
çok eski zamanlardaydı
bir ırmakta yüzdüm Kürdistan’da
bir köyde bir ırmaktı adı Göksu’ydu
ne çok Göksu vardı işte onlardan biri
soğuk bir suda çocuklardık, ortasında
kayalıklar korkulu kayalıklar, kayalıklar
hep korkuludur çocuklukta, uzakta biraz
uzakta ama kavaklar vardı düşsel yeşil
ve uzun uzun ve geleceğe uzanmış
geleceğe uzanan yeşil ve uzun oraya
gitmedim hiç, çakıl taşları başkaydı denizden
denizin kumundan da başkaydı kum
çok eski zamanlardı ben bir köyde kaldım
çocuktum, çocuk ama akıl büyük
çocuk aklı kadar büyük bir akılla
bakıyordum dünyaya, kaynayan bir kazan
ayran çorbası gördüm içinde dövme
ve nohut, keçi sütünden yoğurt ve ayran
ve dövülen bir zaman, çocuktum işte
gürül gürül bir sürü hayvanı döndürdü
köye çoban, en çok masmavi sıpaları sevdim
toz kalktı köyde yerden ve tozlar hep başka
yere düştü, çocuktum çocuk çıktım yürümeye
ekinlere doğru yanımda bir kara oğlan,
tepenin ardında karnı şişmiş ölü bir koyun gördüm,
çocuktuk çocuktuk, kokudan korkmadık ama üzüldük işte
koştuk döndük eve, ev tek katlı toprak dam boz mu
boz dışardan, ak mı ak mı içerden büyük odada bir
lüküs yanardı geceler, diğer odalarda gazlı lambalar
ve tam hatırlamıyorum beyaz duvarda oyuklar var mıydı
damda yattım anneannemle ve saydım yıldızları
gündüzler atladım harmanın içine o damdan
duvara dayanan harman, her yanım kımıl kımıl oldu
çocuktum çocuk!



