Örneğin, Brecht’in “Ana” adlı oyununda, Devrimci Pavel’in anası, oğlu tutuklanınca, onun yerine, işçileri greve çağıran bildirileri dağıtmaya gider fabrika önüne ve polis anlamasın diye salatalıklara –hıyara- sarar bildirileri, öyle dağıtır işçilere. Hadi bakalım!.. Salatalık, yani bildiğiniz hıyar, başlı başına ahlaksız bir sebze!.. İşçileri greve çağıran bildirileri hıyara değil de hurmaya sarsak sahnede, ahlaklı tiyatro yapmış olur muyuz?… Bu kadarla bitmiyor; o bildirilerde daha neler yazıyor ?… Ahlaksız şeyler var mı acaba? (Örneğin, kıdem tazminatının işveren fonlarına devri gibi ya da işçi (satış)istihdam büroları ya da iş kazası istatistikleri…)
Diğer bir örnek, Dario Fo ‘nun “Kadın Oyunları” adlı eserinde kadın bir karakter, tecavüze nasıl uğradığını anlatır sahnede… Ne büyük bir ahlaksızlık!… Peki, “ahlak” sınırları içinde, tecavüzü nasıl anlatabiliriz sahnede?! İyisi mi, tecavüze uğrayan kadının birinci dereceden yakınını oynayan, erkek bir oyuncu aktarsın bu tecavüz hadisesini; o da sadece erkek izleyicilere!…
Peki, hamile bir kadını nasıl canlandıracağız sahnede? Öyle ya, bir kadının sahnede, karnını gere gere dolaşması büyük bir ahlaksızlık!… N’apcaz? Onu da mı erkek biri canlandırsın?!
Şu “ahlak” konusunda kafamız oldukça karıştı… Ne reji, ne dramaturji hiçbir şey yapamıyoruz bu aralar… “Ahlaklı tiyatroyu ” nasıl yapacağımızı tartışmakla geçiyor provalarımız… Nasıl yapacağımızı bulursak, seneye kesin alırız devlet yardımını… En helalinden!…



