3d cartoon porn
cartoon porn pic
porn cartoon

No: 092, Novembre - Kasım - November 2017

les actuels || günceller || actuals
erdayı, oylun davran

erdayı, oylun davran

[Ben gençken Küçük İskender'i...]

Samedi, 29 Avril 2017 11:07 Published in note || not

Şimdi ben tabi ki annemi çok özlüyorum. Sadece annemin anne figürünü değil, onun zekasını, zevkini, dinginliğini, aklını, onurunu, kültürünü, karakterini de özlüyorum. İnsanlar gerçekte annelerini değil anne figürünü seviyorlar biliyor musunuz... Annenin temsil ettiği kavramlara, annenin varlığından daha çok bağlılar mesela. Elbet normaldir bu. Lakin annelerini hiç tanımayan çocuklarla doldurur bu dünyayı. Kimse annesinin gerçekte ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmez, bilmek istemez. Bir annenin, çocuğunun babasından başkasını arzulaması, cinsel ihtiyaçları, can sıkıntıları onu anne figürünün dışına atar. E böyle bir durumda annesini tanımaktan imtina eden bir çocukla ne kadar bağ kurulabilir ki. Bu yüzden bir çok anne yalnızdır, mutsuzdur ve görev adamıdır. Yazıktır. Ben annemi anneliğinin yanı sıra tanıdım da sevdim; adam gibiliğiyle, zaaflarıyla, kusurları ve üstün yanlarıyla bağlıydım ona. O yüzden iki kere üzülüyor ve özlüyorum.
Anneniz hayattaysa bunu bi düşünün derim. Çünkü yokluğunda, sizin onu terkettiğiniz yalnızlıktan daha büyük bir kimsesizlik bekliyor sizi.
Ben gençken Küçük İskender'i yoğun okur ve çok severdim. Şiirlerinin bana çok şiirimsi yazdırmışlığı vardır. Gençlik yıllarımda bi çok edebiyat dergisinde de şiirimsilerim basılmıştır. Varlık'a gönderdiğim şiirimsilerden birine İskender yorum yapmıştı dergide. "...Hele bir de opera sanatçısı olduğunuzu düşünecek olursak" falan içeriğinde. Ne dangalakça ve önyargı kokan bi yorum diye düşünmüştüm o zaman. Bi kaç yıl sonra ne demek istediğini anladım. Şiirlerin sıradanlığını vurgulamak isterken sıradanlığa düşmüştü gerçi, ama olsun: temelde doğruydu eleştirisi. O yüzden o dönemki şiirlere şiirden ziyade şiirimsi demek yerinde olacaktır. Sonra yıllar geçti. Benim göz rengim ve adım değişti. Algılamamda- özellikle konu insan davranışı ve sanatsa- müthiş bir gelişme oldu. Hani şu 11 basamaklı iki sayıyı sekiz saniyede çarpan tipler gibi...Gerçek şiirler yazdım. O kadar gerçeklerdi ki bir süredir yazamıyorum.
Burda, yani bu deniz kenarında, arkamdaki koruluktan gelen kuş sesleri dışında sadece klasik batı müziği dinliyorum. Bütün gün... Okuyorum bolca. Çiçek dikiyor, yürüyor, yemek yapıyor, köpekleri doyuruyorum. Günüm bomboşlukta geçiyor. Sanki tüm köklerimi kesmişler, beni geçmişe bağlayan ne kadar ağırlık varsa üstümden kalkmış da bi insan olarak uçamıyacağımı bile bile uçmayı deniyor gibiyim. yaşamaya heves ediyorum kısacası. Zamansız bi yer burası... Günlerden ne, saat kaç hiç bilmiyorum.
Şimdi oturmuş İskender'in "Ciddiye Alındığım Kara Parçaları"nı okuyorum.
Kapkaranlık bir yası, yorucu bir hayatı, daha neler neleri, o gürültüyü- kalabalığı geride bıraktığımı daha iyi anlıyorum.
Benim yıllardır hissetmekle ilgili ciddi bir sıkıntım var, yakınlarım bilir. Burda hissetmekle ilgili içim köpürüyor. Ayrıntılarla daha çok ilgilenmeye başladım. Zihnimdeki düşüncelerin, birbirinin üstüne basa basa tepişmeleri sona erdi. Mesafe koydular birbirlerine zaar, ondan diye düşünüyorum. Mesela şu dikkatimi çekmeye başladı: Müziğin içine şarkıcılar dalınca çoğunlukla yoğunluğunu ve sadeliğini yitiriyor müzik. Saçmasapan bi coşku, pespaye bi hüzün bulaşıyor olaya. Müzisyenliklerinin ne denli zayıf olduğunu ilk kez bu kadar açık görüyorum. Herhalde bu yüzden çok az şarkıcı çıkmış zaten. Hani bu minvalde şeylerle geçiyor günüm. İşte İskender'in şiirlerini okurken- kimbilir kaçıncı defa-şunu da farkettim:
Ne kötü yazmışsın be abi!

 

 

[25.04.2017 / facebook]

 


[Şimdi ben tabi ki annemi çok özlüyorum...]

Samedi, 04 Mars 2017 19:25 Published in note || not

Şimdi ben tabi ki annemi çok özlüyorum. Sadece annemin anne figürünü değil, onun zekasını, zevkini, dinginliğini, aklını, onurunu, kültürünü, karakterini de özlüyorum. İnsanlar gerçekte annelerini değil anne figürünü seviyorlar biliyor musunuz... Annenin temsil ettiği kavramlara, annenin varlığından daha çok bağlılar mesela. Elbet normaldir bu. Lakin annelerini hiç tanımayan çocuklarla doldurur bu dünyayı. Kimse annesinin gerçekte ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmez, bilmek istemez. Bir annenin, çocuğunun babasından başkasını arzulaması, cinsel ihtiyaçları, can sıkıntıları onu anne figürünün dışına atar. E böyle bir durumda annesini tanımaktan imtina eden bir çocukla ne kadar bağ kurulabilir ki. Bu yüzden bir çok anne yalnızdır, mutsuzdur ve görev adamıdır. Yazıktır. Ben annemi anneliğinin yanı sıra tanıdım da sevdim; adam gibiliğiyle, zaaflarıyla, kusurları ve üstün yanlarıyla bağlıydım ona. O yüzden iki kere üzülüyor ve özlüyorum.
Anneniz hayattaysa bunu bi düşünün derim. Çünkü yokluğunda, sizin onu terkettiğiniz yalnızlıktan daha büyük bir kimsesizlik bekliyor sizi.
Şimdi ben tabi ki annemi çok özlüyorum. Sadece annemin anne figürünü değil, onun zekasını, zevkini, dinginliğini, aklını, onurunu, kültürünü, karakterini de özlüyorum. İnsanlar gerçekte annelerini değil anne figürünü seviyorlar biliyor musunuz... Annenin temsil ettiği kavramlara, annenin varlığından daha çok bağlılar mesela. Elbet normaldir bu. Lakin annelerini hiç tanımayan çocuklarla doldurur bu dünyayı. Kimse annesinin gerçekte ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilmez, bilmek istemez. Bir annenin, çocuğunun babasından başkasını arzulaması, cinsel ihtiyaçları, can sıkıntıları onu anne figürünün dışına atar. E böyle bir durumda annesini tanımaktan imtina eden bir çocukla ne kadar bağ kurulabilir ki. Bu yüzden bir çok anne yalnızdır, mutsuzdur ve görev adamıdır. Yazıktır. Ben annemi anneliğinin yanı sıra tanıdım da sevdim; adam gibiliğiyle, zaaflarıyla, kusurları ve üstün yanlarıyla bağlıydım ona. O yüzden iki kere üzülüyor ve özlüyorum.
Anneniz hayattaysa bunu bi düşünün derim. Çünkü yokluğunda, sizin onu terkettiğiniz yalnızlıktan daha büyük bir kimsesizlik bekliyor sizi.

 

 

[28.02.2017 / facebook]

 


[Bi de Ahmet Hakan nerde lan?]

Lundi, 18 Juillet 2016 21:27 Published in note || not

Profil fotomdan güç alarak soruyom, şimdi ben doğru mu anladım:


Eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarımızdan Demirel, Özal gibi devlet büyüklerimiz ve bugünkü Cumhurbaşkanımız Erdoğan da dahil olmak üzere Türkiye'nin kimler tarafından yönetileceğinde büyük söz hakkı olan ve Amerika'ya bu insanları ellerinden tutup prezante eden

Feto aslında Kırk yıllık Feto'yla aynı kişi diilmiş de mi! Yani 14 yıldır devletin her biriminde açıktan marifetmiş gibi kadrolaşan ve bikaç sene önce çıkar çatışması sebebiyle birbirlerine gönül koyan Feto'yla bu Akepe' liler ve Cumhurbaşkanım başka başka kişilermiş de mi.

Bundan 3-4 yıl önce ipleri kopartıp o kadroları boşaltıp kendi kadrolarını yerleştirenler bu Akepe'liler kesin diildir de mi. O kadrolar boşaltıydıysa, irtica ve tarikatlar konusunda son derece hassas olan TSK'nın içindeki 20-30 yıllık generaller, amiraller de Senegal'li oluyo bu durumda de mi. Bi de birinin Fetocu ya da Akepe'li olduğu nasıl anlaşılıyo ki, enselerinde numara falan vardır de mi. Darbe olduğunu bilmiyodum diyen rütbeli bi asker Meclis'i bombalamayı pokemon avı sanmıştır kesin de mi. Zamanında devlet büyüklerimizin çoğu Feto'nun elini öptü ve şimdi pişmanım diyosa, memleketi bombalayan asker de özür dileyip, allah belamı versin dese ve Kuran'a el bassa barışırız de mi.


İstiklal Marşı ve Türk Bayrağıyla Tekbir çeken milletimiz meydandaysa Mehepe'liler artık David Bowie'ye mi inanıyo. Asker'e bi tek Hedepe'liler mi üzülüyo. Cehepe oy çalmakla suçladığı iktidar partisini darbe dışında neyle iktidardan indirmeyi düşünüyodu bunca yıl.


Bi de Ahmet Hakan nerde lan?

 

[18.07.2016 / facebook]

 


[Hıçkıra hıçkıra...]

Mardi, 19 Juillet 2016 11:22 Published in essai || deneme || essay

Uçakla yolculuk yaparken -hava açıksa- o daracık pencereden boynunuz ağrıya ağrıya sağa-sola, ufka, aşağı bakar mısınız? Bakarsınız elbet. İnsanın tahayyül kapasitesi sınırlıdır. Yani evrenin çok büyük olduğunu biliriz ama büyüklüğünü tahayyül edemeyiz. Geçenlerde İzmir'den Ankara'ya dönerken yol boyu boynum ağrıyana kadar o kocaman dünyaya baktım. Dünyanın ne kadar büyük olabileceğini tahayyül etmeye çalıştım. Hava o kadar açıktı ve her detay öyle net görünüyordu ki, ara ara sanki bu devasalığı kavrıyormuşum hissine kapıldım. Uçağın süratini hesaplayarak zaman ve mesafe kavramlarını algılamaya çalıştım. Koca bir saat boyunca topu topu üç şehir katediyorsunuz, düşünebiliyor musunuz? Yani o süratle 15 dakika boyunca anca bir şehri geçiyorsunuz.