bachibouzouck – No: 019 / 10.11
[bayram değil seyran değil eniştemi neden öptüm?]
sevgili bahri beyciğim günaydın,
bugün de gününüzün günlük güneşlik geçmesini diler daha uzun seneler yaşayacağınızı el falından gördüğümüz için uzun ömürler dileğimizi saklı tutarak mektubumuza sevgi seli içinde boğulmanıza fırsat vermeden –eh artık müsaade ederseniz- başlamak istiyorum.
araya bayramdan dolayı tatil eylediğimiz uzunca bir zaman diliminde özlemlerimiz cebimizde, sevgimiz kalbimizde, ellerimiz belimizde, gözlerimiz gözlerimize temas etmiş bulunmaktadır.
ayrıca bu uzun günlerde şehr-i istanbul’dan 6 milyon kişi şehir dışına çıkmış bulunduğundan pek sessiz, pek sakin ve pek yaşanılır bir şehir olduğunun ayrımına varılmış sokaklar aşıldıkça aşılmış, idrak seviyelerinde kaybolmalar yaşanmış ancak neşede bir azalma gözlenmemiştir.
evvelki mektuplarımızda da belirtmiş olduğumuz üzere türk aile kurumunun (TAK) pek kaynaşma günleri olarak ilan edilen ama sonra tatil umuduna, toplu göçlere, göçmen kuşların senelik hareketlerine dönen uzun bayram tatillerinde bendeniz müzeyyen kulunuz akıntıya karşı kürek çekmek ya da sürüden kendini ayrı tutmak niyetine evde kalmış, ve kalabalık içindeki şehir yeniden bulunmuş, ortaya çıkarılmış ve yeryüzüyle insanları arasındaki arkeolojik kalıntılarla mutlu olunmuştur.
ne güzel bir şehirde yaşadığımızın sözcüklerle kifayetsiz idraki ile yollara çıkılmış, mutlu olunarak gezilmiş, hergün değişen yenilenen kimi yerleri is pas tutmuş, kimi yerleri yapım halinde, adeta yaşlı ama alımından bir şey kaybetmeyen arzulu kadın gülüşleriyle şehir, kalanları koynuna almış, pek güzel kavuşmalar yaşanmıştır.
naçiz kulunuz da bu kalanlar icinde pek keyifli vakit geçirmiş ve biraraya gelen iki gönülün seyran eylediği samanlıklar burada, koskoca meydanlar olmuştur.
evde kalınan günler itibariyle ev halkının pek mutlu mesut olabilmesi, bayram günü dargınların barışması, küskünlüklerin yok olması, açların tok olması, dilekleri genel kabul görmüş, dileklere mümkün olduğunca katılınmakla birlikte görev addedilen bazı faaliyetlere girişildiğinden yorulmuş, yoğrulmuş bu naçizane bedenimiz ancak bayram bitince sızılarını dinler hale gelmiştir.
kahve altından kahvaltıya dönen sürelerin uzaması ile öğle yemeğini de çalan vakitlerde leb-i olmasa da kısmi derya manzaralı terasta geçirilen uzun saatlerde anılar tazelenmiş, kimler geldi kimler geçti nostaljisinde düşünceler dile getirilmiş, “her canlı mutlaka ölümü tadacak” soğukluğundaki zincirlikuyu mezarlığına sitemde bulunulmuş, çaylar yetişmemiş, yedek çaydanlıklar, yedek kişilerle yedek konular ana hatlarıyla devam etmiştir.
aile olmanın getirdiği güzellikleri yaşama-yaşatma derneği üyelerinin gayretleriyle 7’den 77’ye denilen tapir tıp dünyasındaki gelişmelerle 9’dan 99’a şeklinde uzamış ve büyükler kaybolmuş gibi aranıp bulunarak hatırları sorulmuş, bayram dileği niyetine uzun yaşamlar dilenmiş pek bir hayır duaları alınmıştır.
ne yazık ki gezmelerin sadece kendimizi sokağa atma ve sokakta kendimizi anlamlandırma anlamına geldiğini bildiğimizden asla bir haneden bir haneye girilmemesine özen gösterilmiş, mümkün mertebe sokakta kalınmıştır.
60’ların istanbul’unu 2011’lerde yaşama lüksü hayata geçirilmiş ve giden 6 milyon kişiye “orda kalın” mesajı verilmiştir. dilimize doğan canku’nun hüzünlü şarkısıyla neşeli sokaklar aşılmıştır:
“sokaklar geçiyorum sızım hüznüm gölgem benim”
sevenler, sevgileriyle anlam katarlarmış sevdiklerine. zamanın birinde abbasi halifesi mecnun’un dillere destan leyla’sını merak edip, karşısına getirmelerini istemiş. karşısına kara kuru bir kızı çıkardığında yazılanlarla karşısındaki kişi arasındaki farkı gören halife “leyla dedikleri bu mu” diye şaşkınlığını dile getirmiş iken leyla da “siz bir de beni mecnun’un gözlerinden görün” diyerek goethe üstadın “göz bireyin bildiği kadarını görür” sözünü akıllara düşürmüştür. Dolayısıyla sevenlerin sevilenlerin, sevgiyle büyüyenlerin sevgiyle ölenlerin ne şanslı ne güzel yaşadıklarına dair görüş sevgili ile değil ama sevgi ile kurulan ortamlarda dile getirilmesi mümkün olmuş ve hatırı sayılır taraftar toplamıştır taraflarına.. .
sevgi pıtırcığı ile pıtırcık sevgileri arasında baş döndürücü bayram trafiği sonrası hayal edilerek hizmette kusur edilmemiş, görmeyenlere, görgüsüzlerle görgülülere, duyarsızlarla duyarlılara aynı sevgi dolu sözcüklerle yaklaşılarak bayram olduğu hatırda tutulmuştur. malum küs’lük ve dargınlık, hassasiyet gibi kavramlar rafa kaldırılmış her an tezgaha düşmeleri an meselesi olup göz ile gözardı edilmiştir. bilinçli sevme der eric fromm üstad buna. herkesi neden sevmediğimizi, sevme kriterlerimizi sevdiklerimizi yüceltme koşullarımızı saya saya bitiremez ve işi sanatla bağdaştırıp sevmenin de sanat olduğunu dilimize pelesenk ederdi. ama üstadlar üstadı bizdeki bayram geleneğini bilmediği için bu teşhisleri hep yarım kalmaya mahkum olmuştur. eric fromm analizlerinden daha güçlü olan bayram gelenekleri nedeniyle sevgi’ler şeker misali dağıtılmakta bayram bittiğindeyse geri toplanması çok uzun süre almaktadır.
yemeklerin kişileri, kişilerin yemekleri kovaladığı, bolluk bereketlik festivallerine benzer mutfak gürüntüleri ile günler geceleri geceler sabahları kovalamış aynı gün çoğaltılarak yaşanmış, yaşamlar uç uca bağlanmış, üst üste toplanmış bazen ortak parantezde tek yaşam yaşanmış, bazen de tekli yaşam kişi sayısıyla çarpılarak bayram bayramlığını, seyran seyranlığını ve enişte enişteliğini bilerek kendi köşesinde orta şekerli bir türk kahvesiyle kendi yaşamları da dahil ortada dönen yaşamlar gözlemeye alınmıştır.
bir bayram da böyle geçti teranelerine ve nerde o eski bayramlara bir bayram daha eklenerek ne yaşanacağı belirsiz günlerin içine karabatak gibi dalınmıştır.
2 bayram arası mektup yazılmaz denilerek incinen yüreğimiz bir cıkış yolu bulmak umuduyla yeniden kelimelerle dost olma yoluna girmiş ve tüm mahalle baskısına göğüs gererek yazma cesaretini bulmuş olup yüreğimizin en hassas en kuytu en sıcak yerinde sakladığımız bu mektubumuzu size göndermeyi pek münasip bulmakla birlikte işbu mektubumuza son verirken en güzel günlerin henüz yaşanmamış olduğunu bir kez daha hatırlatır derin sevgi ve hürmetlerimi sunmak isterim.
pek muhterem müzeyyeniniz,
Müzeyyen Denim


