sınırları panik atak geçiyorken mülteci
adımları sise boğar gibi
gelmede ölüm
kör bir patikaya dizilmiş katır inadı
yürüyor gecede o kadar yoksul
o kadar yalınayak ki çocuksu ellerine yakıştırdığınız
misket bombaları oyuncak değil
fişeklerin ardında bıraktığı iz
şarapnelleri sömüren tıknaz gövdeler
bir akran kaçağın serilişi soğuk toprağa
-dokundukça nasıl gülebilirim?
ıssız dağ karakollarında emir-komuta
zincirini kıra kıra
gelmede ölüm
sağır bir depresyona yüz veriyor el aynası
limona kesilmiş sarı bozuk ten
yirmisini henüz geçmiş genç beden
sıtmaya kesiyor habire,dağlar diz boyu kar.
radyoda içli memleket havaları
şakağı delip geçen mermiyi kanıksıyor
çeneye doğru sızmada ince sicim kan
-ölebilirim,ah evet’… ölebilirim
vakitsiz kekik ve fesleğen yerine
barut buğulayan bir şafak üstü
gelmede ölüm
Burnu hızmalı genç kızlar oya ve hasret kokan
Parmaklarla mendil işler ya yâr’e
Düğün vaktidir tandıra yatırılmış ekmeğin buğusu tüter
Bir kaç konukluk ivedilikti hepsi
Yas yaraşır bir şekle takladır posta güvercinleri
Kanayan yarayı allar ah o oyalı mendil
Kan nasıl kokar, nasıl anaların gözyaşı
-nereden bilebilirim?
Şakağı geçip dimağa saplanan kör kurşun
Lezzetinde buruk ve acele
Gelmede ölüm
dil ki sus olsa yeri bu savruluşun
sonu yok kelime öğütüyor bi teviye çürümüş dişleriniz
barış dediğin her dilde bir ya anlamı yitik
güneş gözlüklerinizin ardında baygın kirpikler
sahte yaş damıtan imbiklere benzemekte çok uçuk
kameralar, flaşlar, üç dakikalık haber bültenleri
acı da bir lezzettir ama yakışmıyor tarife
-üç öğün, sadede gelebilirim.
bata çıka paranoyak tel örgülerde
kanatarak çocuğa ve cepheye
gelmede ölüm
oysa zafer tarihten ödünç sicillerinize
pek yakışır bu noktada –ki acı
yıldız kalabalığı omuzunuza yaslanmayan yük
lekesiz mermere giydirilmiş tek tip
ruj lekesi bırakıyor geride
bu kayıp gidişi hangi kurşun yazacak? siz
dokunun kana metal ellerinizle
BEN RUJUMU KENDİM DE SİLEBİLİRİM, Generalim !



