famous cartoon porn
adult cartoons
cartoon porn games

No: 092, Novembre - Kasım - November 2017

les actuels || günceller || actuals
kordatos samira, gizem

kordatos samira, gizem

Hollanda Amsterdam Prinsengracht 263’te bir ev. 13-15 yaşları arasında tutsak bir genç kız. Yaşadığı coğrafyada sadece kimliği nedeniyle kaçan ve saklanan bir ailenin -Yahudi bir ailenin- küçük kızının hikayesidir bu. İnsanlık tarihine kendi kişisel anı notlarını düşen Anne Frank, büyük yüreği ile gelecek nesillere yaşadıklarının unutulmaması için bıraktığı yazıları bizlere büyük bir insanlık dersi vermekte…

“ …Hava güneşli, gökyüzü masmavi hafif bir rüzgar var çok harika ve özlüyorum, öyle özlüyorum ki her şeyi… konuşmayı, özgürlüğü, arkadaşlarımı, yalnız olabilmeyi. O kadar özlüyorum… ağlamayı! Öyle bir his var ki içimde, patlayacak gibiyim ve biliyorum ağlarsam daha iyi hissedeceğim. Olmuyor. Huzursuzum, bir odadan diğerine gidiyorum, kapalı olan pencerenin kenarından nefes almaya çalışıyorum, kalbim küt küt atıyor sanki: “Yeter artık özlemlerimi gider” der gibi…

Bir film düşünelim, birçok festivalde ödüller almış1, uzun yıllar ülkesinde
yasaklanmış. Fakat bu yasaklılık durumu diğer filmlerden bir hayli farklı. Türkiye’nin başta
Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine ihraç ettiği “ucuz iş gücü” desteği sürecinde
çekilen ve işçi göçünü durdurur endişesi ile yasaklanan Tunç Okan’ın 1974 yapımı Otobüs
filminden bahsediyoruz. Sinema tarihimizde farkına varılmamış, ülkenin yakın tarihi ve
sosyolojisi açısından muazzam bir olayı öyküleyen bir filmdir Otobüs…
Senarist, yönetmen, kurgu ve ortak yapımcı olarak filmde Tunç Okan damgası
hissedilmektedir. Ayrıca Okan, oyuncu olarak da filmde yer alır. Filmde yer alan
oyunculardan bazıları ise ise; Tuncel Kurtiz, Aras Ören, Bijörn Gedda, Hasan Gül, Leif Ahrle,
Nuri Sezer, Tunç Okan, Ünal Nurkan, Yüksel Topçugürler.
Sinema ile kent arasındaki derin ilişki, izleyicinin gözünde apaçık bir algı estetiği ve
yorum farkındalığı oluşturur. Bin yıllardır kent yaşamını coğrafi şartlarla şekillendiren insan,
bu kentlerde bazen gelişmeler yaratmakta bazen de doğa ile kenti çöküşe sürüklemektedir.
Bölgeseldir bu kentlerimiz, kendi mesken alanlarında kendi yaşam tarzlarını yaratırlar.
Birbirine globalleşen dünyada her ne kadar aynı kültür benzeşmelerini içselleştirseler de
aslında bir hayli birbirinin ötekisidirler. Kendilerine ait ayrılıkçı kuralları vardır. Kentler bu
kurallara göre insanlarını şekillendirir, cezalandırır ya da kuralına uyanı ödüllendirir. Sinema
da işte tam bu noktada söze dâhil olmaktadır. İcadından sonra geçirdiği süreç göze alındığında
henüz çok yeni bir sanat dalı olan sinema, aslında bir kentli belleğinin dışa yansıyan somut
aracıdır. Kısacası sinema kentlidir.
Sinema yapımcılarının üretim sahası da aynı şekilde kenttir. İster dönem filmi olsun
ister bilim-kurgu ya da fantastik bir eser; her daim bu saha kentte geçer. Yönetenler ve
yazanlar kurguladıkları dünya için kameraları çalıştırdıklarında aslında aynı zamanda gerçek
hayatın da birer kayıtçısı olurlar hem kurgulanan hikâyenin sanatçısı, hem de geleceğe dair
kadrajlar-fotoğrafik kayıtlamalar bırakan birer modern tarihçidirler.
Sinema üretkenleri, kentleri de bu anlamda belleklerinde ve hayal güçlerinde yer alan
bir takım imgeler için kullanırlar. Bu kullanış şeklini izleyicinin dâhil olmasına ya da soyut
anlamdaki ( işin kendisi ) olayların geçtiği mekânları somut olarak bellek çağrışımlarına
ekleyerek güçlü bir anlatım yaratma olanağıyla denerler. Her gün önünden geçtiğimiz dükkân,
izlediğimiz filmde başka bir hikâyede eş zamanlar yaratabilir. Ya da artık yönetmenler
tarafından kalıplaşmış kent imgeleri işin öznesidir. Bu imgelere göre; Sabancı Towers, Saphir
gibi binalarıyla modern İstanbul’un (!) görüntüsü Levent’te zenginler yaşar. 19. yüzyıl
Osmanlı İmparatorluk başkenti İstanbul’un Pera’sında ise orospular, translar, taşradan yeni
gelmişler yaşar. Üretilen iş, izleyiciye gerçek üstü anlamlar yükler; bu böyle olmasa dahi,
1 Otobüs Filminin aldığı uluslararası ödüller: Taormina Altın Charbye • Karlovy Vary Uluslararası Sanat
Edebiyat ve Sinema Ödülü • Don Quixote Ödülü • Strasbourg Uluslararası İnsan Hakları Film Festivali Ödülü •
Portekiz, Santarem Festivali Büyük Ödül • Fipresci Özel Ödülü
artık o sokaklar gerçek tarihsel değerlerini yitirir, hızlı bir sosyal etki alanı yaratan sinemanın
kurbanı olurlar.
Otobüs de, işte bu çıkarım yolu ile algılanması gereken bir filmdir. Absürt bir anlatım
dilini tercih etmiş olan yönetmen, kurguladığı karakterleri gerçek yaşam izleri üzerinden
sahiplenerek konuşturmaktadır. 1974 yılının atmosferik havasında şekillenen ve daha önce
yaşamları sadece köyleriyle ibaret olan ve salt duydukları güzellemeler ile Avrupa hayalini
gerçekleştirmek isteyen dokuz Anadolu köylüsünün hikâyesi…
Karakterlerine yüklediği absürt hallerle dikkat çekmeyi amaçlayan Okan, Otobüs
filminde; yaşam düzeylerini yükseltecek yeni bir hayata başlayacak olmanın umudunu
yansıtan bir yandan da yabancı yeni bir coğrafyanın bilinmezliğinin verdiği çocuksu
çekingenliğini de aynı yüz temasıyla taşıyan dokuz erkeğe yer vermekte. Hayatlarında bir kez
dahi kent görmemiş, bütün yaşamlarını köylerinde geçirmiş ama hayallerinin izini sürerek
iş bulup refah içinde yaşamak içgüdüsüyle, kim bilir belki de ailelerini de yanlarına alma
umudu ile köylerinden kopup kaçak işçi olarak Stockholm’e giden dokuz Anadolu
kırsallarından yüzlerdi bunlar. Heteroseksüel ve ataerkil klasik Anadolu köylüsü prototipinde
olan bu karakterler, otobüsün kapılarının açılması ile bambaşka bir aleme geçercesine şaşkın,
küçülmüş ve çaresizlik duygularına kapılmaktadırlar.
Bireylerin belleklerinde, yolculuğa çıkmadan önce var olan tek şey köyleri. Sınır
bilincinin ve ülkeler arası kuralarının onlar için bir şey ifade etmediği bu yolculuk, aslında
onlar için sadece umuda taşınmanın bir hayalidir. Sade ve kurnazlıktan uzak yaşam koşusunda
birinci olma gayretinin olmadığı köy yaşantısından karmaşık ilişkilerin kuralların olduğu bir
dünyaya doğru taşındıklarının bilincinde olmayan insanlar. Yani, bir yol hikâyesinin
başlangıcı ve sonu arasındaki kısa anın filmi Otobüs, yola umutları ve inşa edecekleri yeni
yaşamlarının hayalleri ile çıkan yolcular, kısacası şaşkın ve kandırılmış insan yüzleri.
Filmde, her göç olgusunda var olduğu üzere; göç edilen yer ile arkada bırakılan
memleket karşılaştırmaları açısından çatışmaların ana tema olarak işlenişi izleyiciye
hissettirilmektedir. Bu çerçeveden bakınca filmde asıl işlenen konu “kültür çatışması”
kavramıdır. Filmde henüz kendi köylerinin bağlı olduğu kasabaları dahi bilmeyen 1974 yılı
insanının, yüzyılın en hızlı gelişen ülkelerinden birisine, İsveç’e olan göçlerinden söz ediliyor.
Bu anlamda film, kültürel farklılıklardan oluşan bu inanılmaz uçurumdan düşen dokuz kişinin
hayatını anlatmaktadır.
Film içerisinde işlenen ve genel algıyı yansıtan göç sebebi;  uygar olana ve daha güzel
olana ulaşma gayretinin ürünüdür. Büyük şehir olarak tanımladığımız çekim merkezli
kentlerin kaderi olan ve gittikçe o kentler için için kaosa dönüşen bir olgudur göç. Modern
hayatımızın getirdiği isteklerden kaynaklı, daha iyi yaşam standartları, kamu hizmetleri, özel
durumlar ( cinsel ya da kimlik anlamında kendini ifade edebilme)  ve teknolojik unsurlar, hızlı
yaşam ve bunun sağladığı önceliklerin umudu.
Filmde kara borsa bir yol hikâyesi işlenir, kaçak yollarla Türkiye’den yola çıkan
otobüs, bildiğimiz ve sıkça tanık olunun mülteci olma durumunun yansımasıdır. Otobüsün
aynı zamanda şoförü olan ve sürekli olarak medeniyete geldiklerini ve artık çok para
kazanacaklarını işçi adaylarına yenileyerek  onlara boş umut vermeyi sürdüren karakter
aracılığıyla; sahte evraklar, belge ve vizeler temin ederek gurbetçi işçi adaylarını sömüren
aracı kurumlara dikkat çekilmiş ve yapılan para alışverişlerine ve sahtekârlıklara vurgu
yapılmıştır.
Sürekli yeniyi öven ve eskimiş olan hiçbir şeyin kabul edilmediği bir medeniyet
ortasında boyaları dökülen, metali çürümüş eski mi eski bir otobüs içinde tutsaktırlar… Gıcır
gıcır giysileri, ellerinde iş çantaları ya da alışveriş torbaları ile meydandan geçen insanların
garip bakışlarına maruz kalan külüstür aracın içinde, polis tarafından enselenip sınır dışı
edilme korkusuyla kala kalmışlardır. Yakalanma korkusu ve belki de biraz da yabancı
oldukları toplumun korkunçluğundan kaçma arzusuyla sıkı sıkıya örtmüşlerdir otobüsün
turuncu renkli, arabesk görünümlü perdelerini.
Yabancı bir kültürde, bir ülkenin kent meydanında; kandırılmış bir otobüs dolusu
Anadolu köylüsü. Filmde en dikkat çekici olan anlatım: hızlı yaşam standartlarında; daha
iyiye ve daha mükemmele endekslenmiş endüstri devriminin kapital bir kenti ile karşı karşıya
kalma durumudur. Kendilerinden farklı ve az gelişmiş bir ülkenin köylülerini kabul etmeme
durumu. Bugün İslamfobinin hat safhada olduğu birçok Avrupa kentinde durum farksız
değildir. İbadet yeri bulmakta dahi zorlanan Fransa’nın Müslüman mahalleleri ibadet için
kullandıkları sokakları araç trafiğine kapattıklarında kent yerlileri! tarafından şikâyetlere ve
sözlü saldırılara maruz kalmaktadırlar. Bu durumun en canlı örneği çingenelerdir. Bizden
farklı olduğunu düşündüğümüz çok eski bir kültüre sahip Çingene halkını, yaşam
alanlarımızdan uzak tuttuğumuz gibi Otobüs filmindeki batılı insanların Anadolu köylüsüne
uyguladığı tutumda da aynı bakış açısını görebiliyoruz.
Film konuya girişte belirtildiği gibi bir kentli-köylü çatışmasını haliyle uygar ile
olmayan arasındaki karşıtlıktan söz alır. Geriye ait anılar flash backler ile anımsanır.
Çukurova’nın pamuk tarlası tamda usuna uygar etiketi yerleştirip, onun karşısında küçüklük
hissine kapıldığı Batı şehrinde, maruz kaldığı taciz ile sahneye gelmektedir. Taciz edilme
durumu da köylü insanın  en büyük erdemi olan sabır ile işlenir. Son dakikaya dek olayı fark
edemeyen heteroseksüel erkek karakter, aynı zamanda sabır ile algılarını çalıştırır. Bahsedilen
sabır oldukça özel bir imgedir. Toprağı sürüp tohumladıktan gerektikçe çapalayıp sulama bir
yana, hasada dek beklemesini bilmektir, doğal çevreye el uzatmamaktır. Karakterlerine
sinmiştir bu bekleyiş hali, film boyunca da umut edilene yönelme sabrı bu noktada değerlidir.
Son olarak, filmin müziklerini yapan Zülfü Livaneli ve kusursuz oyunculuğu ile
Tuncer Kurtiz, baş yapıt sayılabilecek filme önemli katkılarda bulunduğunu aktarabiliriz.
Dialogların kısıtlı ancak duygu aktarımının yoğun olduğu film, daha pek çok makaleye, tez
konusuna malzeme verecek derinlikte olduğu kuşkusuz. Aslında filmin olayları kurguladığı
1974 Avrupası ve Türk göçmenlerin durumu bugün hayli değiş olsa da, hala izleyici için
büyük gerçek hikaye aktarımları yapabilmektedir.“OTOBÜS” FİLMİ ÖZELİNDE TÜRK SİNEMASINDA GÖÇ TEMASI

Rembetiko, ortak yaşamın şekillendirdiği kentlerde farklı milletlerden olan insanlarca yaratılmış bir müzik dünyasıdır. Milliyetçi akımların henüz şehrin sokaklarına sızmadığı, aynı İmparatorluk çatısı altında birbirini anlayan, saygı duyan, düğünlerine, bayramlarına davet edilip farklı olanı görebilen bir güzellemenin sürdüğü yılların ürünüdür. Bu güzellemede daha Cihan Harbi başlamamış, Balkanlar’da aynı Kasap Havası’na Makedonlar, Arnavutlar, Rumlar, Türkler el ele vererek eğlenebilmekte ve Anadolu şehirlerinde, oryantalist Batılıları kıskandıran cinste zengin ve çok renkli kostümleri, başlıkları, çehreleri ile tecrübesine doyum olmaz bir tablo bulunmaktadır. İşte Rembetiko böyle bir ülke ortamında yetişmiş yurttaşların temellerini attıkları bir müzik akımı idi…

Bir film düşünelim, birçok festivalde ödüller almış1, uzun yıllar ülkesinde
yasaklanmış. Fakat bu yasaklılık durumu diğer filmlerden bir hayli farklı. Türkiye’nin başta
Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine ihraç ettiği “ucuz iş gücü” desteği sürecinde
çekilen ve işçi göçünü durdurur endişesi ile yasaklanan Tunç Okan’ın 1974 yapımı Otobüs
filminden bahsediyoruz. Sinema tarihimizde farkına varılmamış, ülkenin yakın tarihi ve
sosyolojisi açısından muazzam bir olayı öyküleyen bir filmdir Otobüs…
Senarist, yönetmen, kurgu ve ortak yapımcı olarak filmde Tunç Okan damgası
hissedilmektedir. Ayrıca Okan, oyuncu olarak da filmde yer alır. Filmde yer alan
oyunculardan bazıları ise ise; Tuncel Kurtiz, Aras Ören, Bijörn Gedda, Hasan Gül, Leif Ahrle,
Nuri Sezer, Tunç Okan, Ünal Nurkan, Yüksel Topçugürler.
Sinema ile kent arasındaki derin ilişki, izleyicinin gözünde apaçık bir algı estetiği ve
yorum farkındalığı oluşturur. Bin yıllardır kent yaşamını coğrafi şartlarla şekillendiren insan,
bu kentlerde bazen gelişmeler yaratmakta bazen de doğa ile kenti çöküşe sürüklemektedir.
Bölgeseldir bu kentlerimiz, kendi mesken alanlarında kendi yaşam tarzlarını yaratırlar.
Birbirine globalleşen dünyada her ne kadar aynı kültür benzeşmelerini içselleştirseler de
aslında bir hayli birbirinin ötekisidirler. Kendilerine ait ayrılıkçı kuralları vardır. Kentler bu
kurallara göre insanlarını şekillendirir, cezalandırır ya da kuralına uyanı ödüllendirir. Sinema
da işte tam bu noktada söze dâhil olmaktadır. İcadından sonra geçirdiği süreç göze alındığında
henüz çok yeni bir sanat dalı olan sinema, aslında bir kentli belleğinin dışa yansıyan somut
aracıdır. Kısacası sinema kentlidir.
Sinema yapımcılarının üretim sahası da aynı şekilde kenttir. İster dönem filmi olsun
ister bilim-kurgu ya da fantastik bir eser; her daim bu saha kentte geçer. Yönetenler ve
yazanlar kurguladıkları dünya için kameraları çalıştırdıklarında aslında aynı zamanda gerçek
hayatın da birer kayıtçısı olurlar hem kurgulanan hikâyenin sanatçısı, hem de geleceğe dair
kadrajlar-fotoğrafik kayıtlamalar bırakan birer modern tarihçidirler.
Sinema üretkenleri, kentleri de bu anlamda belleklerinde ve hayal güçlerinde yer alan
bir takım imgeler için kullanırlar. Bu kullanış şeklini izleyicinin dâhil olmasına ya da soyut
anlamdaki ( işin kendisi ) olayların geçtiği mekânları somut olarak bellek çağrışımlarına
ekleyerek güçlü bir anlatım yaratma olanağıyla denerler. Her gün önünden geçtiğimiz dükkân,
izlediğimiz filmde başka bir hikâyede eş zamanlar yaratabilir. Ya da artık yönetmenler
tarafından kalıplaşmış kent imgeleri işin öznesidir. Bu imgelere göre; Sabancı Towers, Saphir
gibi binalarıyla modern İstanbul’un (!) görüntüsü Levent’te zenginler yaşar. 19. yüzyıl
Osmanlı İmparatorluk başkenti İstanbul’un Pera’sında ise orospular, translar, taşradan yeni
gelmişler yaşar. Üretilen iş, izleyiciye gerçek üstü anlamlar yükler; bu böyle olmasa dahi,
1 Otobüs Filminin aldığı uluslararası ödüller: Taormina Altın Charbye • Karlovy Vary Uluslararası Sanat
Edebiyat ve Sinema Ödülü • Don Quixote Ödülü • Strasbourg Uluslararası İnsan Hakları Film Festivali Ödülü •
Portekiz, Santarem Festivali Büyük Ödül • Fipresci Özel Ödülü
artık o sokaklar gerçek tarihsel değerlerini yitirir, hızlı bir sosyal etki alanı yaratan sinemanın
kurbanı olurlar.
Otobüs de, işte bu çıkarım yolu ile algılanması gereken bir filmdir. Absürt bir anlatım
dilini tercih etmiş olan yönetmen, kurguladığı karakterleri gerçek yaşam izleri üzerinden
sahiplenerek konuşturmaktadır. 1974 yılının atmosferik havasında şekillenen ve daha önce
yaşamları sadece köyleriyle ibaret olan ve salt duydukları güzellemeler ile Avrupa hayalini
gerçekleştirmek isteyen dokuz Anadolu köylüsünün hikâyesi…
Karakterlerine yüklediği absürt hallerle dikkat çekmeyi amaçlayan Okan, Otobüs
filminde; yaşam düzeylerini yükseltecek yeni bir hayata başlayacak olmanın umudunu
yansıtan bir yandan da yabancı yeni bir coğrafyanın bilinmezliğinin verdiği çocuksu
çekingenliğini de aynı yüz temasıyla taşıyan dokuz erkeğe yer vermekte. Hayatlarında bir kez
dahi kent görmemiş, bütün yaşamlarını köylerinde geçirmiş ama hayallerinin izini sürerek
iş bulup refah içinde yaşamak içgüdüsüyle, kim bilir belki de ailelerini de yanlarına alma
umudu ile köylerinden kopup kaçak işçi olarak Stockholm’e giden dokuz Anadolu
kırsallarından yüzlerdi bunlar. Heteroseksüel ve ataerkil klasik Anadolu köylüsü prototipinde
olan bu karakterler, otobüsün kapılarının açılması ile bambaşka bir aleme geçercesine şaşkın,
küçülmüş ve çaresizlik duygularına kapılmaktadırlar.
Bireylerin belleklerinde, yolculuğa çıkmadan önce var olan tek şey köyleri. Sınır
bilincinin ve ülkeler arası kuralarının onlar için bir şey ifade etmediği bu yolculuk, aslında
onlar için sadece umuda taşınmanın bir hayalidir. Sade ve kurnazlıktan uzak yaşam koşusunda
birinci olma gayretinin olmadığı köy yaşantısından karmaşık ilişkilerin kuralların olduğu bir
dünyaya doğru taşındıklarının bilincinde olmayan insanlar. Yani, bir yol hikâyesinin
başlangıcı ve sonu arasındaki kısa anın filmi Otobüs, yola umutları ve inşa edecekleri yeni
yaşamlarının hayalleri ile çıkan yolcular, kısacası şaşkın ve kandırılmış insan yüzleri.
Filmde, her göç olgusunda var olduğu üzere; göç edilen yer ile arkada bırakılan
memleket karşılaştırmaları açısından çatışmaların ana tema olarak işlenişi izleyiciye
hissettirilmektedir. Bu çerçeveden bakınca filmde asıl işlenen konu “kültür çatışması”
kavramıdır. Filmde henüz kendi köylerinin bağlı olduğu kasabaları dahi bilmeyen 1974 yılı
insanının, yüzyılın en hızlı gelişen ülkelerinden birisine, İsveç’e olan göçlerinden söz ediliyor.
Bu anlamda film, kültürel farklılıklardan oluşan bu inanılmaz uçurumdan düşen dokuz kişinin
hayatını anlatmaktadır.
Film içerisinde işlenen ve genel algıyı yansıtan göç sebebi;  uygar olana ve daha güzel
olana ulaşma gayretinin ürünüdür. Büyük şehir olarak tanımladığımız çekim merkezli
kentlerin kaderi olan ve gittikçe o kentler için için kaosa dönüşen bir olgudur göç. Modern
hayatımızın getirdiği isteklerden kaynaklı, daha iyi yaşam standartları, kamu hizmetleri, özel
durumlar ( cinsel ya da kimlik anlamında kendini ifade edebilme)  ve teknolojik unsurlar, hızlı
yaşam ve bunun sağladığı önceliklerin umudu.
Filmde kara borsa bir yol hikâyesi işlenir, kaçak yollarla Türkiye’den yola çıkan
otobüs, bildiğimiz ve sıkça tanık olunun mülteci olma durumunun yansımasıdır. Otobüsün
aynı zamanda şoförü olan ve sürekli olarak medeniyete geldiklerini ve artık çok para
kazanacaklarını işçi adaylarına yenileyerek  onlara boş umut vermeyi sürdüren karakter
aracılığıyla; sahte evraklar, belge ve vizeler temin ederek gurbetçi işçi adaylarını sömüren
aracı kurumlara dikkat çekilmiş ve yapılan para alışverişlerine ve sahtekârlıklara vurgu
yapılmıştır.
Sürekli yeniyi öven ve eskimiş olan hiçbir şeyin kabul edilmediği bir medeniyet
ortasında boyaları dökülen, metali çürümüş eski mi eski bir otobüs içinde tutsaktırlar… Gıcır
gıcır giysileri, ellerinde iş çantaları ya da alışveriş torbaları ile meydandan geçen insanların
garip bakışlarına maruz kalan külüstür aracın içinde, polis tarafından enselenip sınır dışı
edilme korkusuyla kala kalmışlardır. Yakalanma korkusu ve belki de biraz da yabancı
oldukları toplumun korkunçluğundan kaçma arzusuyla sıkı sıkıya örtmüşlerdir otobüsün
turuncu renkli, arabesk görünümlü perdelerini.
Yabancı bir kültürde, bir ülkenin kent meydanında; kandırılmış bir otobüs dolusu
Anadolu köylüsü. Filmde en dikkat çekici olan anlatım: hızlı yaşam standartlarında; daha
iyiye ve daha mükemmele endekslenmiş endüstri devriminin kapital bir kenti ile karşı karşıya
kalma durumudur. Kendilerinden farklı ve az gelişmiş bir ülkenin köylülerini kabul etmeme
durumu. Bugün İslamfobinin hat safhada olduğu birçok Avrupa kentinde durum farksız
değildir. İbadet yeri bulmakta dahi zorlanan Fransa’nın Müslüman mahalleleri ibadet için
kullandıkları sokakları araç trafiğine kapattıklarında kent yerlileri! tarafından şikâyetlere ve
sözlü saldırılara maruz kalmaktadırlar. Bu durumun en canlı örneği çingenelerdir. Bizden
farklı olduğunu düşündüğümüz çok eski bir kültüre sahip Çingene halkını, yaşam
alanlarımızdan uzak tuttuğumuz gibi Otobüs filmindeki batılı insanların Anadolu köylüsüne
uyguladığı tutumda da aynı bakış açısını görebiliyoruz.
Film konuya girişte belirtildiği gibi bir kentli-köylü çatışmasını haliyle uygar ile
olmayan arasındaki karşıtlıktan söz alır. Geriye ait anılar flash backler ile anımsanır.
Çukurova’nın pamuk tarlası tamda usuna uygar etiketi yerleştirip, onun karşısında küçüklük
hissine kapıldığı Batı şehrinde, maruz kaldığı taciz ile sahneye gelmektedir. Taciz edilme
durumu da köylü insanın  en büyük erdemi olan sabır ile işlenir. Son dakikaya dek olayı fark
edemeyen heteroseksüel erkek karakter, aynı zamanda sabır ile algılarını çalıştırır. Bahsedilen
sabır oldukça özel bir imgedir. Toprağı sürüp tohumladıktan gerektikçe çapalayıp sulama bir
yana, hasada dek beklemesini bilmektir, doğal çevreye el uzatmamaktır. Karakterlerine
sinmiştir bu bekleyiş hali, film boyunca da umut edilene yönelme sabrı bu noktada değerlidir.
Son olarak, filmin müziklerini yapan Zülfü Livaneli ve kusursuz oyunculuğu ile
Tuncer Kurtiz, baş yapıt sayılabilecek filme önemli katkılarda bulunduğunu aktarabiliriz.
Dialogların kısıtlı ancak duygu aktarımının yoğun olduğu film, daha pek çok makaleye, tez
konusuna malzeme verecek derinlikte olduğu kuşkusuz. Aslında filmin olayları kurguladığı
1974 Avrupası ve Türk göçmenlerin durumu bugün hayli değiş olsa da, hala izleyici için
büyük gerçek hikaye aktarımları yapabilmektedir.“OTOBÜS” FİLMİ ÖZELİNDE TÜRK SİNEMASINDA GÖÇ TEMASI

Bir film düşünelim, birçok festivalde ödüller almış , uzun yıllar ülkesinde yasaklanmış. Fakat bu yasaklılık durumudiğer filmlerden bir hayli farklı. Türkiye’nin başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesine ihraç ettiği “ucuz iş gücü” desteği sürecinde çekilen ve işçi göçünü durdurur endişesi ile yasaklananTunç Okan’ın 1974 yapımı Otobüs filminden bahsediyoruz. Sinema tarihimizde farkına varılmamış, ülkenin yakın tarihi ve sosyolojisi açısından muazzam bir olayı öyküleyen bir filmdir Otobüs…

“Başıbozuk” kavramsal olarak içinde hem olumsuzluğu hem olumluluğu taşıyan sözcüklerdendir. Eğer devleti yönetiyorsanız ve sizin adaletsizliğine, eşitsizliğine birileri baş kaldırıyorsa, onlar sizin gözünüzde “başıbozuk” yani “kural tanımaz”  birileridir. Eğer, adaletsizliğe uğramış, ezilen bir toplumun isyan eden öncüsü iseniz, bu kavram destansı bir güzelleme ile şekillenir. Bu güzelleme içinde adınız Spartaküs de olabilir, Şeyh Bedreddin de. Ve yüzyıllarca yaşarsınız, halkın eşitlik ve adalet düşlerine sarınarak.