[çeviren: ahmet güntan]
İki mahpus hakkındaki hikâyeyi
daha önce duymuştum, aynı
hücrede iki kişi ve biri
diğerine bir dil öğretiyor.
Öğrenci olan sıkı çalışıyor, günbegün —
yapacak başka nesi var?
—yılbeyıl çalışıyorlar,
hapisten çıkış saatini bekleyerek.
İsimleri, halleri ve cinsleri, emir kiplerinin
ve fiil çekimlerinin kurallarını ele alıyorlar,
fakat cezasının sonuna doğru öğretmen olan
birden ölüyor ve yalnızca öğrenci
geri çıkıyor kapıdan özgür
dünyaya. Akıcı ve umut dolu yeni
dilinin kullanıldığı ülkeye gidiyor.
Ancak vardığında bakıyor ki
konuştuğu dil orada konuşulan dil
değil. O, birinin daha—yaratıcısının,
hücre arkadaşı ve öğretmeninin
bildiği başka bir dil öğrenmiş.
Ve sonra geçen
akşam, hikâyeyi tekrar duydum.
Bu kez öğretmen Gombrowicz, öğrenci
karısıydı. Kadın Lehçe öğrenmek istemiş ve
Gombrowicz ona, anbean,
yıllarca durmadan, varolmayan ve hiçbir zaman
varolmamış bir Lehçe öğretmeye
heveslenmişti. Hikâyeyi anlatan
adam sevgilisiyle evlenmek istiyordu.
İkisi yatakta okumaya bayılıyor ve aralarında
üç dil kullanıp anlaşıyorlardı.
Gombrowicz’e, karısına gülüyorlardı, tam
anlamadım, kendilerinin de neye
güldüklerini anladıklarından emin değilim.
Adamın bu hikâyeyi neden anlattığını
merak ettim ve kavrayışın oynadığı
oyunları düşündüm. Bir bulutun ötede
sürüklendiği an, bir baş sallama ya da sessizlik,
tekrar baş sallama, onay mı —değil mi,
ve ikili tamamen aynı boş gökte
iki ayrı yöne işaret ediyor.
Yine de bu hikâye
hakkında başka bir şey vardı, bir hayvana
cambazlık öğretmek gibi—dört ayaklı
bir hayvan iki ayağı üstünde zıplayabilir
ya da iki ayaklı bir hayvan dört
ayak üstüne düşebilir.
Sonra,
düşük yapmayı hatırladım, öncesinde
aylarca bekleyiş: azgın hayal gücü,
içi parlak şekillerle dolu
sepetler gibi. Ve sonrasında gelen:
olmayan olay, yanlış anlaşılan düşünce,
kömürleşmiş bir kumaş artığı, geleceğin
üstüne katlanan devasa şimdi,
tıpkı bir kum zerresini
yalayıp geçen bir dalga gibi.
Bir zamanlar bildiğim
bir söylence vardı, biri yalnızca hakikati,
diğeriyse yalnızca yalanları söylese
bile özel bir dil paylaşan ikizler
hakkında. Hıyanet eden, kurtarıcının
kafasını karıştırırmış, ama kendine
sadık kalırmış bir tanrı gibi.
Bütün gece yağmur yağar ötede beride,
ve düş görür ya da boğulur hayvanlar evlerinde.
« A language » by Susan Stewart in POETRY / July-August 2011 — CLICK
kaynak:
160incikilometre.com/2012/02/24/bir-dil-susan-stewart/
poetryfoundation.org/poetrymagazine/poem/242268
