———————- -Fiona Tomkinson için-
Piramitler yeniyken;
şu taşın üstünde soluklanırken
(şimdi o taşa hayretle bakan
(esmer gezgine belki az çok benzeyen)
bir antik çağ adamı,
bir kertenkele fosiline bizim yüz ifademizin
prototipi bir şaşkınlıkla bakarken,
az sonra zeytin ve domates
yiyecekken … bulutlar, deniz kokusu
varken ona da – ve şu taşların beyaz tozu
saçlarındayken …
——- ama domates?
——- yok muydu Afrika’da o zaman?
——- neyse, bilmesin varsın zamanın o ucuz kinâyesini
——- “Mısır Ehramları’nda Yakut Gözlü Kediler”
——- diye bir filme, balıketinde bir rakkâseyle,
——- kavisli ince-uzun bir Arap müziğinin
——- eşlik etmesi kadar ucuz ve önemsiz
——- bir zaman şaşırmasını…
İşte, sen, fısıltıyla,
yüzündeki korku taklidi şirinlikle; “Firavun’un Lâneti!”
desen şimdi. Gülüşsek…
Yüzümüzde donmuş kertenkeleyi
(zamanın dehşetini) yüzümüzden kaçırsak…
“Ehramlar (mezarlar) çölün dinginliğine
Sfenks’in rüzgâr karşısındaki tedirginliğine
yeni bir şey ekleyen bir forma sahip;
Ehramlar soru değil cevap sanki değil mi?”
dese şimdi megafonuyla
şair ruhlu mihmandarımız, gülüşsek;
zamanın dehşetini yüzümüzden kaçırsak…
Ne ölüler mumyaladık içimize değil mi;
açıp açıp lahitlerine bakmak için,
dehşete kapılıp hemen kapamak için,
anısı hemen çürümesin ki
en değerli mücevherlerini çalabilelim için.
Bu yüzyıldan bakınca, yakut gözlü kediler,
yalnızlığımız arttıkça, içimize daha keskin bir korku
salıyorlar ve mumyalar sembolik dirimi değil
ölümün kesinliğini gösteriyor bize.
Hurdalıkta sonsuzluğa bırakılmış
paslı arabanın torpido gözündeki aile fotoğrafı
tarih öncesi duvar resimleri kadar çok şey söyler mi?
Söylemesin varsın. Senin o fotoğraftaki
metafizik sessizliğe ihtiyacın var.
Esrarlı kedilerle bakışmak;
taşta sonsuza doğru donan yeşil, kertenkelelerle!..
hay Allah, taş yeşili, yosun yeşili!
kertenkelelerle!.. bakışmak!
Senin bu metafizik
sessizliğe ihtiyacın var.
Akşamleyin Kahire’nin taş sokaklarından
yakut gözlü kediler geçerken,
çölde sessiz bir ay doğarken
çöle doğru, aya doğru bir ezan okunurken,
yüzümüzde donmuş kertenkeleyi
(zamanın dehşetini) yüzümüzden kaçırmadan…
içimizdeki mumyaların kalbi çarpar mı diye
kavisli ince-uzun bir Arap müziğiyle
Ramses Hotel’de,
taştan bir sessizlikte, taştan katı bir sessizlikte,
yakut rengi, gurup rengi bir şarap içelim mi?
Ehramlar (mezarlar) içimize oturmuşken?
————————– Ekim, ’98 / Ocak 2002
————————– iç. Arz Evi