zamanın kanseri
ne çekilmez bir sözcüktür herkes
kurşunî şafaklarda akıp gider safsata izlenimler
gecenin siyah kristali çözer tutkalını tenden
yılanların süslü derisinde gezinir âmade ilişkiler
eşya değişir
huzursuz suskularda başlar talan
sonsuzun sert boşluğunda kırılır yazgı
evreni ve dünyayı bölen sabır yarası
tutuşturur kanı lanetli hece kıvılcımları
yırtılır varlığın dehşetli gölgesi
suyun acıtarak akışına aldanır insan
hakikati teslim alır imajlar
bir önyargıdır oysa
geçer zaman
söyle bilici söyle
başkalarının ölümü mü yoksa
anılar mı uzatır ömrü
fizyolojik fonksiyon kalıntısı facir buluşmalar
çözer naifliğin bileşkelerini
çatlar beyaz kabuğu yeryüzünün
her şeyi bir kalıba sokar yasaların arsızlığı
bedenin istekleri yorar insanı
livar içinde çırpınır balık
ama hangi yaraya melhem olacak varlığın aktif tözü
biliyorum herkesin her şey olduğunu söylemek bana yakışmaz
söyle bilici söyle
çağın azaplarından hangi
hakikat kurtarabilir ömrü
ah benim temsil hakkı elinden alınmış uygar insanlıklarım
ikmale kalmış ihtilallerin ağulu çırpınışları
yetmiyor basit bir yalnızlıkla kendi evrenimize çoğalmak
sürtünür tensel varlık tülün ipek kıvrımlarına
çatlar arzunun ve şehvetin şahdamarı
omurgasız orgazmlarla kirlenir beden
çoğalır hayatımızdaki kılıçartıkları
yalnızlığımızdaki kusur
hangi kostümüyle çıkacak girdaptan
alelade aşklar
vaziyeti kurtarma operasyonu
anla bilici anla
arınır bir gün sözcüklerden
hayatı zehirleyen sözcüğün çocukları
————————— 02-gültepe
iç/in Livar, Kibele Yay., İstanbul-Haziran 2009
