cartoon network porn
cartoon network porn
porn cartoons

No: 101, Août - Ağustos - August 2018

ince, can

ince, can

Cehennem Piyanosu

Mercredi, 25 Novembre 2015 12:24 Published in poème || şiir || poem

Cehennemde barometre takılmış piyanolar

ıssızlıkları içinde yandıkça çalar suçlarını çaldıkça yanarlar.

-Hoşlanmışlık anlamında gebermiş yaşamları sefildir -

Tarsus'lu Saoul

Mercredi, 01 Juillet 2015 08:50 Published in conte || masal || fairy tale

064-3nn_fabl-ince_can-tarsuslu_saoul

-Daver Atabey ve Harun Antakyalı'ya saygı ve muhabbetle-

Eski zamanlarda Antakya derler, İskenderun Sancağı'na bağlıdır, bir ilde vilâde etmiş Saul nam çocuk sokaklarda dolaşıp, onun bunun tahta oyuncağına, şekerine ve dahi çomaklarına musallat olur imiş.

Bu velet Rum Tebaası ve Yahudi ana babadan olduğundan kimse buna karışamazmış. Gözleri sis ve dumandan ibâret bu velet, kuş olsa sapanla taş atar, çocuk olsa ağzı ve burnunu kan içinde bırakmadan komaz imiş.

Âsi derler, çamurlu bir sudur, El Bika'dan çıkar da bunun memleketinde denize dökülür. Çocuk büyüyüp Kudüs'e yola çıkanda, nehri geçerken bir kayıkçıya iki gümüş para ödemiş.

Kayıkçı da, Harun derler, uzun dalgalı saçlı, kayığının kıç kısmında tuhaf şeyler taşıyan bir pir-u fâni imiş.

Kayıktan inerken, kayıkçı çocuğa "bak" demiş, "nah şorada ileride bir mağara var. Oraya girip bulduklarını bana getirirsen iki gümüşünü iâde ederim." Çocuk mağaraya güç belâ tırmanmış bakmış ki, mağarada iki tomar -parşömen derler- kâğıt var.

İçindekileri okumuş ki "Hangi taşı kaldırsan altındayım" yazarmış.

Saul tomarı Harun'a getirmiş ve iki gümüşünü geri aldıktan sonra, Kenan iline doğru, Yerüşalim yoluna devam etmiş ve mübârek şehre varıp orada devlet kapısında bir vazife edinmiş.

O vakitlerde peygamber efendimiz dünyayı şereflendirmediği ve dahi din-i ebedi daha nâzil olmadığından, hak din İsevilik imiş.

Bu Saul nam herif de, kendi dininden olmadıklarından, Musa'ya küfrettiklerini düşünür, İsevilere türlü eziyet eder imiş.

Devrân dönüp Saul yine bir İseviye hücum etmeye ve dahi gencecik kıza ceza verdirmeye çalışıırken, İsa Aleyhisselam ona görünmüş: "Saul! Hasta mısın oğlum? Neden bana işkence ediyorsun? Git Harun'a işkence et! Zaten putperesttir deyyus, ver iki akçesini geri, dön Allah'ına ibadet et!". Bunun üzerine Saul imâna gelmiş ve dizlerinin üstüne çökerek nedâmet getirmiş: "İman ederim ki sen Rab'sin. Bundan sonra ömrümü senin yolunda harcayacağım."

ayrılık

Samedi, 06 Juin 2015 20:10 Published in poème || şiir || poem

063-3nn_mas-ince_can-ayrlk-les_copain_d_abord

Gözlerini özleyeceğimi biliyordum.
İlkbaharda elma ağacı gibi kokan sesini.
Yine de Leon'a taşındım.
Kucağımızda bir çocuk vardı ama kimseye yalan söyleyemezdim.
Gittim. Şimdi de giderdim Leon sağ olsa.
Şimdi de gözlerini özlemek pahasına giderdim.
Anahtarı eve bırakıp, Leon'a kadar yürüdüğüm
yüz metrelik yol çok uzundu.
Gittim.
Gittikçe gidiyordum ya,
ayaklarım arada arkaya basmıyor değildi.
Kendi evini terk etmekle yeni bir oyun sahnelemek için
çalışmak aynı şeyler.
Öyle gittim. Güzelce gittim.
Bir öğlen rakısının ferahlığında ve yanda meze olmadan.
Gittim.
Akşamüstüydü, gittim. Sabah olsa gidemezdim.
İçimdeki güneşin batmasına denk gelecekti.


Değirmenin artık ona un taşıyacak kimse olmayacağını bilmesiydi
Değirmenin suyunun akmasıyla un arasındaki belirsizlikti gidişim.
Böyle ölüyüm, dünya böyle ölü insanlar.
Giderken sadece o güzel gözleri düşünüyordum.
Elde iki çanta.
Güzel gözler. Sonsuz dünya.
Hiç gitmediğim konserden döner gibiydim giderken giderek.
Alkışladım. Alkışladım.
Gittim.
Köpekleri öptüm ama. Kedileri de. Ona da bir öpücük verdim,
Kendime de aynada.

Sudaki deliğini kapatmaya uğraşarak gittim.

Şimdi dönüyorum.
Kaplumbağanın bitmek bilmez sessizliğiyle.

ente kâfi

Lundi, 25 Mai 2015 19:22 Published in conte || masal || fairy tale

063-3nn_mas-ince_can-ente_kafi-photo_by_reha_yunluel

JavaScript est désactivé!
Pour afficher ce contenu, vous devez utiliser un navigateur compatible avec JavaScript.

Rivâyet odur ki, çok eski devirlerde, peygamber efendimizin dünya mekânına avdetinden birkaç asır evvel, mübârek Şehr-i Yeruşalim'de, Mikail derler, bir dökümcü var imiş.

İmparator Konstantin nam zındığın anası Helena Hatun nam avrat şehri ziyârete geldiğinde, oraya devâsâ bir kilise inşâ ettirmiş. Derler ki, Helena Hatun, inşaatın bitmesine yakın, bir gün gizlice Mikail'in dökümhânesine, yanında iki askerle, tebdil-i kıyafet edip gizlice gitmiş ve Mikail'e yekpâre, siz deyin top güllesi kadar, ben diyeyim koca kafam kadar bir altun külçesi verip “bunu eritip “bana bundan bir çocuk heykeli dökeceksin amma kolları sinesinde birleşmiş olacak ve göğsünde, ellerinin altında, ufak bir oyuk olacak. İçinde de bu muskayı koyacaksın. Senin ücretin de o oyuktan artırdığın altundur” deyu tâlimat etmiş. Amma ve lâkin, Helena Hatun bir daha Mikail'in yanına uğramamış. Mikail işini bitirmiş ve Helena Hatun'a haber salıp “gelip alsın” demeye kalmadan, Mikail için emr-i hak vâki olmuş. O vakitten sonra heykeli de gören duyan çıkmamış.