cartoon porn tube
cartoon network porn
3d cartoon porn

No: 099, Juin - Haziran - June 2018

les actuels || günceller || actuals
eren, azad ziya

eren, azad ziya

boşluğun kanıyla

Mercredi, 08 Avril 2015 18:18 Published in eren, azad ziya [1976]

Ölmekteydiler, gövdeleri rahmanî saatlıların piposundaki tütün

Dua gecelerinin tütsüsü, mumu ve ışığıyla tıka basa doluyken

Ölmekteydiler, gövdeleri delik deşik, dudaklarında kaya tuzu

Kirpiklerinde ay ışığı tozu, lacivert sütüyle karanlığın

Ve demir gölgelerin, ölümlerini beklemekteydiler

Ellerinde su terazileri, enine keserek mermerleşmiş sessizliği

Zamana gerdiler derilerini, kemiklerini dağ ateşine çattılar

Gözlerinde sıtma seğirmesi, ellerinde acı ve yeminler kımıldardı

Ölmekteydiler, kara kutusuz düşüş gibiydi adımları tipide kederli

Dalları bildiler, kökleri bildiler, açışını bekleyemediler çiçeğin

Yılana saç yaktılar, kurda meşale, sökemediler uykuda gelen

Ölümü ruhlarından, ölmekteydiler tenha ve kibirsiz

Uzandıkları kaya dibinde, ağaç kovuğunda, ibrişim bükümünde

Su kıyısında ve bütün kıvrımlarında gecenin ve pürenlerin

Suya atılmış kirpi gibi boğuluyordu kalb’leri burunlarında

Azizler yüzlerine bakıyor, parmak uçlarıyla görüyorlardı

Yüzlerine bakarak öldürmekte olan yokuşlarında onları

Karpit lambası tutarlar ay ışığına, yığarlardı çakmak taşlarını

Rüzgârının içine hayatı üfürür gibi usulca yerleştirirlerdi

Tek toz kaldırmadan yankısını cesetlerin zeytinliklerinden

Sessizlik, sessizlik, bütün kutsal eklemleri gibi tanrının

Hareket etmez ve yetmez sonsuz ölümleri yüreğe bakanların

Sonlu bir huzuru vermeye bir an’lık olsa eşiğinde yaşamın

Birden ölmeyen biri görülmemiş bir kıvılcımla çağırdı yerdekileri

Ve göğdeki mavi kokusunu diptekilerin çarmıhtan kopmuş

Tahtaları buğulayıp, yağdı ve gitti, yitirdi dünya bir anlık yağışla

Ölmekte oldukları bilgisini sonuncuyla bir süredir ölenlerin

Hançerini temizledi dünya, boşluğunun kanıyla gidenlerin.

 

 

 

 

iç. "DÂVÛD’UN KUŞLARI", Yapı Kredi Yayınları, 2015

ısırgan otu

Mercredi, 01 Avril 2015 18:18 Published in eren, azad ziya [1976]

Joseph Conrad’a bakarak…

Güvertede, baş çevresinde, su kovalarına göğ’den acısını dökmüş

Kanlı tüyleri ve kalb’leri albatrosların, yanılmaz sonsuzluğun

Bir köşede oturup av köpeklerini beslediğinde hiçliğiyle

Cellâtlar, ölü yıkayıcılar, mezar kazıcıları ve lahit zanaatkârları

Yoğ’du gemilerinde, ruhları alınlarından da katran elleriyle

Kesmeye, yıkamaya, gömmeye ve kapamaya biçilmiş olanlar

‘Karanlığın yüreği’ni anlamışlardı onlar, küçülmüş ve yaşlıydılar

Yüz çevirmemişlerdi suda batışlara, yanan parçasına kara’nın

Unutmazlardı derilerinden çoğ uzaktaki kızgın damga izlerini

Barbarların derilerine zulmün harflerini çizdiği kimsesizlerin

Felaketi bilirlerdi, vakur şölenlerin sessiz fırtınalarından sonra

Ulumalarla gelen ürpertici çığlıklarını her yönden felaketin

Atlarını hiç dönmeyecekleri ağaçlara öperek bağlamışlardı

Beklentilerini birer küçük kese’nin bağrında toprağa gömerek

Şahadetle kan kardeş olmuş ince birer süvari gibiydi ruhları

Demir aldılar, boş çerçeveler, ısırgan otlarıyla gecelerin

Bindireceklerini bilerek su kovalarının döküleceği kayalıklara

Gösterişsiz hayatlarını gösterişsiz birer ölümle tanıştırmaya

Zamanın kaval kemikleriydi kürekleri onların, suyun şarkısını

Lodosçulardan uzaklara söyler, ölüm yoğ derlerdi iskeledekilere

Hayat hep aynı dalganın üzerinde solgun yüzüdür su perilerinin

Dediler, mevsimler uzak âşıkların, kölelerin yattığı yerde hep kıştır

Birer gemi diktiler, çoğ direkli ve kasırgalardan esirgenmemiş

Yaşadıklarını usulca indirip kanlı tersanesinden uluyanların

Denizden bakarak göğ’den acısını düşüren kanlı tüylerine

Albatrosların gözlerinde yaşadıklarını boş çerçevelerine

Ve pahada demir çağın ağır kanlı günlerine yerleştirmeye

Yürekten kopmuş birer toz’dular, beklentisiz birer şimşek tozu.

 

 

 

 

iç. "DÂVÛD’UN KUŞLARI", Yapı Kredi Yayınları, 2015

akşamüstü suterazisi

Dimanche, 15 Mars 2015 18:18 Published in eren, azad ziya [1976]

Seni anlatmak isterim baharı muştulayan sabah töreni gibi

Yığınlar içinde kendi yalnızlığına pür melâl hazır ol durmuş

Eskitilmemiş yatağında kaygılarımızın hâlâ sıcak sözcükleriyle

Çocukluğun al’ı al avuçlarında açan çiçekler gibiydi rahatı

Anlatılması gümüş kanatları parlatmak kadar güç ve özenli

Gecenin bileğiydi saatının kadranı kendisini ısrarla kesen

Seni anlatmak dar sözcükleri uçsuz kırların göğsüne salmak

Ihlamur kokulu ruhlarla kanın kardeşliğine kesilerek yürümektir

Gidersen ey nisan kapısında suskunluğun bir yerlerinden kopup

Dökülen hüznüdür yağmurun değil elbet böyle incecik ve usul

Gözlerin zulmüdür bütün görmelerine zifir sürgünler çeken

Akşamüstlerini ve suterazilerinin üstlerini severim nasıl da sonsuz

Seni anlatmak için daha bir severim üstleri ala gurub göğünden

İçleri kanamasını uysal kedilerin mırıltısına derinden sarmalayan

Yaralanmış bir yerlerimiz var olmasa istemeden böyle nasıl

Senin için anlatmayı kepazelikler içinde kalmış kalb’in kökünü

Çünkü gitgide kararan bu sabır kayalığı tören yeridir korkumuzun

Sargın gölge ölümü ellerinde uyutur unutmaksızın ustalıkla

Neden korkmadıysam sevgimden uzak yerlere düşüşümden

Nasıl desem bir mermerin alnına bağışlanmış ten soğuğu gibi

Sevmek anlatmak isteğidir uykudan solgun uyanan ölümün

Yüzüne su çalınarak uğurlanışını pür basiret sarih ve yalnız

Bakın bu kışın şenlik ateşi dağılmış saçlarındaki kumlara benzer

Serin bir akşamüstü şarkısının düşüşüne kâkülünden sevgisinin

Seni anlatmak isterim yetimhaneye henüz gelmiş telâş gibi

Biraz ağlamaklı daha biraz yerli yersiz sarılan aynada gözlerine

Gidersen ey nisan kapısında suskunluğun bir yerlerinden kopup

Dökülen hüznüdür yağmurun değil elbet böyle incecik ve usul

Gözlerin zulmüdür bütün görmelerine zifir sürgünler çeken.

 

 

 

 

iç. "DÂVÛD’UN KUŞLARI", Yapı Kredi Yayınları, 2015

adressiz üşüyen

Dimanche, 08 Mars 2015 18:18 Published in eren, azad ziya [1976]

Ey senin mezarlıklardan geçen rüzgârın

Ey yıkımında yalnız durduğum çınar altları

Ey usul tuttuğum ellerinde usul gülümseyen

İki göz arasında sığınaksız ikiz alazlı yanık

İki dudak arasında ilerleyen susuz iki yaz kıyısı

Ey kırık bu delta’nın kalbindeki çorak uğultu

Ey hüzünlü gecenin sağrısında durduğum

Dolunay tarlaları ve rayları ıssız kalmışlığın

Ey kıvrımlarında dökülmüş kirpiklerinden başka

Gam olmayan kâinat artıkları ve kanatları kuşların

Bir ses’ten geliyorum tören giysilerinde çürümüş

Bir sis’ten geliyorum dilinde ıssızın orakları

Bir süs’ten biliyorum başlangıcın ilk saatları

Ey gözlerinde çarmıha gerilmiş tutkusudur

Tutup ey diyerek yalnızlığımızı üzen uzaklığının

Ey çalık zamanın omuzlarındaki kadim mühür

Bu yakaran hançeredeki tellerin çapraz kesiği

Şarkısıdır ey derken göğ’le birleşen hançerinin

Ey kanının akışı kulaklarımda çınlayan kalb

Kan ölümlüdür buzul ve yalnız damarlarında

Kan ölümlüdür ve akan ruhudur aşkın ölümsüz

Sen bir şehrin düşmediğini düşün anlamlarından

Durmadan çınar altlarından soğumalardan

Sen çınlayan nallarından söz et yılkı atlarının

Mezarlıklardan geçen rüzgârını duyur sesinin

Hançerden dudaklarıyla sustuğu mevsimlerin

Sen birkaç adreste birden aynı hüznü büyüten

Sen birkaç hüzünle birden aynı adressiz üşüyen.

 

 

 

iç. "DÂVÛD’UN KUŞLARI", Yapı Kredi Yayınları, 2015