kişilere anlatırım. Her anlatışımda biraz daha gelişir. Kafamda hazır olunca da oturup yazarım.’ derdi.”

(…) Pertev Naili Boratav ise, çok daha kesin konuşur:

“…Hikâyeleri yazmadan önce, bütün ayrıntılarıyla yakınlarına anlatma, onun yaratma yönteminin başlıca niteliğiydi.”

(…) Eşi Aliye Hanım’ın tanıklığı da söylenenleri doğruluyor:

“(R)oman ve hikâyelerini yazmaya başlamadan evvel 5-6 ay not alır, kafasında onları hazırlardı. Neticede yazarken kafasındakiler birbiri arkasına kâğıda dökülebiliyordu sanırım.”

(Mehmet Ergün, “Sabahattin Ali’nin Yazamadıkları”, E dergisi, Nisan 2000)

 

Samedi, 28 Février 2015 23:48

BEN YAZARKEN AĞLADUM, SEN OKURKEN AĞLAMA!

060-2n-car-kutal_firuz-yasar_kemal[TIKLA]

Hep ordaydı.
Doğduk, büyüdük, ilkokula gittik.
Orta, lise, üniversite.
Sosyalist olduk, tutuklandık, işkence, dayak, mapusluk.
O hep ordaydı.
Yanımızda.

Dimanche, 24 Juillet 2016 13:13

HÜYÜKTEKİ NAR AĞACI

 

“Ovada çok işsiz ırgat dolanıyordu, kendileri gibi aç yoksul. Hepsi onlar gibi şaşkınlık içindeydiler. Tozları dizkapağına kadar çıkan yollardan tozutarak mavi, sarı, kırmızı, mor traktörler, biçerdöverler,  kocaman kamyonlar geçiyordu, üstlerini yarım parmak kalınlığında toz bağlamış. Makinelerin öz renkleri altında kalmış, soluk, belli belirsiz.

 

Ova tekmil sıtmadan titriyordu. İnsanların sapsarı yüzleri uzamıştı. Otlar kurumuş, yapraklar dallarda göğünmüştü. Bütün ova göğünmüş bir sarılıktaydı. Yollarda kalmış ölüler gördüler. Bir akşamüstü karşılaştıkları ölünün üstünü yolun tozları örtmüştü. Tozun altındaki yüzü kehribar gibiydi. Bacaklarını germiş, ayaklarını dikmişti.