————————–“Annenizin ruhuna yazdığınız kitabı komodinin çekmecesinde çukuletta kutusunda saklarım. Sağolun, varolun evladım… Her gün bir Yasin,
————————–bir Tebareke okurum annenize ve kendi canıma bağışlarım. Ben de ölünce kim okuyacak? Annenizin mezarında bir Fatiha okumayı bilmezsiniz.
————————–Artık hiç hatırlamazsınız bizi… Vaktim yok bahçeye bakmaya. Erikler, bademler orman oldu, dalları kiremitlerin üstündedir (eriğin).
————————–Budayan yok eden yok. Dam akıtacak. Su deposu da akıtır. Gel evine yerine sahip çık… Hani gelecektiniz geçen ay Paskalya diye?
————————–Maatteessüf gene doğru çıkmadı sözünüz. Ne geldiniz, ne de bir mektup. Hiç hiç hiç… Ne kelâm ne selâm. Öleyim de mi döneceksiniz?”
——————————–——————————–——————————–——————————–——————————–— Teyzemin mektuplarından
i. Ev-Hayat Teyze-dil
Yazık! Ölünce farkedildi yaşadığı
yaşlı kadıncığın kalbiyle bir durunca ev-hayat
–ama kimsemiz itiraf edemedi şaşkınlığ’nı–
Ey okuyucu! Her şiir bir itiraf.
ii. Adı Taşa Kazınan Teyzedil
Dul hoca’anım İngiliz zamanından
evde Süreyya, sokakta Judith
Lepiska Lâmia arkadaş arasında.
Sonra zaman değişti
Elen komşular bile değişti,
ne Sarayönü’nde konak kaldı gidilecek
ne de Neapolis’te bahçeli-ev
–gene savaş gene savaş gene savaş–
taş üstünde taş olsa dayanamaz…
Ve sonra Türkler geldi
evde Judith, sokakta Süreyya.
iii. Karanfile Düştü Teyzedil
Ona düştü ailenin bütün erkekler’ni adam etmek
–ölü doğmuş yeğenler, dedem, babam, ben–
viks sürmek sırtlarına, fanila örmek.
Bahar hazırlıkları ona düştü
akıtan çatının, budanacak ağacın derdi
hele o bitmez temizliği masal kulübeler’nin.
Yadigâr viraneler ona düştü, drahoma ev taksitleri
ve öğretmen-lojmanlar ve göçmen-barakalar ve
geçiverdi ömürcü’ü bir savaştan öbürüne taşınarak.
Ona düştü mevzideki nöbetler’mizin uykusuzluğu
ölenlerin ardından okunacak dua hep ona
Arapça hatim indirmek, Latince zeytin büğüsü
ve Türkçemi kırmızıyla düzeltmek
kararlaştırmak da karanfilin yerini.
iv. Ejder Masallı Teyzedil
Ama kanatları da var ejderin
ansızın uçabilir.
kapısında iki kedi bekler –gate o yüzden gatte–
İnsan kendi evinde misafir, bir varmış
bir yok, iki yüzü ejderin [E’ e e e?..]
Lüzinyan minaresinden gökyüzüne bakar.
Ahirvan Dede’nin türbesi altında
döner da döner –denseder bir perikızı–
filhakika ansızın uçabilir.
Yalandilli yılandilli iki dili kandilli [Hi’ i i i!]
zannedeller ölüdür, hâlbuki define bekler
yeraltı yeraltında –ama her şeyin kanadı var ya–
ansızın uçabilir. [U’ u u u?!]
Yedi kat çıkar sual iner, nasıl bilirdiniz?
–İyii iyii iyii.–
Hâlbuki kocakarıcık yılan olur isteyince
kuş mişaro ateşböceği. [Pü’ ü ü ü…]
Yoksa siz melâike misiniz? –Yoo’ yoo’ yoo’.–
Hakikatta kraliççesiymiş memleketin,
no der peygamber demez.
–Gene savaş var– kral saraya kapatır kadıncağ’zı
ama ansızın uçabilir.
v. Okunmuş Sularla Teyzedil
Akşamüstü yasemin tüten bulutsular üstünde
bir küçük kuştüyü uçuyor
uçmuş da gidiyor teyzecik daha 85. yaşında.
Okunmuş gülsularıyla tutuşan tütsüler
yıldız-ışık, canerik dalları arasında.
Her çocuk kadar günahsız
her nereden bulduysa bu gün güneş-enerjiyi
–üstelik farkında dünyanın.–
Bir kuyrukluyalanyıldız l ı y ı l a n . . . Uçmuş
da gidiyor teyzecik
pemberengi-dikendilli-yabanigül
kâh bir keçi inatçı, kâh çığlık kahkahalı
ve korumasız.
vi. Allah Baba Teyze Dil
Şimdi Allah olsun istiyorum
–ve Allah baba lütfen iyi kalpli olsun–
teyzecik her nereye gitmişse onu korusun.
Çünkü çok yaşlı çok çocuk
en iyisi geri gönderilsin evimizin bahçesine
yeşil bakışlı bir kedi suretinde.
Bozulan radyodaki şarkı nereye gider
işitemesek de –bilmek istiyorum–
bir ruh nereye gider gövdesi ölünce?
Hakikat, belki Lefkoşa surlarında oturur
sıcak hava üfüren üç başlı ejder
–ama hep canlı kalan kuyruğ’nu nere gizler? –
Allah’ım, son sonunu bilemediğim birçok masal
ve göğsümde sıkışıp duruyor hayat.
vii. Her Dil Kendi Ölümünü Söyler Teyzedil
Başka kim kol kanat gerer şimdi sana dil
Hiç göremesen de bilirdin biri var orada dil
Kim çeker şimdi dal budak salan bademlerle marazını
Ve evdeymişsin gibi her şeyi sürdürür dil
–Sanki bir eviniz varmış gibi hâlâ–
Dönüşünü kim bekler hiç dönmeyeceğ’ni bilerek dil
Üşüyor musun diye oralarda şimdi ne yiyorsun diye
Başka kim dilsiz dil-i-zâr sana dil
Kim okur her yazdığını canı yürekten kim dinler
Yaşlılığın gözlerindeki perdeyi kaldırıp da dil
Ve hissederek söylediğin şeylerin aslını
astarını.
viii. Ölümün Sakladığı Teyzedil
Bizi beklediği buzyatağının çekmecesi açıldı
beyaz örtüyü kaldırdım, saçlarına dokundum
–ve ilk defa bir ailemiz olduğunu hissettim o an–
o morgda, teyzeciği son defa öptüğüm,
intiharları saklanan asker cesetlerinin yanında.
ix. Mezara Övgü Teyzedil
Duvarda toplu-katliam fotoğraflarımız,
bilmem nasıl yaşardım bu mezarlar da olmasa
–annem, babaannem, kardeşler ve teyzecik…–
Bu mezarlıkta hepsimiz yan yana
yemek vakti sofraya oturmuş gibi sıra sıra
daha sevgiliyim burada, daha iyi.
İyi ölüdür benim ailem, incelikli, alçakgönüllü
gösterişli törenler istemediler benden
ne de süs püslü gömüt-taşları. –
Tek vasiyetleri içimde taşımamdı onları
ve böylece bir mezarlık oldu içim dilim
sevgiden.
———————————– Lefkoşaöyü-İstanbul / 1995
