
Raylar Polatlı’da bittiğinden başkent Ankara oldu, dedi.
Meclisin inşaatını yapan işçiler ne yaptıklarını bilmiyorlardı.
Sanki Mustafa Paşa binanın tamamlanmasını beklemişti.
Sonra bir Anadolu savaşı daha yaşandı.
O kadar kolay gitmezlerdi İstanbul’dan.
Türklere bırakalım, dediler boğazları.
Aramızda anlaşamadığımıza göre.
İzmir’de bir Yahudi prensliği kurulabilirdi.
Denizi özlemeseydi bozkırdakiler.
Sustu. Rakısından yudumlandı.
Ben ilk harfimi yazdığımda beş yaşındaydım.
Demek seksen yıldır yazıyorum.
Otuzunu bu yılların hapiste geçirdiğim gerçeğini saklarsam,
Hiç özgürce yazamadım ama.
Rabindranath Tagore pek sevdiğimdir. Otelci kadınları da severim.
Evlenemedim bir türlü. Kadınların çocuk sevgisi yüzünden
Orospulara aşık oldum hep.
Geceleri boş sokaklarda bulurum onları,
Cumhuriyetin arka odalarında gezerler.
Bayramlarda kapanmayan tek devlet kuruluşu kerhanelerdir
Güneş gözlüklerimi takar, giderdim hep.
Kapıdaki bekçiye rüşvet veren bayram çocukları,
Ve onlarla eğlenen vesikalılar,
Devlet ofisinde oturuyormuşçasına
Yazıhane masasının arkasında kasılan pezevenkler,
Fatura isteyen işgüzar müşteriler
Bana her daim şahane Fellini filmidir.
Trenleri sevmem. Çocukluk anılarımdan.
Bir arkadaşımı seksen ihtilalinde hiçbir cezaevi kabul etmemiş
Bir fanila bir don mahkum arabasıyla
Anadolu’yu gezmiş
En nihayet Hakkari cezaevine zorla bırakmış astsubay
Çocuklarımı bir aydır görmüyorum diye bağırıyormuş.
Trenleri sevmem. Çok kelepçeliydim.
Seksen senedir yazıyorum, dedim ya sana;
Demek seksen senedir hayal kuruyorum.
Şu cumhuriyetin ne işe yaradığını anlamadım henüz
Ne de trenleri çözebildim.
Geçen gün ama aklıma geldi
İlhan Koman’ın sadece bir heykeli var Ankara’da
Krippel’in Ulus’taki atlı süvarisi
Ve Güven Park’taki Hanak ile Thorak’ın devleri
Olmasa bu kentte dört yontucu iş çıkartmış.
Seksen senede altı yedi kişi.
Artık heykelleri de sevmiyorum demek.
Gizli heykeller hariç.
Devlette çalışmadım.
Sansaryan’dan ha gayrete
Çeşitli uygulamalarda bulundu tabi devlet bedenimde.
Namaz kılmadım. Cenazeleri de sevmem.
Mezarlıklara da gitmem. Akrabam yok. Olsun istemedim.
İngiltere’ye gittim. Fransa’ya. Kongo’ya ve Mısır’a da.
Ege adalarını gezdim ufak kayığımla.
Çok rakı içtim. Bira sevmem.
O Atay ve O Bener arkadaşımdı.
İlhan Şevket’in evinde kalırdım Moda’da
İstanbul’a gittiğimde tavuk ve makarna alırdım
Kezzap Bey’e.
Le felek meyhanesinde içerdim Galata’da
Gırtlaktan.
Çıkarttığım dergilerin parasıyla yaşadım,
Bastığım ama satamadığım kitaplar oldu.
İdareten varım.
Tanrıyla aram yok. Ezan sesini sevmem.
Çanlardan hoşlanmam. Havraları gürültülü bulurum.
Hamama gitmem. Oğlancı olmadım.
Korkaksam herkes kadar korkağım. Cesursam kendimce.
Annemi tanımadım. Babam varsıldı. Göt bir adamdı ayrı.
Öldüğünde dava için savurdum mülklerini. Mülksüzlük iyidir.
Uykumda ölmek istemiyorum. Tadına varmalı diş ağrısının adam.
Laf olsun diye bir demokrasi bu ölüm
Şansları olsaydı eğer
Pezevenklerini kendileri seçerdi, dedi.
Sustu rakısından yudumlandı.
Gar lokantasının perdelerini kapatıyordu
Yaşlı garson. Son tren İstanbul’adır hep.
Masayı ödedikten sonra hesap pusulasını imzaladık,
Cebine koydu.
Evde çok var bunlardan.
Her akşam yeni bir tane,
Bu başkentten kalkan cumhuriyet treni
Hep pusulasını şaşırtır sarhoşun.
Yanımda yürüdü vagona dek
Hareket memuru olan bir arkadaşından bahsetti
Eski bir şiir kahramanıdır, dedi.
Karısına ne oldu acaba?
Güzel, Selanikli hatundu.
Trenlerin ihanetiyle yaşardı. Cumhuriyetle gebe kaldı.
Kerametler tahakkuk eder
Gece insanın gözüne indiğinde
Palavradan rüyalar başlar.
Hareketin bile memuru var da
Uykunun yok.
Çantasından kitabını çıkarttı.
Paltomun cebine koydum.
“Mektup yazarım sana baba” dedim.
Gözlerime baktı.
Sustuk.
Dizili vagonlar. Önde makine,
Ortada lokanta.
Tren Cumhuriyeti’ne bindim.
O peronda kaldı;
Kapıdan giriyorlar,
Arkalarına bakmıyorlar
Dedi, yanındaki hareket memuruna.



