Ustalıkla yapılmış bir resme bakan kişi, tuvalin üzerine kısacık bir an tutunup oradan izleyenin gözlerine yönelen ışığın kendisine taşıdığı efsunla sarhoş olur. İzleyicinin zihni; ressamın dimağındaki denizin orta yerinde, üzeri belli belirsiz bir pusla kaplı adacığın kıyısına kondurulmuş, hayal dediğimiz o geçirgen konağın kapısını çalar. Ev sahibinin nadiren konuk kabul etmesine karşın, ziyaretçinin saadeti, esasen içeri buyur edilmek değil, kapıda bekletilmektir. Birbirine karıştırılan boyaların, paletin üzerindeki o daracık evrenden, insanı teskin eden bir yavaşlıkla yükselerek boşlukta, paletten tuvale uzanan muhayyel koridorun duvarlarına tutunarak el yordamıyla yolunu bulmak, geçidin sonunda kapının önüne gelerek orada bekletilmek herkesin asıl isteğidir.
Ancak bunu ne kendisine söyler, ne de ressama üzerini puslarla süslediği adasının bir köşeciğine kondurduğu konağında rahatça nefes alacağı kolay bir yol gösterir. İşte o gerilimdir ki, hayal dediğimiz duvarları şeffaf konağın geçirgenliğinin üzerine isli bir kılıf olarak serilir. Artık ressam izlendiğini, izleyici ressamın kendisine baktığını bilmekte, hamasetin kör kılıcı bir kez daha kınında kıpırdamaktadır.



