Şairler şiirlerini nasıl yazarlar, işte ben bunu merak ediyorum.
O sırada ya da az önce genellikle ne yaptıklarını yani, günlerini çılgın şeyler yaparak geçirip geçirmediklerini? Yoksa sırf çirkinlik ve alakasızlık yüzünden mi?
Yazarken genellikle sarhoş oldukları doğru mu, şarap sevdikleri filan ? Öyleyse garsona nasıl sesleniyorlar, meşhur “bakar mısınız” lafı onlar için de geçerli mi? Şiir atölyesi varmış tekinin, şiiri nasıl çalışıyor tam olarak atölyede… ve de içinde ne var benim odamdakinden başka?
Bir arkadaşım ünlü şairin tekinin on mısra için raftan on kitap çektiğine yemin etmişti. Başka bir arkadaşım, onun gerçekte hiç bir düşüncesi olmadığına… Eblehlik kolayca yazdırır diyenler de var.
Ve de tam olarak o sözcükleri nereden buluyorlar aslında? Neden daha eğitimli başka birileri bulamıyor ?
O gün ya da daha önceki bir gün başlarına gelen sürprizli şeyler yüzünden mi? Tecrübe ettikleri dünya bizimki gibi can sıkıcı değil mi? Diyelim bakış açıları farklı. Peki ya manzara… o aynı değil mi?
Manzara yüzünden konuşamaz hale gelen insanlar tanıdım(afazi demişler, muhasebedeki ön büro elemanının tutukluğu)…Şairlere gelince, manzara ne kadar berbatsa o kadar çok yazdıklarına dair lakırdılar var.
Guissepe Kazanova için şöyle demişti birisi: » o’nun dehası yazışında değil yaşayışındaydı” . Neden bu laf şairleri irkiltiyor? Düzinelerce aptalın harika internet yazışmalarına tanık oldum son beş yıl içinde. Yazıların bir dolaşım dili olduğundan söz etmişti teki.Böylece yazarken harika görünen insanlardan.
Olağandışılık, cezbe, süs…
Tarihte cezbe(süs) sanatının en kusursuz örneklerinden biri ise, bir deniz kazasından sonra verilmişti. Finistre burnunu geçtikten sonra alti kulaçta kayalıklara oturan Medusa firkateyninden bahsediyoruz …firkateynden denize sallandırılan ölümcül bir salla ve altmış kazazedeyle birlikte hayata açılmış ama hayatta kalışını kesin olarak diğerlerini tümden kılıçtan geçirmesine ve onlardan parçalar keserek çiğ çiğ yemesine; kalan cesetleri de salı biraz olsun hafifletmek için köpek balıklarına paylaştırmasına borçlu olan firkateynin tek ressamından; mösyö Gericault’dan yani …
Ve de yolculuğu boyunca kendisinden fırsat buldukça tanrısına şöyle seslenmişti: « Eğer buradan kurtulursam olup bitenleri kesinlikle boyamalıyım ». Bu felaketten tek başına kurtulduğunda ise ilkin kafasını tras etti ve kendisini stüdyosuna kitledi ve de ancak başyapıtını bitirdiğinde oradan çıktı. 28 Agustos 1819 da, serginin açılmasından üç gün once, XIII. Louis tabloyu inceledi ve sanatçıya sanatını teşvik eden kutlama sözleri olarak yorumladığı su açıklamayı yaptı:
« Mösyö Gericault, sizin deniz kazanız kesinlikle bir felaket değil ! «
Ve “Bir felaketi sanata nasıl dönüştürebilirsiniz? » diyordu Julian Barnes.
Bir başkası, yahu-gruplardan tekinde, ülkemizde bir kadının makatına fırçayla girecek denli özgür yaratımlı, adamlıklı sanatçıların bulunmadığından yakınmıştı. Ruh katmak, özgür yaratı vesaire:
« ME hiçbir yere dönemiyor, sadece ağlıyordu. Gardiyanlardan biri duvarlara sloganlar yazmak ve tablolar yapmak için kullanılan yağlı boyalardan getirdi. Kırmızı, beyaz, yeşil, mavi ve sarı renkli boyalarla ME’nin parmaklıklara iple bağlı cinsel organını fırça darbeleriyle boyamaya başladılar. O günün eğitimini böyle bitirdi ME. Sabaha kadar inledi ve Allah ı çağırdı durdu. Yazık ki bunun ME’ye hiç yararı olmadı. Sabah onu hücreden çıkardılar. İkinci kata bir zincir fırlattılar. Zinciri ikinci kattaki hücrenin demirlerine bağlayıp obur ucunu aşağıya sarkıttılar ve ME’yi ayaklarından bu zincire baş aşağı astılar. Sonra da ME’nin boşlukta ölü gibi sallanan çıplak bedeninin başına toplandılar. Bazı gardiyanlar onu V harfine bazı gardiyanlar da T harfine benzetip bu minval üzere bir tartışma başlattılar. » (Dijwar-Onlara Dair Hersey/Diyarbakır Cezaevi-Avesta Yayinlari 2004)
İşte böyle…felaket sanata dönüşebilir… hatta sanatı ayakta tutan esaslı şeyin daima bu olduğunu söylersem de bana inanmalısınız. Pek çok ressamın yıldızının, kuşatacağı şehrin detay resimlerini sipariş eden hükümdarlar sayesinde parladığını; bugün size Bellotto tablosu gibi görünen o şeyin, geçmişte Savoya Hanedanı için ustalıkla hazırlanmış bir işgal haritası olduğunu ve bu geleneğin tam 5000 yıl sürdüğünü söylersem de…Neticede…sanat üzerine söylenmiş tek söz bulamazsınız ki sanatla bir alakası olsun.
Sonuncu arkadaşım ise, geçmişteki bazı toplantılarımız hakkında şöyle demişti: “Üzerinde hiç konuşmadığımız şeyler var.”(Benim böyle arkadaşlarım olmadı.)



