cartoon network porn
porn cartoon
famous cartoon porn

No: 102,  Septembre - Eylül - September 2018

les actuels || günceller || actuals
balcı, bayram

balcı, bayram

bire beş var

Mercredi, 15 Février 2012 10:04 Published in balcı, bayram [1963]

I.

yalnızlık çoğaltmasaydı beni

acı büyümezdi bu kadar

ölüm inatla yürüyor damarlarıma

gölgesi kadar yakındım her insana

her yere götürürdü beni sokaklar

yağmur devrilirdi ardımsıra

ben yürürken ateş düşerdi ormanına devletin

adımlarımla kanatırdım sağır kulakları

 

yeminler yalanı gizlemek içindir

kavradığım her şey yitiriyor özünü

bir duvar var önümde arkasında ölüm

kalbim durmadan beni zehirliyor

 

puslu seslerle uyanıyorum

ölümden önce aşk vuruyor beni

yüzümü yıkarken parçalanıyor aynada suretim

bir taş gibi düşüyorum devletin başına

 

yarama zehir döküyorum

en 'acıyan yeri kalbidir insanın'

dilimde bir şamaş şarkısı

bir kısrağın yelesinden sızan ter tanımlar beni

 

dağları emziren benim annemdir

kentlerden öcalacak çocuklar büyütür koynunda

ateşi ve sabrı ondan öğrendim

varolmanın mührüyüm ölümün kapısında

 

II.

çarmıha ilk ben gerildim isa'dan önce

basına dağıtılan bütün robot resimler bana benziyor

gıyaben yargılandım hayata karşı

polis sirenlerine karışan aşkları öldürdüm

fırladım sokaklara cebimde kibrit

saat bire beş kala bir sigara yaktım

ağzında şarkıyla gelir tarih: sin lekke unnini

 

vakitsiz ecel şarkıları öğrendim

gibil çağırdı beni

lilith ödünç verdi kanatlarını

vaktim ölüme ayarlı

fırladım sokaklara cebimde kibrit

kendime bir kürt'istanbuldum

aşkın bir numaralı sanığıyım

unutuldu unutulmaz sandıklarım

annemin öbür adı tarihtir benim

 

ağlarım mevsimler değişir

vazifeli bir kurşun vurur kardeşimi

sokaklar kürdilihicazkâr infaz makamı

tilili revasız hawar nafile şiir yalan

dağlar çağrı pusulası

taşı bile çürütür erken ölüm acısı

 

aklımın saltanatına yenildim

içimde bir kürt patlamış bir yanardağ gibi bağırır

şizofrenik tarihin piçi: suçluyuz

fırladım sokaklara cebimde kibrit

 

--------------------------- haziran /1999

iç/in Canıma Değmez Hayat, Ütopya Yay., Ankara-1999

lamia

Mercredi, 15 Février 2012 10:04 Published in balcı, bayram [1963]

I.

damarında siyanür dolaşıyor şehrin

aşk bizden güçlü. bizden uzak

cinnetli bir cinayet saklı gelen her günde

eksiliyor bizim olan zaman. kederli sarsak

 

ben öyle uzak durmayı bilmezdim

insanlar geçerdi kalbimden

acıtarak düşlerimi geçerdi

bakır bir sürahide kanardım

iflah olmaz gençliğimi

 

gölgesi vuruyor şimdi sağılmayan bir yaranın

yalnızlığın üstüne uzak bir şarkı gibi düşüyor

kalbi kanıyor şehirlerin lamia

avucuma akan sudan anlıyorum bunu

 

bilmezdim ben sofraya erdemle gelen ekmek gibi

uzak durmayı sevdiğim şehirlerden

 

II.

sana hayatı tutsak alan acılardan söz ediyorum

adli tıp morglarına takılı kelebekşarkısı

dalından koparılan yaprakağrısı

sana yüzünü dağlara dönmüş hayattan sözediyorum

şehir sansartuzağı kondular ağıt halkotobüsleri üryan

sabah felaketlerle çalıyor kapıları

kadavrasız yaşamın çağıldayan sevdası

aşk bana kahır lamia. bana serkeş

 

sana oğlu kaybedilmiş bir annenin acısıyla sesleniyorum

ben ölürüm lamia

nefes alarak kalbim çarparak

şehrin belleğini zonklatarak ölürüm

salgın vebadır şehre kayıpoğulsancısı

bitirim mahçup gayriresmi

yıkar tahtını saltanatın

korku öde çığlık anamın sancısına karışır

ben yeniden doğarım lamia

bir avuç et üç gram kanpıhtısı

sonrasız canhavli

çağötesinden kalma bir fosilim

anamın evlat deyip bağrına bastığı

 

III.

çocuk yanıma tetik çekiyor hayat

her sabah başka yerimden vuruluyorum

uyumsuzluğun kahredici sessizliği

şehirler teslim alınmış lamia

aşka ayakbağı şehirler

ankara: yürüyen bir sürgün salyangoz burunlu

sivas: yüreğimin tuncunu eriten yangın

istanbul: iki yakası biraraya köprülerle getirilen zavallı

ne verebilir ki hayata karavana yaptıran bir aşka

 

ben sabahı vuran sürmanşet haberim lamia

“teslim ol” çağrısına aşkla karşılık veren

adını kurşunkırığı camlara çizen

dilinin ucunda patlayan ateşim

dağla kuşanmış bir bildiri gibi

parçalanırım şehrin koynunda

 

IV.

benim aşk dediğim lamia. aşk bildiğim

bombalar arasında yiten

tozbulutlarının taneciklerindeki günışığı

dağın koynundan kopup gelen

rahmine akıp giden ateştohumu

kefensiz gömütsüz meçhul denizler kervanı

benim aşk dediğim aklı çürüten tez

dağdan kopan ezgi

 

ben bir deprem uğultusuyum lamia

yağmurlu bir kırlangıç kanadı

kaynağını arayan ırmak

semah duran turnadirenci

inerim bir gün şehrin koynuna

gecenin yıldızını koparan sabahın ilkışığı gibi

şehrin cenderesinde yangınlara sarılmış bir annenin

ateşli yüreği gibi inerim

yakarak yokluğun acısını

sığmaz şehre içimden kopan fırtına

çünkü aşk değil bu lamia. her şeydir

 

parçalanır şehrin rutinağrısı sel olurum

oyunlarda unutulmuş afet bir çocuk

varoşlardaki delikanlılığın vitrine vuran hıncı

gençkızların kitabaralarında kuruttuğu falpapatyası

sabahına kahır düşmüş kalpağrısı

devinen ve kirlenen bir yalnızlıktır şehirkalabalığı

acılarını bas yarama lamia. yoksa vurur beni de

aşka kasteden bu çaresiz hayat

 

V.

sana sabahın sisini kalbine sarıp şehri süpüren

genç bir çöpçünün aklından geçirdiklerini sesleniyorum

her gün dolup boşalan sırça bir okyanustur şehir dediğin

yağmursuz riyakar ölümkurusu

 

ah... lamia

sen umuttan daha güzel şeyler de olduğunu öğrenemedin

dolarla markla tercüme ediliyor yaşam sanılan yanılsama

artık aşkını leylekler kanatır senin

diplomatik ihanetlerde ziyan olur bahar

dellenmiş bir tetikçi düşürür korkusunu şehrin ihanet dolu avuçlarına

 

lamia...

güzelim

aşkarasında unutulmuş gültadım

şehri kuşatan hayatın gücü erişmez aşkın doruklarına

zehir bir hançerdir saklı durur yaranda

ağla...ağla...

ağla

karışsın gözlerin dağların kıvrımlarında çoğalan tozkabarcıklarına

ben artık şehirlerde yaşayamam lamia

 

--------------------------- mardin - istanbul /1994-1995

iç/in Canıma Değmez Hayat, Ütopya Yay., Ankara-1999

ansızın haziranımsın

Mercredi, 15 Février 2012 10:04 Published in balcı, bayram [1963]

ansızın bitti mayıs

halasçiçekleriyle geldi haziran

sevmek böyle telaşlı

böyle çoşkulu afacan

sevmek akdeniz

 

ellerim neden ulaşmaz ellerine

neden sana böyle yakın ve uzağım

beni böyle birbaşıma

neden yalnız bırakırsın

böyle çoğaltarak seninle

 

her gece öldürdüğüm kim bu adam

öyküler kuşkulu kaypak

şiirler gülkurusu akşam

ve gülen bir fotoğraf

-parmaklıklar arkasında bir kadın

yüzünde hep papatyasarısı bir aşk-

kime böyle bu sayfalar dolusu mektuplar

bu tamamlanmamış günleri acısı

 

(gece ansızın uyanıyorum

yatakta birbaşıma

korkunç sigarasızım)

 

vazoda solmaya yüz tutmuş bir karanfil

tepemde yanan ampul

yere saçılmış kitaplar

bazı geceler çıkıp dolaştığım çocukparkları

rakılar. kırık kadehler

bir kanepe ahşap bir masa

(ben bu masada yazarım şiirlerimi)

ve uçuk renkli battaniyeler. çaybardakları

pikniktüpü. bir kova su

 

ve sokakta işçiler

yorgun vardiyadönüşü

geceyle gündüzün arkadaşları

 

gece ansızın uyanıyorum

fotoğrafının karşısında

korkunç yalnızım

 

kardeşimi seviyorum yeni geldi askerden

vatan-millet-ada(m)pazarı

parola: asker üşümez / geberir

emret komutanım

 

ablamı seviyorum evlenecek yakında

çeyiz sandığında gizli geleceği

naftalin kokulu

yazılmamış bir roman

 

annemi seviyorum. biraz feodal ama

yine de benden aydın

git oğlum diyor

doğruysa yolun seninle ben de varım

 

babamı seviyorum. insan ölünce

emekli olur diyen

ve hayata karşı direnen

yorgun bir işçiemeklisi

 

kendimi seviyorum

yasalarda serseriye çıktı adım

seviyorum kendimi

ama değilim asla narsist

kanaryanın ötüşü daha da güzeldir

kayalıklarda

 

anlıyorum ritsos'un şiirlerini ve rahmaninof'u

tanıyorum kuvayı milliyedeki karayılanı

sanki yaşadım aytmatova'nın öykülerini

ehrenburg'un romanlarındaki aşkları

seviyorum yeşilin doğaya uyumunu. karabuçak'ı

özgürlüğün çocuğu akdeniz'i. içimin derin uğultusunu

ve seviyorum sevdiğimi hiç söylemeden apaçık sevmeyi

seviyorum güneşte insan gölgesini

 

gözlerine baktıkça mayıs mı saçların mı

haziran mı unutuyorum

seni ben uzun mavi kirpiklerinden

ve gözlerinden

seni ben gülümseyen sarıpapatyaların

ve çatalbakışlı fotoğrafından

kezlerce öpüyorum

 

gece ansızın uyanıyorum

 

bana mektup yazmışsın

içerden özgürce yazmışsın

bu kez içine bir de fotoğrafını koymuşsun

aydınlatır mahpushaneleri sevdamızın ateşi

 

şimdi çıkıp gelsen ansızın karanlıklardan

açsan demirkapıları telörgüleri nöbetçi kulübelerini

ve iki kez çalsan kapımın zilini

bekliyor olsam tutulsam sevinçten

öylece baksam bir süre yüzüne. bakışsak

unutsak sözcükleri hiç konuşmasak

ve bir kırık plak olsa dudaklarımız

dönse hep aynı yerde

 

gece ansızın uyanıyorum

şunlar eski gazeteler

alışığım yalnız okumaya

ama artık çekilmiyor

şunlar sanat dergileri

parasız alıyorum çoğunu eşten dosttan

şunlar bitmemiş şiirler dayanamıyorum görünce

 

bu yaz mersinden çağırıyorlar beni

deniz sıcak olur yazın orada

namrun yaylası serin

gözne’de rakı içmek dostlarla

kıvrılıp bir derenin kenarına

mersinden çağırıyorlar bu yaz beni

 

oysa sen çıkınca ben seninle uzaklara

uzaklara gitmek istiyorum

bir demet mormenekşe

bir demet karanfil

 

ince

uzun

bir şiirdir yaşamak

sarıpapatyalar arasında

gülen bir kadın yüzü yani

paylaşmak

haklı

güzel bir ömrü

tasasız

kavga içinde

 

şu anda ben

anlatmak için bu aşkı

bütün bunlardan başka ne söyleyebilirim

saçlarınla ansızın haziranımsın...

 

--------------------------- mersin - ankara /1985-1986

iç/in Canıma Değmez Hayat, Ütopya Yay., Ankara-1999

 

*halasçiçekleri var. böyle bir çiçek var mı ben de bilmiyorum, ama halas öz türkçede kurtuluş demektir. halas çiçeği; kurtuluş çiçeğidir. bunu ben uydurmuş olabilirim, ama uydurmuşsam bile bir yerden aklımda kalmıştır, öz türkçede böyle bir çiçek vardır muhakkak.