Home revue || dergi || review écrit bana masal

bana masal

4
0

Bana masal anlatma!

Kızgınlığına portakal kabuğu yatırılmış kuzine küllerinden

 

Kül dedim ya mesela

Kül kedisi bir öksüzlük düşüyorsa hisseme

Küllenmiş anıları eteğiyle süpüren, çirkin ve kibirli

Kızkardeşlerin boy gösterdiği esrarlı şatolarda

Bana bir yazgı biç, en alımlı törenleri

Kuşatsın ihtişamı meçhul bir geceyarısına kayıtlı

Sihirli değneği işlek kalem gibi gezdir herşeyin

Bir bir noktalandığı büyük kitabın satırlarında

Dokun ki değiştirsin ekmeğe aç fâreleri küheylan

İçten içe çürümüş balkabağını şimşeğe dönüştüren

Rahmetinin kudreti

Kırk yamalı hırkamın sahibi kıl sırf, yeter

Kırk basamaklı merdivende camdan pabuçların

Telaşlı işlekliğine bıraktığım tekinden eriştir

Böylece çıkayım aydınlığa

 

Bana masal anlatma!

Geceye sarhoş basan bir babanın tenha ayak seslerinden

 

Tenha dedim ya, mesela

Kurdun kuşattığı kuytu ormanların

Ürpertisini işle ak dantela gibi

On iki dilimli kızıl başlığıma

Her birinden dökülen kan revan korkuyu örten

Sahte neşeleri iliştir dudağıma

Sepetinde aç kurabiyeler

Boynunda aldanmaya meyilli kırmızı pelerini

Seke seke gezdiren umarsız kıza benzesin

Kaybolmuşluğuma yakışan vurdumduymazlık

Soğuyan ellerimde

Avı sahte bir geceliğe giydirmiş çocukça yalanlar kadar

Benden kıl gölgemde gezdirdiğim masum inadı

Böylece uyansın ardıma düşen avcı.

 

Bana masal anlatma!

Henüz avlanmış alaca tavşanı heybesinde tutan

 

Av dedim ya mesela

Kadifeden bir sandığa acemi kalbimi

Kondurup, avcının merhametine

Sığınmadayım koşar adım

Yedi başlı dev bir cücenin yedi koldan

Yedi yıllık yolları bağladığı yedi iklime mülteci sesim

Öfkeli gelişlerde kurdun ayak sesleri

 

Aynalar yalana tövbeli oysa ki mırıldanıyor

Yedi cüceli kuytu kulubeye sığınmışlığımı

Ne kadar yasaksa da albenili cadının kirli ellerinden

Uzanan elmanın göz kamaştıran allığı

Bitimsiz bir uykuya yatır beni

Camdan tabutuma dökülen yedi damla gözyaşında

Büyüyen harap çaresizliğe

Beklentisiz bir dudaktan sun en acı ilacı

 

Bana masal anlatma!

Acıyla örülmüş annemin çilekeş saçlarından

 

Acı dedim yâ mesela

Uzatıp saçlarını yağlı urgan gibi

Boğazına kör makasların tedriginliğini geçirecek

Yalnızlığın taşlarından örülü kulenin esiridir

Fotoğraflarda bıraktığım genç kızlığım

Dikenlerin gözümü kör ettiği kör talih

Kesilmiş saçların uzanışındaki sahtelik kadar mı acı? ağzımızda acı kök tadı

Yola düşüyorsak dizelerden devşirdiğimiz

Ve bitmeyen masallara hüküm giyişimizdir

Ormanın kucağında sessiz ve ürkek

Islık ıslık dökülen mutlu sona gebe,

Çatlak dudakların üflediği o şüphe

Böylece büyüt düşleri sarartan o ipek saçı.

 

Bana  masal anlatma!

Çocukların karabasan düşlerini büyüten yalanlardan

 

Düş dedim ya mesela

Ahşap yalanların yalnızlığıdır ihtiyar marangozun

Titrek elleriyle yonttuğu o arsız çocuk.

Çocuklar diyorum oysa ne kadar hayta

Ne kadar gerçeğe yaslanmıyor uykuları, ne hafif

Kareli defterlere yazıya yatkın değil ellerin

Korsan ve yeniçeri çizen uçuk karalaması

Burunlar büyümüyor hiç, kılıçlar kesmiyor

Törpülemiyor masum yalanların harflere giydirilmiş çılgın duruşunu

Bir ucu kırık tahta zülfikarın kazandığı cenkler

Ekleniyor yastığa baş koyarken yarınsız uykularda

Fethedilmiş kayıp ülkelerden sandık sandık göç

Yağmalanmış hazinelerin sahipsiz haramisi

Sanki o çocuk gülüşlerden ölesiye davacı

 

Bana masal anlatma!

Böylece dökülsün minnettarlığım kadim ağızlarından

Çok görmüş çok geçirmiş ihtiyarların.

Böylece umarsız, şaşkın bir başına

Masal olmaya duacı.

 

Bana masal anlatma!

Öğret, olmayı.