porn cartoons
cartoon porn tube
porn cartoons

No: 102,  Septembre - Eylül - September 2018

les actuels || günceller || actuals
sakarya, onur

sakarya, onur

İstanbul'da taksiye bindiğim herhangi bir gündü. Taksici bana şunu anlattı: "Taksim'den yolcu aldım. Nereye, dedim. Sen nereye gidersen oraya, dedi. Beyefendi dalgaya alıyorsanız buyurun inin, dedim. Yok valla sen nereye gidersen oraya gideceğim, dedi. Sinirden arabayı Hadımköy'e(Beylikdüzü'nü de geçiyon, bilen bilir) sürdüm. Tek kelime konuşmadı. O zamanlar Hadımköy adı üstünde köy, birkaç ev var. Köpeklerin mekân tuttuğu, ki muhtemelen belediye buraya şutluyor onları, boş bir arsada durdum. Taksimetre bok gibi para yazdı. Gergindim ama adam çıkardı kuruşu kuruşuna verdi parayı. Teşekkür etti ve indi. Adamı sikindirik bir yerde bırakmıştım ve geri döndüm. Dönerken bir müşteri daha aldım, ballı kaymak. Ondan birkaç gün sonra gazetenin üçüncü sayfasında bir haber gözüme çarptı. Hadımköy civarında, boş bir arsada, bir adam kafasına sıkarak kendini öldürmüştü. Bir gün sonra cesedini köylü bulmuştu. Bu çok büyük ihtimal o adamdı. Bir tuhaf oldum. Tuvalete gidip kustum. Sanki adamın kafasına ben sıkmıştım.

 

[18.01.2017 / facebook]

GEL EVE KAT ÇIKALIM

Lundi, 06 Février 2017 20:03 Published in poème || şiir || poem

Gözlerine kiracı çıktım, atma beni, reca ederim

Koltuk altına yapıştırılmış bir sakızım, öyle sinsi
Aksım yamuldu galiba, dönüyorum dönüyorum yine meyhane
90lardan kalma tecrübesiz bir dansım, aboneyim abone
Seni tenhada kıstırırım, yanaklarından makas, dudaklarından şelale

 

Üç futbol sahası büyüklüğünde bir kalbim var, gel de seni dikelim
Ne Mecnun’um, ne Ferhat, işim gücüm iddaa, cıgara ve at
Kimsenin ekmeğinde gözümüz yok çok şükür, yarappi bana bir tokat at
Allah herkesi kaybolan çorap teki etsin

 

Sensiz olmaz bir defa, 
Buna hâkim ve savcılar yüksek kurulu müsaade etmez 
Buna Ankaralı Yasemin müsaade etmez
Buna “kimin davulcusuydu o lan?” dediğimiz adamlar müsaade etmez

 

Bak, yakar geçerim bu geceyi, karası kalır
Olsa olsa içimde bir death arabesk yarası kalır
Bize de elbette kokoreçten bir ekmek arası kalır
Buna körebe oynayan adalet heykeli müsaade etmez

 

Suat var Çilli, kardeşi Doğan görünümlü UFO’yla kaçmış
Mahallenin orta yerinde çırılçıplak bir sevda açmış
Senin her raksına tapıyorum, evlenelim bak, eve nasıl kat çıkıyorum

 

Sana bir şey diyeyim mi; her şey zırto
Bu yalnızlık senfonisi, bu kara geceler, bu berbat çaylar
Haberlerde tek satırla bitiyor koskoca anlarla dolu hayatlar
Sana bir şey diyeyim mi; mahalle de bozdu
Gel be güzelim,
Tropikal bir hayvana binip de gidelim

 

 

iç. Edebiyatta Üç Nokta, Sayı 21, 2016

Babam kalp ilaçları kullanıyor ve odasının kapısına barikat kurmuş vaziyette. Dört damarı değişti. Yatağına uzanmış İngiltere Ligi izliyor. Annem sürekli sipariş yetiştirmekle meşgul; boyuna içli köfte yapıyor ve mantı döküyor. Eve ekstra girdi lazım. Yoruluyor ama şimdilik mecbur. Nergis ve oğlan içeride. Nergis, oğlanı yatırmaya uğraşıyor. Oğlan uykuyla boğuşuyor. Fakat yenilecek. Ben salonda kanepeye uzanmış vaziyette mutfaktan gelen ışığa bakıyorum. Keşke pervane olsaydım. Bir ışığın etrafında dönüp duran. Öylece dönüp duran. Şikayet etmeden dönüp duran. Aşk içinde dönüp duran. Yani bir uydu. Boyun eğmiş bir uydu; dönüp duran. Size bir şey diyeyim mi; boyun eğmek bazen gerekliliktir. Aşk içinde, yanarken boyun eğmek...

 

[19.11.2016 / facebook]

[Dışarısı her zamanki gibi...]

Dimanche, 22 Janvier 2017 18:54 Published in nouvelle || öykü || story

Dışarısı her zamanki gibi. Kâbus ve dehşet. Herkes bir yanındaki ölüye sarılıyor. Herkes güneş sönünce kaybolacak bir gölgeye sarılıyor. "2016 ne çok kanla geçti" diyenlerle "2016 ne çok patlatılmış şampanyayla geçti" diyenler aynı gazeteleri okuyor. Herkesin bedeninde, ruhun her an kaçmak için kullanacağı küçücük bir delik var. Çocuklar etlerden yapılma bir yığına dönüştü. Onlara bilgilenmeyi değil avlanmayı öğretiyoruz. Yoksulla zengini birbiriyle çarptığın zaman yerlere ateş yağmuru dökülüyor. Ben içerideyken hiçbir şey değişmemiş. Mutfak robotları ve tıraş makineleri hâlâ üzgün. Gök üzgün. Kan üzgün. Sevişenler üzgün. Size bir şey diyeyim mi; tanrı bile icraatından dolayı üzgün. Bir traktör bulup dağa çıkacağım. Yanımda bembeyaz bir sancak. Onu alıp Toros'ların en tepesine dikeceğim. Tamam, pes. Yeter ki daha fazla insan ve hayvan ölmesin. Görüyorum; tüm ruhlar perte çıkmış. Gözler haşat. Beyinler kısa devre. Ve yağmur bile isteksizce yağıyor. Seni seviyorum. Seni bir karabatağın suya dalışı gibi, seni bir meleğin öte taraftan buraya yol alışı gibi ve seni son treni kaçıran bir ölümlünün istasyonda öylece kalışı gibi seviyorum. Herkes bir yanındaki faniye sorsun: Nasılız; güzel miyiz?

 

[30.12.2016 / facebook]