Home revue || dergi || review écrit Stabilo Mürekkebiyle Yazıldı -I- : « Bazen, Bir Paket Kabartma Tozu Her Şeydir

Stabilo Mürekkebiyle Yazıldı -I- : « Bazen, Bir Paket Kabartma Tozu Her Şeydir

58
0

Spor salonunda bana sürekli bir şeyler anlatan bir ev kadını var. Yanımdaki koşu bandında. Artık, kulağımdaki müziğin sesini açıyor ve ara ara başımı sallıyorum. Kadın hiçbir şey fark etmedi. Düzen aynen devam ediyor.

*

Spor salonundaki ev kadınlarının hepsinin “İngilizcesi çok güzel” kızları, “Amerika’ya da gitti” oğulları, “başladı, iki ay sonra terfi etti” yine oğulları, sonra yine oğulları var. Kocaları var mı bilmiyorum. Kendileri var mı hiç bilmiyorum. Gençlikleri var, onu biliyorum. Spor salonundaki ev kadınlarının hepsi istisnasız “Ben gençken inceciktim”.

*

Bir roman tasarlıyorum, adı Tutunabilenler olacak. Roman bizim spor salonundaki ev kadınları,  bütün gün dükkânının önündeki iskemlede oturduktan sonra her gece 9’da kepenklerini indirip evine giden bakkal Mehmet Efendi, çok yetenekli şirket yöneticileri ve pembe ojenin şifon bluzla iyi gittiğini bilen kız arasında geçiyor. Kız bizim üst katta oturuyor. Annesi ev kadını değil.

*

Bu arada benim ev kadınlarıyla derdim yok. Bütün derdim patlıcanların pişirilmeden önce tuzlu suda bekletilmesinin muhakkak olmasında. Zaten ben de ev kızıyım.

*

Aslında ben de herkes gibi biriyim. Sırf nikâh memuru “ayağa kalkın” dedi diye ayağa kalkar, “nasılsınız” diyenlere “iyiyim” diye cevap verir, tiyatroda herkes oyuncuları alkışlıyor diye ben de alkışlarım. Aslına bakılırsa, oyuncuları alkışladığımız yer tiyatro değil. Ama fark etmez. Ne de olsa alkışlıyorum. Dinlemediğim konuşmacının sözlerini yukarıdan bir emir verilmiş gibi herkesle birlikte alkışlarken ben de herkes gibi saksağanları, okaliptüs ağaçlarını, Niagara’yı, on santimlik cetvelleri ve ebrularda artık karanfil, gül ve lale yerine neden adonisler, frezyalar ve ahududuları olmadığını düşünürüm.

*

Bu arada, dua kitaplarının kapağında da artık gül resmi olmasın. Alpler olsun, elementler tablosu olsun, fetüs görüntüleri, aşure tatlısı, Uranüs olsun.

*

Bu sabah flamingoları seyrettim. Ne harika yaratıklar. Herkes hayatta ara ara onları örnek almalı.

Mesela nikâh memuru şahidi tanıttığında kendimizi herkesle birlikte alkış tutarken bulursak, bir an durup flamingoları düşünelim.

*

Oturduğum yerden konuşuyorum. Rahat rahat konuşuyorum. Mesela Nestle hakkında. Ve bu beni mutlu ediyor. Dünyadaki bütün güç yazan parmaklarımın arasında. Bir A4 kâğıdı ve 2 liralık Stabilo ile sandalyemden bütün dünyayı yeniden yaratıyorum, değiştiriyorum. Kimse bir şey demiyor. İnsanlar deli olmalı. Bu arada 2 liralık ile iki paralık aynı şey değil. Aralarında harf ve rakam farkı var.

*

Kakaoya alerjisi olan arkadaşımın vücudu sadece Nestle’yi tolere edebiliyor. Nestle’ye kızıyorsanız, önce ondan iyisini yapmayı öğrenin. Bazen, insanın işini iyi yapması her şeydir.

*

Ben: Ses çıkarmayan çalar saat istiyorum.

Saatçi: Saati yattığın yerden iki metre uzağa koyacaksın.

Ben: İyi ama saati koyacağım komodin başucumda.

Saatçi: Kızım, erkenden yatacaksın!

 

Belirtmeye gerek yok değil mi; olay Türkiye’de geçiyor. Eski bir saatçi dükkânı. Eskideki  standardizasyona saatçi dahil.

*

Bugün gördüğüm tabela: “Tramvaya buradan gidilir” Ama tramvaya buradan gidilemeyebilir de…

*

A: Neden hiç meyve yemiyorsun?

B: Sıkılıyorum.

 

B uzun yaşadı, A iki ay sonra öldü.

*

Herhâlde ancak bir buçuk yaşında bir çocuktu. (Tabii siz benim çocuk bilgimi bilmiyorsunuz. Çocuk aslında altı aylık da olabilir dört yaşında da. Tabii altı aylık ve dört yaşında ne anlama geliyor onu da bilmiyorum.) Ağzındaki emziği öyle iştahla emiyordu ki “Mmm… Çok lezzetli olmalı” dedim. Beni anlayıp anlamadığını bile bilmiyordum. Emziğini hemen çıkarıp bana uzattı. Teşekkür edip geri çevirdim. Portakallı yeşil çayı tercih ediyorum. Şahsen.

*

Evimde oturmuş güzel güzel romanımı yazıyordum. Sabahları 11’de kendime portakallı yeşil çay demliyordum, ara sıra Bernhard, sık sık Durrell okuyordum, hayat çok güzeldi. Sonra çok yardımsever olduğunu sandığım biri bana evden çıkmam karşılığında para teklif etti. Evden pek çıkmıyor olduğumu bu teklife kadar fark etmemiştim. Evden çıkmak gerektiğini de.

 

Hayat birden çok güzel olmamaya başladı.

Yardımsever insanlar yardımsever olmasın.

*

Nihayet, günler sonra evden çıktıktan sonra cebimden alışveriş listemi düşürünce o günkü hayatımı düşürmüş gibi oldum.

 

Bazen, bir paket kabartma tozu her şeydir. Bazen, bir paket çubuk kraker her şeydir. Bazen bir oda her şeydir. Bazen bir masa her şeydir. Bazen gölge her şeydir. Bazen gözlük her şeydir.

Liste çok uzun. Yaşadığınız müddetçe acizsiniz.

*

İngiltere’de herkesin her gün dünyanın en önemli meselesiymiş gibi hava durumunu kontrol edip durmasını orada her gün yağmur yağmasına bağlıyorlar. Madem belli ki her gün yağmur yağıyor işte, hava durumunu neden heyecanla kontrol ediyorsunuz ama, öyle değil mi? Bu arada İngiltere’de her gün yağmur yağdığı evrensel efsane. O kadar evrensel ki bu efsaneye artık İngiliz halkı da inanıyor. Bir yer etrafında efsane yaratmak iyidir, o yeri de yaratır. Her gün her an yağmur yağabileceği bilgisi ise dünyanın her yeri için geçerli. Meteoroloji gereksiz bir uğraş.

*

Mavi kaplı bir defterim var. Sırf, defter çok güzel diye yazıyorum bunları içine. Defter güzel olmasa hiçbir şey yazacağım yok. Bir de hayatım güzel olsa neler yazacağım. Kâğıtlara hiç kıyamam. Kâğıtlara kıyamayışım kendime kıyışım ve hayatımın harika olmamasıyla aynı.

*

Şu günlerde çok meşgulüm. Kin tutuyorum, yas tutuyorum. Bütün vaktimi alıyor. Hiçbir işime yetişemiyorum.

*

Bunlar hep “fiction”; biliyorsunuz, değil mi?

Bilmiyorsunuz tabii…