Home revue || dergi || review écrit BESİN ZİNCİRİ (OĞLUM’A)

BESİN ZİNCİRİ (OĞLUM’A)

62
0

İstanbula kaçıp da ilk gelince

(uğraşa uğraşa zıpkın ayaklıya benzetmişim kendimi)

turistane gezinmeye başladık benim oğlanla

(sevdiğimden değil nesini seveyim, makaradan ipsizliği)

rukınrol kızı gibi sallana yuvarlana

dokunulmazlık cinsinden-

(böyle yürüyene turist denir bizim buralarda

Bela Oteli’nin kapıları avanaklara  fora !)

 

Aşağı  Balad,  ve de yukarı Zeyrek

dünyanın namlı bitirim cinsten bi  batakhanesi

(kafada yalnız kafada oynayan bu zabıta filmi)

iki duvarın tekinde kuzuluklu bir çayır tersi

ötekinde hermes demişler- terzi idris ilk etten elbisesine bürünmüş

bonfile takke ve de pençata etekli

-eli öpülecek bi’allahlık ne dikseydi ?

 

Neyse ne – bu gezi dümeni iyi -çıktık meydana

aklının iki tahtası eksik ve de  sofu süleha

burada halk camiden çıktı mı vakit tamam (çalgı da fayrap)

hurra kuzucuya kasapçıya !

iki paraya tatlı inkar, sinameki cam çeçesi

ılık suda yıkanmış çift toynaklı paçalar,

salon işkembesi

-eli öpülecek bi’allahlık ne yeseydi ?

 

Yol kenarında  düşük bıyıklı sallapatiler

arka kapıdan cicozu çekmiş delikanlılar

fayrap !

(fire up ve emercensi !

işte fayrap böyle bir hinoğlu hindi)

Aşağısı gerdan güveci üst katlar ocak penceresi

içinde hilal gömlekli ayakdaşlar sarkan sarkana

(yıkana yıkana dalağı çıkmış bir bayrak, çocuk bezine dönmüş

yerde yüzükoyun köpekleme yüzüyor)

kulakta konturü nanay ayafonlar apaşlar

üstte keçe yelekli hırka irisi

altta ipliği çıkmış gabardin

paçası havada kalmış melami kılıklar

kahve rengli

-eli öpülecek bi’allahlık ne giyseydi ?

 

Eh işte bu zamanki insan çeşidinin gınası

her kalıpta her mostrada: aksalkallısı yoksakallısı

gözler kısık kamburalar çıkık bütün içler kuşkuda

elde barsak ve de ekşimiş süt şekeri bi sokaktan ötekine

“Kuzumu gaybettim dağda arayıp bulamadım bağda”

– eli öpülecek bi ‘allahlık ne arasaydı ?)

 

Lokantada boynundan zırıl zırıl terler akan sırım gibi bir gövdede

at binmiş atcambazı cinsli garsonlar,

kalem şivekarı, eli bayraklılar, fırlamalar

sanayi alaylarından birinde ağa unvanlı iskemle kuklası

güvey traşlı, yakası çiçekli bol lavantalı vav bıyıklılar

millet denilen kelime it güruhuna takılan ad olunca

birbirlerinin sırtına yumruklar indirirken

omuz küreklerinin arasına inen hatırı sayılır şaplaklar :

“Yaşa sen ölme dünyaya kazık kak!”

Fırıl fırıl döndüren cıllığı çıkmış havalar curcunalar

Tabaklar yangın kulesi gibi yükselip dursun

İçerisi tıka basa, …sürekli enayi boğuyorlar !

bir kancık ne ister ?

– eli öpülecek bi ‘allahlık ne isteseydi?

(bir kartoloz göbek atsın, annatayım dalavereyi )

 

II

 

Midelerimiz arasında bir köprü var her an

Solucanlar olmasa kuşlar beslenemezdi

(solucan kökenli kuşlar…)

insan olmasa vampir de

(insan kökenli yarasalar…)

 

Carrefour bir besin zinciri midir ?

(doğmamış bir keçinin kaburgasından türemiş olabilir Siirtliler)

ya da Yamyam Soykırımı İtalyan yapımı bir gişe sineması mıdır  ?

dakkada ikimilyon satan  insan yahnisi-yanında tereyağı ve fıstık ezmesi

ama son trofik halka da olabilir, şaka sanırsan da…

bildiğin başka bazı küçük şeyler var, olup duran;

“işkembe çorbası bir salon içeceğidir” gibi

Aynı bokun soyu türer buradan

 

Tarihte zar’ın rolü  sanırsın

çoktan pazar yerleriyle gölgelenmiş eski sarayların

ardından akan bu pislik

tam ortasında şehrin

eski haçın ve de pazarcıların ağzında birleşir.

(Doğmamış keçinin kuyuda kızaran kaburgasına büryan denir)

Bu zengin mutfak halkın ve Dördüncü Muradın

ortak projesi  olabilir

(ve de evet: Osmanlı dedikleri Bizans ailesinde bir soy değişimi de olabilir)

 

Murat Bardakçı Zeyrek Camii demiş, sen

yürürsen aşağı,  karpuz kafalı çocuğa sor bu işleri (yürümüştük) ;

-büryancıların arkası “kilise camii” ( laf acayip mi?)

ama böyle demesi

“gaddarlık kütüphanesi” demişti teki

tarih bilinci de olabilir (hor görme sokakta dolanan sözleri)

:

Çünkü dünya nasılsa buralar da böyle

Hastalıklarla doluysa hasta

Bilinmezlikle doluysa dua

İnanılmazlıkla doluysa ispat ve kur’an

Çünkü İnsanlar da ejderhalar  gibi Sinan

Kimseler olarak değil

bir tür olarak gelişiyor, o bakımdan

Elektriğin icad edilmiş olması

bir adayı tek başına ışıtabileceğin anlamına gelmez öyle değil mi?

Taşın çürük topraktan kopup üzerine gelmesi seni kızdırıyor mu?

(taşa  gücenme)

 

Yine de  bir parça serüven için

olmadık şeylere gücenmeyi dene

(çürütücü şeylere)

Görürsün o zaman tüm karnıtokların tozu var pencerede

sinektersiyle beneklenmiş.

 

Solucan kökenli kuşlar var öyleyse

insan kökenli vampirler

ve şimdi bilmediğin bazı şeyler…

…kürt kökenli türlkler

 

Besin zinciri !

Ya bilim ne der?

Yiyin birbirinizi !