Home thema systeme böyle böyle…

böyle böyle…

8
0
NECLA ANLATIYOR:

Vakit halliceydi. Evinize geldim; bana bir duble kanyak ikram ettiler. Neden evlenmişlerdi biliyordum. Birbirlerini çok sevdiklerini anlattılar. O zamanlarda evlenmek için birbirini sevmek yetmiyordu. Çok büyük aşktı. Şimdi söylesek inkar ederler. Harman sigarası o günlerden yadigardır.

“Nikah kutsal bir törendir. Lütfen konuşmayınız.”
Böyle yazıyordu şimdiki koca ve kocamış Can’ı dünyaya getireceklerinin işaretini aleniyet için verirken.
Sonra Nazım ile Fikriye’nin evine gidiyorduk; İsmail ve Nazım rakı içiyorlardı İsmail’in “rakı bitecek” endişesiyle bakan gözleri arasında. Ayfer ve Atila rakı içmeyi düşünemeyecek kadar yorgunlardı. Aradan onbir-oniki ay kadar geçti ve böylece sen doğdun ve Ayrancı’da bir apartmanın en üst katına getirdiler seni. Sizin oğlunuzun başka bir üst kata getirilmesi gibi. Tolga’ydı değil mi?
Bize o zamanlar susmak düşüyordu. Susmak ve çocuklarımızı kurtarmak. Ayfer ne kadar güzel kızdı ve onu ne kadar sevdiğini sanıyordu Atila!

PELE ANLATIYOR:

Atila Ağabey’i ve Ayfer Abla’yı çok severim. Ancak sorarsan en çok seni sevdim aranızdan cünkü onca yaşıma, acıma ve anakoluna servis şoförlüğü yapmama rağmen, bir çocuğun neden ve nasıl sevileceğini senle gördüm. Beril’i anımsıyor musun? Hani kaş-göz işaretiyle ve borç-harç içinde aldığım Ford minibüsün ön koltuğunda “öp! öpsene!”yi anlatırdım.
[Beril o vakitler çok tatlı ve tombul bir kızdı. Yardımsevenler Derneği binasının dibinde otururdu. Servisten inerken her seferinde yanağından öperdim. Bir kere bile elinden tutamamıştım ama o kırmızı yanaktan masum bir öpücük beni çok mutlu ederdi. Dört ya da beş yaşındaydım. Demek anımsıyormuşum Pele..]

HOCA ANLATIYOR:

Evlat, ben kafayı bulup, elimde bıçak; kafamı zilinize dayayıp o kapıyı açtırana kadar da geri çekmediğim vakitte bile Atila beni idare etmiştir. Beni sevmemiş olabilir ama “Ayfer ile evlensinler” oyunu ailede ilk ben kullanmıştım. Benim okuduğum kitapların hiç birini okumamış olması ya da benim kadar alkolden anlamaması, tek başlarına Atila’yı kötü yapmaz. Atila ya da Ayfer’i “kötü” yapan sistemin kendidir. “Sistem” demişken: bunu sana vaktiyle anlatmıştım ancak sen daha iyisini yazarsın. Biz seni böyle yetiştirdik.

CAN ANLATIYOR:

“Büyüdüğümde iş işten geçmişti.. Hoca’nın “sistem” dediği şeyin ancak kendi üstünden tanımlanabilir şey olduğunu öğrendiğimde, Ayfer ve Atila’nın aşkları çoktan bitmişti. Sistem “tanımlı” olabilmek için en az iki kişiye gereksinim duyar: Sistemi kuran ve o sistemi anlayan. Bir de bunların fevkinde, o sistemi kalıcı kılmak için bir anlatıcı lazımdır. Anlatıcı sistemi kuran ya da anlayan olursa sistemin kendi öznel hale gelir ve her ülke kurulmasında, her matematik yasasında ya da her evlilikte bu durum böyledir.
Bir çocuk yapmamak fikriyle bir kadının üstünde gidip geliyorsan durum vahimdir. Ancak, yaptığın şeylerin sonuçlarını göz önüne alarak bir orgazm yaşarken spermini doğduğun ve yaşadığından çok daha kısa süredir tanıdığın bir kadının vajinasına dökmeyi göze alabilmişsen, kendi çemberin çapında bir sistemin var demektir. Kadın orgazm olmak ya da olmamak yerine birincil amaç olarak senin spermlerini içine almayı düşünüyor ise, onun da kendine göre bir sistemi var demektir. Ne var, sistemlerin gelişimi diyalektiğe mahkumdur. Kadın-erkek sistemleri çatışmasında ise bir sentez ortaya çıkamaz. Ya birinin, ya ötekinin sitemi geçerli olur. Bir memleketi fethettikten sonra işgal etmekle, vergiye bağlayıp geri çekilmek arasındaki farka benzer bu bakımdan. Yani iktidar olmazsa sistem dağılır. Üstelik, sistemin sürekliliği için iktidarın da sürekliliği gereklidir. Demek ki sistem, bir çocuğun büyütülmesi gibi göreceli olarak göz ardı edilebilir bir durumda tezahür etse bile, durağan bir olgu olmaya mahkumdur. Oysa çocuk dediğin şey sürekli değişmektedir ve hatta bu değişiklik çocuk özelindeyse neredeyse gözle görülebilecek kadar hızlıdır. Gel gör ki, sistem o çocuğun değişim hızına ayak uyduramaz. Ülkeler, şirketler, aileler, okullar ve bireyler böyle yıkılır.
Sonsuz sistem olmadığı gibi, bir sistem kurmak için de bir referans sisteme gereksinimin vardır. Buna “felsefenin birikimi” diyoruz. “Sistem”i diyalektikten bağımsız düşünmeye çalışan her bireyin yuvası yıkılmaya mahkumdur.

Böyle anlattılar ve böyle olsun.