bir cumhuriyetten çıkmış soluk soluğa
yaşlı bir itirafın geciktirdiği sevincim
kemirirken hükümet konağı adamlarını
bana tarihin bir makasla kestiği haritalar gösteriyordun
işte burada bir şey daha asuri
işte burada susacak kadar duru yüz
yanlış binilmiş her tren
doğru bir ağrı bırakıyor dedin
inandım aşk ile başım dönmüş
dolanırken bir suyun yardığı yüzünü
bana dişimi kanatacak kelimeler getirdin
cumhuriyeti ezberlemiş ağzımla
ısırdım artık rengini belli etmeyen kelimeleri
dedin haritanın kalemle incinmiş yanını gösterirken
dişine elini bastır dişine elini bastır
yuttuğun her parça için
yüzünde kurtarılmış bir alan oluşur
uyandım cumhuriyetten soluk soluğa
babamın hiç dinmeyen kuran sesi
bir kadının dağıtılmış yüzüne doğru
ben ona « annem » dedim bu yüzyıllar kederi
bu hiç yaşamamışlığı kadının
ve göbeğinden dünyaya doğru akan
bir tren
dedin
iç ve dış tahriklerin toplamından daha büyüktür
doğunun rüzgarları
artık on kavim bile yetmez
50 yıl tekrarlanan bu keskin marşı
kurtarmak için.
