cartoon porn games
famous cartoon porn
cartoon network porn

No: 102,  Septembre - Eylül - September 2018

les actuels || günceller || actuals
nil, su

nil, su

076-1yy-nilsu-surucuolarakilkuzun-XX

Sürücü olarak ilk uzun yolculuğuma çıkıyorum. Gebze- Salihli- izmir, Sakız. Yalnız olsam pek dert
etmem; sıkılırsam dururum, yorulursam çeker kenara uyurum, diye düşünürüm. Ne var ki bu
yolculuğun bir kısmını annemle sürdüreceğiz bu da (bir başkasının hayatını taşımak) gerim gerim
gerilmeme sebep olacak ve sonuç olarak bir boyun ağrısı armağan edecek. Devamında hayatımda ilk
kez üst üste üç gün ağrı kesici kullanmam gerekecek. Bunun yarattığı sersemlik yorgunlukla
harmanlayacak. Netice itibarıyla gah bana ait olmayan bir valizi sürüklerken Simla'ya yakalanacak ,
gah saçma ve yersiz bir sözcüğü sarf ederken yakalayacağım kendimi. Normalde adayı dört günde
arşınlayıp üstüne bir bu kadar da fazla enerjim kalacakken; hep bitkin hissetmem, oynamaya halimin
olmaması hep bu ağrı ve ağrıkesicinin armağanları olarak kayda geçecek.
Her işyeri gibi işvereninin kum havuzu olan işyerimde ’ bayram tatili kaç gün olacak?’ sorusuna cevap
almam bir kafka romanı yazacak gerilim ve muğlaklığa dönüştüğü için, nihayet tatilin dokuz gün
olacağını ve bu sebeple de 8-11 temmuz arasındaki süreyi kapsayan Radyo Karavan Sakız adası
gezisine katılabileceğimi öğrendiğimde Yunanistan Konsolosluğuna vize başvurusu yapacak süre
maalesef kalmamıştı. Mecburen kapı vizesine başvurdum. Böyle olunca da sakıza elimi kolumu
sallaya sallaya gidip, adaya alınmak için vize işlemlerinin halledildiği kuyrukta bir kaç saat
bronzlaşmam gerekti.
Adaya varır varmaz tatlı bir esinti karşıladı ve gezi boyunca da sarıp sarmaladı, ancak o zaman
kendime gelip İzmir’de geçirdiğim birkaç gün boyunca nasıl olup da buharlaşmadığıma şaşırabildim.
Gezi, iyi planlanmıştı. Her günü için en az bir antik kasaba ve iki sakin koya uğradığımız buraların
tadını çıkarıp, sıkılmaya fırsat bulamayacak kadar gezip yüzebileceğimiz zaman geçirdiğimiz; fakat
bütün bunları yapmak için asker gibi sabahın altısında korkuyla ayağa fırlamamız gerekmeden geniş
ve lezzetli sabah kahvaltıları yapıp sonrasında harekete geçilecek şeklinde... Kahvaltı sofrasında ev
yapımı kek, yöreye özgü sebzeli- peynirli hamur işleri ve sorsanız tatlı sevmem, diyeceğim halde kaşık
kaşık yemekten geri durmadığım kuru incir ve bergamot reçellerinden söz etmeden geçmeyeyim.
Yunan mutfağının tadı, daha önce Atina gezisinde de damağımda kalmıştı ve Sakız’da yediğim
yemekler bu lezzetin altını bir kez daha çizdi. Gezi boyunca sofralarımızı süsleyen zengin mezeler
çoğu zaman ana yemeği yiyecek yer kalmamasına sebep oldu. gezinin son gecesi Asi’miz
vejeteryenim demeden, olaya el atıp bütün et ve balıkları paketleyip sokak hayvanlarına servis etti.
Yunan mutfağının zaman sorunsalı (akşam yemekleri genelde 21’den sonra bazen 23 gibi servis
edildi) da çözülürse ne kadar övsem hakkını veremeyeceğim bir ara bir zahmet giderseniz tadıp, ne
dediğimi anlayıp katılacağınız güzellikte.
Kırk kişiyle gezmek kolay olmamalı, birbirini tanımayan kırk kişiyi bir araya getirmek ve bir arada
tutmak da… bunun için verilen emeğin hakkını verdik adada olduğumuz sürece o kadar bir arada
olmaktan keyif aldık ki, mümkün olsa hiç ayrılmayacaktık –tüm gün gezmekten yorulmasa yediği
yemekten yorulur, ondan yorulmasa limitsiz içki yorar… bizim grubu hiçbir şey yoramadı, gecenin bir
saati nihayet otelimize ulaştığımızda odaya bir uğrayıp ilk iş geniş bahçedeki yerimizi alıp uzun gece
söyleşimize başlamak oluyordu- bu mümkün olmadığı için bir yolunu bulup tekrar yollarımızı
buluşturacağımız dostluklarla döndük evlerimize.
Usta başıbozuklardan Ergun Tavlan ve Nuray Önoğlu’nun Alsancak’taki Yerdeniz kitapçısına
uğramıştık arkadaşımla. Ara sokak dememiş, küçük bir dükkan dememiş; elinde ,yüreğindekileri
hayallerimle harmanlayıp harika bir kitapçı açmışlar. İçeri girdiğinizde sizi sarıp sarmalıyor, aceleniz
varmış falan dinlemeden Nuray’ın tasarımı çinili masaya oturtuyor bir badak çay, bir fincan kahve
içmeden bırakmıyor. O çayı içip Ergun ve Nuray’ın sohbetlerine katılınca da kovsalar gitmek istemez
oluyorsunuz.
Gezideki bir dinlenme arasında, Azize’nin arkadaşım kitapçı açmış izmir’de adı Yerdeniz demesini
duyunca yeni dostluğumuza eski bir dostluğunda tadı kokusu karıştı, Yerdeniz’in adresini paylaştım
onla.
Ne kadar anlatsam yetmeyecek hoşlukta insanlarla tanıştım biri diğerine benzemeyen bir aradalığı
şirinler köyü tadında yaşadığımız…bütün bunları oluşturmaktaki el emeği için sevgili şirin eniştemiz
Toni Drosa ve göz nuru için de Ayça Şen başkan’a ait. Gerçek şirinler köyünü kurmalarını dileyerek
yazıma son verirken küçük Ege’yi dişlerim kamaşarak anmadan geçemiyorum. Yani her kim ki çocuk
sevmez, Ege’yi iki dakika görsün. Bu yeter.
Bir sonraki Küba gezisinde buluşmak üzere, şenesenevler…

Sürücü olarak ilk uzun yolculuğuma çıkıyorum. Gebze-Salihli-İzmir-Sakız. Yalnız olsam pek dertetmem; sıkılırsam dururum, yorulursam çeker kenara uyurum, diye düşünürüm. Ne var ki bu yolculuğun bir kısmını annemle sürdüreceğiz bu da (bir başkasının hayatını taşımak) gerim gerim gerilmeme sebep olacak ve sonuç olarak bir boyun ağrısı armağan edecek. Devamında hayatımda ilk kez üst üste üç gün ağrı kesici kullanmam gerekecek. Bunun yarattığı sersemlik yorgunlukla harmanlanacak. Netice itibarıyla gah bana ait olmayan bir valizi sürüklerken Simla'ya yakalanacak, gah saçma ve yersiz bir sözcüğü sarf ederken yakalayacağım kendimi. Normalde adayı dört günde arşınlayıp üstüne bir bu kadar da fazla enerjim kalacakken; hep bitkin hissetmem, oynamaya halimin olmaması hep bu ağrı ve ağrıkesicinin armağanları olarak kayda geçecek.

Evli arkadaşlarıma çemkiririm, evlilikten soğuttunuz, diye. Çocuklara da, çocuktan soğuttunuz, derim.

otostop

Lundi, 16 Février 2015 23:07 Published in critique || değerlendirme || critic
üniversidedeyken şehirler arası otobüslerin bi kısmı otogara girmez, ilçenin girişindeki sapakta bırakırdı. 3-5 km'lik yolu çok kez otostopla gittim.
yoksul aile çocuğuyum, bilirdim ki bana gönderilen para kendi temel ihtiyaçlarından kısarak biriktirilmiştir. bu sebeple de genelde elimde okuduğum yerde üretilen görece ucuza alınmış; salça, kestane, turşu zeytin bidonlarıyla dönerdim eve.
gene otostop mevzusuna dönecek olursak, geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybeden pipa ile özdeşleşti kavram.
bu gün de ihtiyacım olsa, gerek duysam otostop yapmaktan imtina etmem. bu ülke insanını tanıyorum, her önümüze geleni; sapık, tacizci, tecavüzcü şeklinde algılamayı reddediyorum.

yeni bir şiir gerek

Mardi, 07 Octobre 2014 21:56 Published in poème || şiir || poem
..., kesin kez laik
tekmelemiş beş para etmez akıl çürüten
uhrevi sözcükleri
elbette seküler
değilse soytarılık zannıyla tekme yer