
4 Ağustos 1927. Turgut Uyar’ın doğum tarihi. Tomris Uyar, ölümünün ardından onun özel günlerinde hiç yazmamış. Günlüklerinde bile 4 Ağustos tarihli hiçbir yazı yok. Ama ille de anılmak isteniyorsa ölüm yıldönümünde değil de doğum gününde anılmasını tercih edeceğini söylemiş. Bunu da şöyle açıklamış günlüklerinde:
“(…)
Turgut Uyar’ı hem bir yakınım hem de önemli bir şair sıfatıyla hep anımsadığımdan onun için özel günlerde yazmayacağımı Varlık dergisinde çıkan bir yazımda belirtmiştim. Onun şiirini ve şiir üstüne düşündüklerini unutmaya yüz tutmuş bir okur kitlesi kendisinin umrunda değildi ki ben ister istemez eşi sıfatıyla işgüzarlığa girişeyim? O, tanışmamızdan önce de Turgut Uyar’dı, ben ölünce de öyle kalacak.
Bu yazıyı yazmamın nedeniyse, genç bir kızın uzaktan yolladığı mektup. Yazıyı okuyunca bana küsmüş; Turgut Uyar’ı anan yazılarımı dört gözle bekliyormuş. Çok içten, çok dokunaklı bir mektup doğrusu. (Oysa o yazıda da benzer sakıncalara değinmiştim, umarım bu yazıyı okur ve ne demek sitediğimi daha iyi anlar.) Ama benim de bu tür gerçekten vefalı okurlara bir önerim var. Neden anma günlerini ve yazılarını başkalarına devrediyorlar, kendileri bir girişimde bulunmuyorlar?
Ben, yerlerinde olsam herhangi bir tarihi seçerdim, ille bir yıldönümü gerekiyorsa Uyar’ın doğum günü olan 4 Ağustos’ta anılmasını yeğlerdim. Nasılsa şiirleri yaşıyor. Ölüm tarihini asla seçmezdim. Çünkü o gün, Celal Bayar’ın da ölüm günü. Onca yıl yaşamış bu kurnaz ihtiyarın hiç değilse geceyarısından sonra ölmesini istemiş ama başaramamıştım.”
[iç/in “Gündökümü”, Bir Uyumsuzun Notları II, YKY, 2.B, Ocak 2009, s.467]
Evet doğduğu gün, bugün. Yaşasaydı 85 yaşında olacaktı. Keşke her şair dünyaya onun bıraktığı kadar güzel izler bırakıp gidebilse ölüme. Hayata şiirleriyle çaktığı imza o kadar sağlam ki unutulması hiç mümkün değil.
Ve Onat Kutlar’ın söylediği gibi “O, ne kendine ihanet etti ne de şiirlerine”:

