3d cartoon porn
adult cartoons
porn cartoon

No: 100, Juillet - Temmuz - July 2018

arslanboğan, inan ulaş

arslanboğan, inan ulaş

Kin Kursu: Suç Başkenti

Lundi, 30 Avril 2018 18:45 Published in roman || novel

098-Kin_Kursu-sucbaskenti-inan_ulas_arslanbogan

Fotoğraf: Şevket Şahintaş

Arka koltukta oturmuş koşuşturan insanları izlerken, suçun başkenti diye içinden geçirdi.

Taksi şoförü bir yandan direksiyon sallayıp, bir yandan diğer arabalara küfrediyor, arada “Abi cehennem oldu buralar, keşke köyden taşınmasaymış babamgiller… Sanki affedersin bok var. Al işte her yer betondan her yer betondan!”

Hanefi aynadan taksiciye kısık gözlerle baktı. Burnu birkaç yerden kırılmış, kaşında da belirgin bir yara izi vardı. “Nerelisin kardeş?”

“Boğazlıyan abi”

Hanefi elindeki parayı uzatıp “Köşede indir” dedi.

Taksinin sağ sinyalleri yanmaya başlamıştı. Sadece taksinin mi? Batıdan bakınca; Akdeniz, Güneydoğu Anadolu. Doğudan bakınca; Karadeniz, Marmara, Edirne.  Ülkenin de sağda ne kadar sinyali varsa yanıp duruyordu. Adam para üstü verecekken kapı sertçe kapandı.

Hanefi ceketinin yakalarını kaldırıp rüzgâra siper edip, sokak başındaki bayiye uğradı ve bir gazete alıp cebine sıkıştırdı. İnsanların içinden geçer gibi yürüyordu. Sanki kendini bırakmış ayakları onu sürüklüyor gibiydi. Yola gitmiyordu Hanefi yol olmuştu. Caddeden saptı, sokağa girerken bir pezevenkle göz göze geldi. Pezevenk yanındaki genç kadına baktı sonra dönüp Hanefi’ye… Akşam oluyordu bu gecede şehrin ışıkları yanmaya başlayacaktı.

teşne

Mardi, 24 Septembre 2013 15:24 Published in poème || şiir || poem

apak sulardan geçtiniz

görkemli ağaçların doğasından bu

vahşi bir kabile gibi kurulmuştur şimdi olmayışınız

insanlığın kalbine.

dal bir kızı asar gibi çekilen manşetlere, hani adınız vardı

kuşkunun kenarından geçmez

ağlak sokaklara uğramayan

gülüşünüz

 

beynimde bir çengeldir, büyüyor sorular

yollar uzunmuş diyorum insan dönerken kendine

ve ruhumu kurcalayan giz, efkar geçitleri geceleyin

aklımda ininden çıkmayı bekleyen ihtilal nöbetleri

hatta adımızı unutan tarih

yüzüme tükürür gibi

 

ama sizin suya yazılan adlarınız

dalgalanmıyor içimizde

su bundan hala temiz, biz kirliyiz.

şairin toması

Samedi, 06 Juillet 2013 23:09 Published in critique || değerlendirme || critic

Şu günlerin şiirleri mutlaka yazılıyordur, yazanlar vardır eminim. Ben beş satırlık bir karalamanın ötesine geçemedim. Bunun sebebi fikir kıtlığından öte, ellerimin çalışmasındansa ayaklarımın o eylemden bu eyleme koşmasını istememdendir.

Adorno'nun "Auschwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıktır" sözünü oldum olası yanlış anlayan bizler, doğrusunun Auschwitz varken sadece şiir yazamayız, aynı zamanda bunun için mücadele etmeliyiz kısmını ne hikmetse hep atlayarak kişisel kariyer ve isim cilalama yöntemlerimize eskisi gibi devam ediyoruz. Tek farkla; Gezi Direnişini konuşup yanında şiir okumaları yapacağız diyerek.

Bunun anlamı şu; eskiden tavuğa yumurta yedirirken şimdi omleti tavuklu yapıyoruz.

Karanlık, şairlerin şarap mahzenidir. Ama!

Serseri ruhlarını oraya buraya sürüklerken mutlaka hataların en fiyakalısını yaparlar amma velakin ders çıkartmak kısmında da yakışıklı olmaları gerekirken tren-öküz ikileminde kalırlar. Yüzyıllardır şairin fotoğrafındaki sepya renk bakiyken, ruhundaki çalkantılı hâl, liman arayışı artık mahzenin içinde olmaktansa mahzen sahibi gibi “ne vereyim abime” der durumdadır.

Bu boşluk algısını devrim ya da devrimler dolduramaz! Sovyetler Birliği'nden Mayakovski’ye baktığımızda fotoğraf daha da netleşecektir.

Yazının sebebine girecek olursak. Nevzat Çelik’in falanca yerde şiir okumaları ve gezi direnişini bu toplantıya dahil etmiş olmasıdır. Elbette N. Çelik bu yazının öznesi değil nesnesidir. Özne genel itibariyle şairin tutumu yani direniş alanında gazdan kaçıp, soluklandıktan sonra, talcid’li solüsyonun ne ciddi insan icadı olduğunu düşünmeden tekrar direnişe dönen, barikata kilit taşı taşıyanlardır. Ama!

Bizimkilerden bazıları portakallı ördek de sever.