porn cartoons
lesbian cartoon porn
adult cartoons

No: 102,  Septembre - Eylül - September 2018

les actuels || günceller || actuals
yaşin, mehmet

yaşin, mehmet

Geniş-Aile

Samedi, 09 Juillet 2016 10:21 Published in poème || şiir || poem

"Hem Hayriye hem tüm kız çocukları için, kendi kızım dahil..."

076-1ys-yasin_mehmet-genis_aile_ [TIKLA]

[27.04.2015 / facebook]

Sevgilim Ölü Asker

Mercredi, 27 Avril 2016 16:49 Published in censure || sansür

Kuzey Kıbrıs'ta dün Cumhurbaşkanlığı koltuğunu kaybeden Derviş Eroğlu, bundan tam 30 yıl önce Başbakan olduğu sırada, ilk şiir kitabım SEVGİLİM ÖLÜ ASKER'i KKTC Meclis'i kürsüsünde küfürler savurarak yırtmıştı. Yırtmakla da kalmayıp, o günden bu güne kitaplarımın Kıbrıs'ta dışlanması, baskı altında tutulması, itibarsızlaştırılması amacıyla bana karşı halen sistemli biçimde süregelen faaliyeti de kurumsallaştırmıştı. Ada basınında yer alan "Savaş ganimetçisi, hırsız, patronaj sistemi patronu, mafya babası, milliyetçi-faşist, yeraltı teşkilatçısı, barış düşmanı, vb." birçok sıfatın yanında KİTAP YIRTICISI da olan bu zatla birlikte, ekibinin, kurumunun, anlayışının da silinmesini diliyorum. Bu kadar uzun süre ayakta kalmasında, maalesef bazı demokrat ve liberal aydınların, sanatçıların onunla yaptığı işbirliğinin, ona gösterdiği teveccühün de payı bulunduğunu belirtmeden geçemeyeceğim -- ki bu Kıbrıslı şahsiyetler, Türkiye'nin sol ve aydın çevresinde muteber sayılmaya devam etmekte, adada Derviş Eroğlu gibilerin ömrünü uzatmak yönünde kullandıkları nüfuzlarını da, sol görünümlü Türk entelijensiyasının Kıbrıs konusunda zaten genelde militarist-milliyetçi çizgide olmasından dolayı elde ettikleri "TC'de demokrat aydın ve sanatçı sayılma" durumundan almaktadırlar. Her ne halse, bugün SEVGİLİM ÖLÜ ASKER'in günü!.. [TIKLA]

[27.04.2015 / facebook]

üçüncü kişi

Lundi, 06 Février 2012 16:21 Published in yaşın / yashin, mehmet [1958]

i.

Ve sonra başka bir hayata başlar kimseye haber vermeden ruhlar.

Gün gelir çıplaklığ’na döner insan, gövdesiyle bir olur
kıraç yamacı güzelleştiren harup ağacının.
Dalları arasından ışık ışık ışık açılır semalar. Tüm yolların kapanınca
elinde yedi kandil ve yetmiş bin kanatla uçarcasına gelir,
Yaradılış anındaki gibi ağzındaki misk kokusuyla
Üçüncü Kişi sana nefes verir.

Kimsenin göremediğ’ni görür ve havlamaya başlar bir köpek.
Burak’ın kalbindeki elması önce kuşlar görür,
böcekler, otlar, doğanın parçası olarak kalabilmiş canlılar… Ve ruhlar
samanyolunu duvak yaparak sevişmeye inerler suda.   

İklim nasıl değişirse kanyonların yırttığı kayalıklarda,
nasıl birden defnegülleri yükselirse
yeraltının sır loşluğundan, sen yukarıdan bakarken
ufak tefek kırçiçeği sandığın çingene pembesi nasıl büyürse… Büyür
ve su içer ruhun kökleri görünmez kaynaklardan.

Gizlice içerler ama ve görünmezler insana.

ii.
Aşısız dallarını salar bir aşı zeytin. Yaşamanın özü
yüzeye çıkar bastırılsa da
baskın çıkar doğanın gücü… Ve Üçüncü Kişi ortaya çıkar,
ne kimlik kartı bulunur, ne sürüş ehliyeti. Ruhtur.
Şiir gibi bir şey vardır içinde
ama sana göründüğü gibi görünmez başka birisine.

(Sevişir seninle, sevgilisi değilsin.
Kollar seni yalnız bırakıldığın dünyada, kardeşi değilsin.
Almayı beklemeden verendir, çocuğu değilsin.
En hasıdır dostların, arkadaşı değilsin.)

Bir ad koyamazsın ona. Kurcalamaya gelmez
insan ruhu sessizlik ister… Ve yakın olmayı hayatın sırlarına.  

iii.
Üçüncü Kişi olmasa, olamazdık sen, ben.
Ne zeytin ne harup, paçalı benek keçilerin sevdiği… Ne de kuşlar
insanda bir dal bulabilirdi konacak.
Kalbinde saklamak şartıyla bazı şeyler bildirilir sana –bu şiir mesela–.
Biçerdöverler, derin-deliciler kazarlar da kazarlar ruhu
yoktur evcilleştirilmenin sonu,
kayayı dinamitle parçalayıp arsa açarlar ve ustaca sıvarlar
--------------------------------------------------------- çatlayan yerini
duvarların. Sonra akıntı başlar
kumruların yuva kurduğu çatıdan içeri sızar onu çağırıp
dilek tuttuğun Kutup Yıldızı.

iv.
Keçiyollarının da kapandığı bir uçuruma yürür çitlembikler
ve kekiklere gizlenmiş salyangoz iz sürer.
Gerçekleşmesi kaçınılmaz olandır Üçüncüsü –gerçekdışı gibi
kendince bırakılmış doğadır çünkü–.
Ruhun son sığınağı derler,
değil, sağanak halinde yıldızların yağdığı yalnızlığındır senin
o sınırsızcasına kendin olabildiğin.

Kalbin öylesine tanır ki onu soru sorman gerekmez. Hakkında
bilip bileceğin şey, Üçüncü Kişi olduğudur sana.
Eski zeytin ağacı, salyangozun izi ve uçurum kadar kesindir.
Kaderini değiştiren kişi derler,
değil, ta kendisidir kaderin. Onu tanıyabilirsen
tanırsın kendini de. –Ve az daha yürürsen deniz görünür yukarıdan.–

Can-özüne boyun eğmekle özgürleşebilir insan,
balıklar denizin sonsuzluğu ile…
Ve uçmaya doğan kuşların yazgısı kanatları olabilir yalnızca.
Alnında iyi ve kötü iki yazı bulunur.
Gündüze çıkmak için gece bulunur. Üçüncüsü ne iyisi olur ne kötüsü,
Kader-meleği gibi sana gönderilmiş bulunur.

Ve kaderine direnen mahkûm olur yabancının hayatını yaşamaya.

 

---------------------------- Kantara Dağı-Aya İrini Denizi-Lefkoşa, 2006

karanfilli

Lundi, 06 Février 2012 16:07 Published in yaşın / yashin, mehmet [1958]

Karanfilli babamın camını temizlerdi     [p.tesileri]
sonra ben vitrine en sevdiğim kitapları dizerdim
en çok satan yerine –
o saat tiir tiir titrerdi cam, baba-otoritesi-
sesiyle estirilen terörden! Dökülmüş kuş tüyleri ve çocukluk

bir uçuşta rafların arasına    [saklı kalırdım]
kapağı kapanmış
iri harfli ufak bir kitapçıktım.
İçimdeki boyama sayfalarında yürürdü Arasta:
Nümayişin elebaşısı askılı astar içgömleğiyle Boyalı Pembe
sonra Osman Gezer’di “güllü-muhallebi buuuz!”
Şeytan’ın arabacığında “cennet mahsılı babutsa a  a!”
karşı sayfadaysa Vedia Barut’un tezgâhtar kızları
ellerinde yasemin-yelpazesiyle...
Ve Karanfilli her birine iğneli bir selam çakıyor,
bilirdim ki bütün bunlar beni gizlice güldürebilmek için.

Ama kirpiklerim ağırlaşmış akamayan gözyaşlarından
dışarı gözucuyla bakabiliyorum ancak
babamın kitapçı dükkânından. Akvaryumdaki
gümüşi balığa dönüşmüş olmalıyım
O zaman
bu zamandır, ben kendimin babasıyım:

Benim kendimi hırpalayan! Emir altında tutan!
İtip kakan, silkip atan!
Lüzum kalmadı babamın Yazdığına çünkü ben yazıyorum
kendimi yıkmak için... ve keskin karanfil-filizci’i kokusu.

Karanfilli bugün morlu bir tomru karanfil
takmış kulağına, mendili omzunda –
lengerini, süngerini, fışfışını toplamış çıkarken
göz kırpıyor bana okşayış bakışıyla.

Ben bir kitaba gömülüyüm   [yine de görüyorum o anı]
keşke Karanfilli babam olsaydı.

 

---------------------------- Londra-1999