Karanfilli babamın camını temizlerdi [p.tesileri]
sonra ben vitrine en sevdiğim kitapları dizerdim
en çok satan yerine –
o saat tiir tiir titrerdi cam, baba-otoritesi-
sesiyle estirilen terörden! Dökülmüş kuş tüyleri ve çocukluk
bir uçuşta rafların arasına [saklı kalırdım]
kapağı kapanmış
iri harfli ufak bir kitapçıktım.
İçimdeki boyama sayfalarında yürürdü Arasta:
Nümayişin elebaşısı askılı astar içgömleğiyle Boyalı Pembe
sonra Osman Gezer’di “güllü-muhallebi buuuz!”
Şeytan’ın arabacığında “cennet mahsılı babutsa a a!”
karşı sayfadaysa Vedia Barut’un tezgâhtar kızları
ellerinde yasemin-yelpazesiyle…
Ve Karanfilli her birine iğneli bir selam çakıyor,
bilirdim ki bütün bunlar beni gizlice güldürebilmek için.
Ama kirpiklerim ağırlaşmış akamayan gözyaşlarından
dışarı gözucuyla bakabiliyorum ancak
babamın kitapçı dükkânından. Akvaryumdaki
gümüşi balığa dönüşmüş olmalıyım O zaman
bu zamandır, ben kendimin babasıyım:
Benim kendimi hırpalayan! Emir altında tutan!
İtip kakan, silkip atan!
Lüzum kalmadı babamın Yazdığına çünkü ben yazıyorum
kendimi yıkmak için… ve keskin karanfil-filizci’i kokusu.
Karanfilli bugün morlu bir tomru karanfil
takmış kulağına, mendili omzunda –
lengerini, süngerini, fışfışını toplamış çıkarken
göz kırpıyor bana okşayış bakışıyla.
Ben bir kitaba gömülüyüm [yine de görüyorum o anı]
keşke Karanfilli babam olsaydı.
—————————- Londra-1999

