Olabilir elbette
mesele de bu herhâlde
benim sokakta çok evvelce kapanmış fırın
taşınmış her gece dört ekmek alan sabun fabrikasının işçi çocukları
adada ki gümüş madeni kapanmış,
kerhanede ki en güzel kadın bir gece kaçmış,
benim sokakta ki dul bakkal,
esrarkeş berber,
musluğu kırık çeşmeden su içiyor olabilirler ki bir de hatta.
Elbette mesele bu ayrıca tüm evlerin çatısı çökmüştür
fotoğrafını çeker turistler gündüzleri ve aksi bir balıkçı
daracık odasında bu evlerden tekinin
gün doğmadan gece gaz lambasının ışığında
misinanın ucuna balıkların ağzını delecek iğneleri bağlar;
Mesele de bu herhâlde ve evet
olabilir elbette
topal adamın işlettiği meyhaneden atılabilir elsiz avuçsuz sarhoş
aynı anda başka bir dilde ağlayan kadın
yastığına saklanırken
benim sokakta çok evvelce kapanmış kahve,
ölmüş tüm müşterileri,
döşemeci üşenmemiş, koca bir kumaşla kaplamış mezarlarını
katalanca boyamış bir kadın uykularını
eskiden hep oturup, otururken uyukladıkları tahta sandalyelerin alacaklısı
mesela kasap, çok evvelce kapanmış
olabilir.
Olabilir elbette bir veresiye defterine bakıp hayal kurmak
bin dokuz yüz altmış bir senesinin ocak ve mayıs ayları arasında
yumurta ve şeker almış
çocukların isimlerine bakarken,
bakkalın düşünceli düşünceli dirseğini dayadığı tezgahından
aşağıya, kimsenin bakmadığı fotoğrafa atlamasıdır mesele belki.
Hem belki veya belki – dir tümüyle
Karasafra,
ya da tüm heybetiyle üst sokakta yaşayan
hatırasız dûd-i muannid
önümden geçer benim sokaktan yahut kısa küt kafasıyla
hep cezaevinden, hep işkenceden bahseden eski devrimci
kazandığı paraya sarılırken inançla
imanı karıştıralı çok olmuştur mesele de bu
olabilir.
Hem aynı fabrika ve maden sanki
bir de yanında işini kaybetmiş kapanmış esnaf lokantasının aşçısı
elinde bir dana kellesi
gezinmekte iken
ingiltereli yaşlı lezbiyen balerin
kasabın kızlarının bacaklarını uzun görmüştür besbelli
hatta her ne kadar pazartesi sabahları, cuma ve pazar akşamları
Megafonlardan yükselse de ulusal şarkısı benim sokağın, marş marş yürümeye alışmış insanlar
aniden hazırolda durabilir veya hatta belki de üç göz kapağı olan deve gibi korkmaktadırlar
devlet fırtınasından.
Ama yine de benim sokaktakiler ne vakit ikindiden sonar biraz daha ezan duysalar
Kubbenin gölgesine bir göç daha vermişçesine
Minareye bakarlar.
Mesele bu olabilir
Kuşkusuz bir ressamın çizmeyi unuttuğu resmini korkuyla araması
Ayakkabıcının birbirine eşi olamayan bağcıkları
Tek bir tele dolamasıdır tabi
En büyük gaf ise benim sokakta lakin; aksi balıkçıdır
kışları
karıştırmaktadır soba başında biraz daha kalmak için tüm pi cambazlarının
rengarenk düşüşlerini dairelerce:
Ve, berber
yine yeniden çıkmıştır içeriden,
otuz yıldır içmektedir bunu,
cebinde sarmakta cıgarayı,
dumanını üflemediğim dünyasında
üst mahalleden gelen bir adam
ayakları acımakta arnavut taşlarına bastıkça,
ki mesele budur demiyor ki kimse,
ayakların acıması da değil hadise
üst sokak
Ne zaman kurgulandı dinen ve ağır
??????
Mesele budur hâliyle
ben tek geçerken altıncı koşuyu simitçi ganyanında
muhtemelen güzelce batarken güneş
her akşam
Atlamaktayımdır ve her daim
En uzağından
En tarihinden yoksul bir halk gibi hayata
Belki de meseleyi işte bu diye bulmaktansa
Sadece karşı koyamamaktayımdır dipsiz düşlere…*


