hikaye, anlatmaktır demiş bir yazar. ben hikaye anlatamam. bazıları anlatamaz. bazıları, beyaz gözlüler mesela, anlatabilir. sürekli anlatırlar. varolmadan anlatmaya başlamışlardır ve yok olduktan sonra da anlatacaklar. anlatırlar. ruhu olmayanlara beyaz gözlü dendiğini okumuştum bir yerde. anlatıcılar berbattır. anlatırlar… anlatırlar… anlatırlar. on dokuz yaşındayken bir çift bacak takılı dev bir çeneye dönüşürler. imgesel anlamda yani.
aslında aşağıdaki notların bu konuyla bir ilgisi yok. lodos fırtınasıyla ilgisi var.
“şans satan birisine göre çok şanssızsın” dedim fransız konsolosluğunun önündeki piyango satıcısına. ani rüzgar tezgahındaki biletleri istiklal caddesine savurdu. benden habersiz oradan yarım saat sonra geçecek olan reha, aynı piyangocunun videosunu çekecekti. bunu bir saat sonra konuşurken fark edecektik. ben olayı anlatınca reha kamerasını açıp videoyu izletti.
buradan şu sonuç çıkar: edebiyattan nefret ediyorum.
tünel’de buluşacaktık. vardığımda reha bir vitrine bakıyordu. sokağa ve bana sırtı dönüktü ama beni gördüğünü biliyordum. rehanın iki özelliği var: asla göremeyeceğini sandığınız şeyleri görmesi ve adının reha olmaması. ikinci özelliği ister istemez onu güvenilir bir arkadaş yapıyor. adı reha olmayan bir reha’dan daha güvenilir kim olabilir ki.
tabii ki e. çünkü o da başka bir ad taşıyor ve takma adını başka bir takma adla gizliyor.
saat, sekiz. o beni, ben onu çok iyi bulduk. nereye oturalım. aslında iyi durumda sayılmayız. ama arkadaşlar arasında seni iyi gördüm cümlesi her zaman işe yarar.
tünel’de oturduk. saat sekiz yirmi. ışıkların yanması için erken, iyi hissetmek için geç. garson geldi. birer yorgunluk içeceği istedik. benim tercihim garson tarafından uygun bulunmadı. çay bayat dedi. ama bu çayın bayat olduğunu gösteren bir cümle değil. boş çay bardağı sipariş etsem ona da aynı cevabı verirdi. bir gün bunu denemek istiyorum: “en güzel bardağınızı istiyorum ama lütfen içinde bir şey olmasın; bardak seyretmek en sevdiğim şey”. ayrıca neden fiyat listelerinde bardak seyretme tarifesi yok. klasik bardak 2, cam fincan 3, porselen fincan 5, ayaklı bardak 6.
yorgunluk içeceği siparişi çok yorucuydu ve ben edebiyattan ölesiye nefret ediyordum.
ayrıca siz neden etmiyorsunuz. beckett ve oğuz atay, orhan duru ve turgut uyar ve ismet özel de ediyor. nefret.
sonra e. geldi. biz ona aramızda e diyoruz kısaca. bugün çok mutsuzum dedi. e’nin iki özelliği var: söylediği her şeyin doğru olması ve adının e olmaması. bugün çok mutsuzum dedi reha’ya ve lütfen üstüne alma. reha’nın adının reha olmaması e’nin adının e. olmamasından çok farklı. bu arada benim adım da benim adım değil zaten.
size e. ile nasıl tanıştığımı anlatmak istiyorum. bir gün, işte dünyadaki yerlerden birinde ve zamanlardan bir zamanda, masalardan bir masada otururken, çıkıp geldi. siz o musunuz dedi. hayır ben o değilim dedim. benim adım dedi “e nokta”. nokta yazıyla mı yazılıyor dedim, hayır dedi. nokta e’nin yanına konuluyor. memnun oldum e nokta dedim ben de kibarca. ama dedi siz e’yi yazıyla söylüyorsunuz. noktayı sessizce e’nin yanına koymalısınız. tamam dedim, anladım. çok memnun oldum “e.”. tamam dedi, şimdi oldu.
e. yi masaya davet ettim: bize katılır mısınız. rahatsız etmezse tabii katılırdı. rahatsız etmezdi ve katıldı. edebiyattan nefret ediyorum. beni rahatsız ediyor. “e.” etmiyor, edebiyat ediyor. biri bu konuda bir şey yapmalı.
edebiyattan ve sütlü kahveden nefret ediyorum. burada nefret etmek gerçekten nefret duymak değil; dekoratif bir nefret.
sonra e., yani e. ve aslında e olmayan arkadaş, ben ve reha tünel’in ilk ışıkları yanarken, şiir, fotoğraf, şemsiyeler, romanlar, sanat ve tuhaf şeylerden konuştuk. içten içe üçümüz de durumun farkındaydık ama bundan söz etmeyi gereksiz görüyorduk.
durum şu: tünel’deki gizli geçidi sadece e. biliyordu ama e. çok mutsuzdu. onu mutsuz olduğu için seviyorduk ama geçitten geçmemiz de gerekiyordu. geçitten geçip gizli mekandaki ölümsüzlük iksirinden içmeliydik. iksir konusu şaka tabii; geçit ve mekan gerçek. en anlayışsız okuyucu bile bunu anlar. edebiyattan bu yüzden nefret ediyorum. edebiyat yapıcılar şarlatan ve sıkıcı ve sevişmesiz çiftleşmelerin sonuçları gibiler. gibi değil, tam öyleler.
o sırada e. çok mutsuzum dedi. bunu üçüncü kez söyledi. e. üç kere mutsuzum deyince gizli geçit açıldı ve aşağı indik. ama şöyle: aşağı iner gibi yaparak aslında yukarı çıkılabilen bir tasarımı var mekanın. adı balkon. gerçek adı bu değil elbette. bu metinde hiçbir şeyin adı kendi adı değil. edebiyattan bunun için nefret ediyorum. edebiyatta her şeyin bir adı var ve üstelik hepsi doğru. edebiyatçılar şarlatan ama bunu daha önce söylemiştim.
balkon adlı gizli mekanda bir lorel hardy kuklası var. işin hiç de tuhaf olmayan tarafı siparişleri gerçek loreller ve hardyler alıyor. ve bir çok lorel ve bir çok hardy. reha durur mu. hemen fotoğraf çekmeye başladı.

bu yazı yayınlanırsa ve reha isterse o fotoğrafların bazılarının yazının değişik yerlerine asıldığını göreceksiniz.
artık gece olmuştu ve adı balkon olmayan balkon, melankolik tiplerle dolmaya başlamıştı. balkon, haliç manzarası, lorel hardyler ve 90’ların hit şarkıları.
balkon’da iki saat kaldık. kırmızı saçlı, gayrettepe’de bir plazada çalışan ve durmadan ağlayan bir kadın vardı. kadın mekanın profesyonel ağlamacısıydı. kadın ağladıkça ortam ısınıyor ve berbat yemekler sipariş ediliyordu. gerçek loreller ve hardyler servis yaparken kuklaları herkese gülüyordu. genç bir çift tartışıyordu. erkek kıza sürtük; kız erkeğe geri zekalı derken ikisinin ortak hesabına yüzde on daha ekleniyordu. bu işler böyledir. parasını verirsen istediğine sürtük diyebilirsin. karşı masada haydar ergülen’e benzeyen biri boş gözlerle bir ekrana bakıyordu. huzursuz bir haydar ergülen’e benziyordu. haydar ergülen de huzursuz bir kendine benzeyen olduğunu bilse bundan huzursuz olurdu.
önce reha ayrıldı. annesi merak ederdi ve reha annesinin merak etmesiyle, çok merak etmesi arasında kalmak istemiyordu.
ben ve e. kaldık. e nokta yani. asıl adıyla e.
e. nin bir açılımı yok. hatta “e.” bir kapanmışlık hali.
“e” ve “.” yan yana gelince neleri kapatabileceğini hayal bile edemezsiniz.
reha’yla ne zaman buluşsak böyle olağanüstü şeyler oluyor.
ayrılmadan önce reha’ya tam o cümleyi söyleyecektim ki:
“artık başka bir final cümlesi bulmalısın dostum” dedi.
***
edebiyattan nefret ediyorum.
{flv width=”640″ height=”360″}032-1yd-konukosman-hikayeanlatmaktir-MVI_8875-640{/flv}



