Home revue || dergi || review écrit L’appel du vide*

L’appel du vide*

19
0
Olabilir elbette

mesele de bu herhâlde

benim sokakta çok evvelce kapanmış fırın

taşınmış her gece dört ekmek alan sabun fabrikasının işçi çocukları

adada ki gümüş madeni kapanmış,

kerhanede ki en güzel kadın bir gece kaçmış,

benim sokakta ki dul bakkal,

esrarkeş berber,

musluğu kırık çeşmeden su içiyor olabilirler ki bir de hatta.

Elbette mesele bu ayrıca tüm evlerin çatısı çökmüştür

fotoğrafını çeker turistler gündüzleri ve aksi bir balıkçı

daracık odasında bu evlerden tekinin

gün doğmadan gece gaz lambasının ışığında

misinanın ucuna balıkların ağzını delecek iğneleri bağlar;

Mesele de bu herhâlde ve evet

olabilir elbette

topal adamın işlettiği meyhaneden atılabilir elsiz avuçsuz sarhoş

aynı anda başka bir dilde ağlayan kadın

yastığına saklanırken

benim sokakta çok evvelce kapanmış kahve,

ölmüş tüm müşterileri,

döşemeci üşenmemiş, koca bir kumaşla kaplamış mezarlarını

katalanca boyamış bir kadın uykularını

eskiden hep oturup, otururken uyukladıkları tahta sandalyelerin alacaklısı

mesela kasap, çok evvelce kapanmış

olabilir.

Olabilir elbette bir veresiye defterine bakıp hayal kurmak

bin dokuz yüz altmış bir senesinin ocak ve mayıs ayları arasında

yumurta ve şeker almış

çocukların isimlerine bakarken,

bakkalın düşünceli düşünceli dirseğini dayadığı tezgahından

aşağıya, kimsenin bakmadığı fotoğrafa atlamasıdır mesele belki.

Hem belki veya belki – dir tümüyle

Karasafra,

ya da tüm heybetiyle üst sokakta yaşayan

hatırasız dûd-i muannid

önümden geçer benim sokaktan yahut kısa küt kafasıyla

hep cezaevinden, hep işkenceden bahseden eski devrimci

kazandığı paraya sarılırken inançla

imanı karıştıralı çok olmuştur mesele de bu

olabilir.

Hem aynı fabrika ve maden sanki

bir de yanında işini kaybetmiş kapanmış esnaf lokantasının aşçısı

elinde bir dana kellesi

gezinmekte iken

ingiltereli yaşlı lezbiyen balerin

kasabın kızlarının bacaklarını uzun görmüştür besbelli

hatta her ne kadar pazartesi sabahları, cuma ve pazar akşamları

Megafonlardan yükselse de ulusal şarkısı benim sokağın, marş marş yürümeye alışmış insanlar

aniden hazırolda durabilir veya hatta belki de üç göz kapağı olan deve gibi korkmaktadırlar

devlet fırtınasından.

Ama yine de benim sokaktakiler ne vakit ikindiden sonar biraz daha ezan duysalar

Kubbenin gölgesine bir göç daha vermişçesine

Minareye bakarlar.

Mesele bu olabilir

Kuşkusuz bir ressamın çizmeyi unuttuğu resmini korkuyla araması

Ayakkabıcının birbirine eşi olamayan bağcıkları

Tek bir tele dolamasıdır tabi

En büyük gaf ise benim sokakta lakin; aksi balıkçıdır

kışları

karıştırmaktadır soba başında biraz daha kalmak için tüm pi cambazlarının

rengarenk düşüşlerini dairelerce:

Ve, berber

yine yeniden çıkmıştır içeriden,

otuz yıldır içmektedir bunu,

cebinde sarmakta cıgarayı,

dumanını üflemediğim dünyasında

üst mahalleden gelen bir adam

ayakları acımakta arnavut taşlarına bastıkça,

ki mesele budur demiyor ki kimse,

ayakların acıması da değil hadise

üst sokak

Ne zaman kurgulandı dinen ve ağır

??????

Mesele budur hâliyle

ben tek geçerken altıncı koşuyu simitçi ganyanında

muhtemelen güzelce batarken güneş

her akşam

Atlamaktayımdır ve her daim

En uzağından

En tarihinden yoksul bir halk gibi hayata

Belki de meseleyi işte bu diye bulmaktansa

Sadece karşı koyamamaktayımdır dipsiz düşlere…*