Home revue || dergi || review écrit yasalar, sosyopati, iğrenç kimseler vs. (Korkunun Güçleri’nden notlar, 2008)

yasalar, sosyopati, iğrenç kimseler vs. (Korkunun Güçleri’nden notlar, 2008)

35
0

“ //…Endişelendirici tuhaflıktan tamamen farklı olarak daha şiddetli olan iğrenme, yakınlarını tanımayarak inşa edilir: iğrenmeye hiç bir şey hatta bir anı kırıntısı bile tanıdık gelmez. Ebeveynlerini çok erken yutmuş bir çocuğu tahayyül ediyorum, tek başına onlardan korkan ve kendini kurtarmak için ona verilen hiç bir şeyi kabul etmeyen, armağanları, nesneleri reddeden ve kusan bir çocuk. Bu çocuk iğrenme duygusuna sahiptir, sahip olabilir. Bu çocuk şeyler onun için var olmadan, dolayısıyla anlamlandırılabilir olmadan önce, onları itkinin egemenliği altında dışarı atar ve etrafı iğrençle çevrili kendi alanını oluşturur. İnanılmaz figür. Korku, çocuğun çitlerle çevrili bu alanını kusulmuş, dışarı atılmış ve düşkünleşmiş bir başka dünyayla pekiştirir. Bu çocuk anne sevgisinin yerine bir boşluğu veya daha doğru bir ifadeyle, babanın sözüne karşılık sözü olmayan anne nefretini yutmuştur. Çocuk bıkıp usanmadan bu nefretten arınmaya çalışır. Bu tiksintide ne tür bir teselli bulur? Belki de, mevcut ama sarsılmış, seven ama dengesiz bir baba, sadece bir hayalet, ama sürekli ortaya çıkan bir hayalet. O olmadan, bu inanılmaz çocuk belki de kutsallığa dair hiç bir anlama sahip olamayacaktır; boş özne olarak kendisini hep düşkünleşmiş « olmayan nesne » hurdalığıyla bir tutacaktır, oysa iğrenmeyle(iğrençleşmeyle) silahlanarak bu hurdalıktan kurtulmaya da çalışır. Çünkü iğrencin varlık kazandığı kişi deli değildir. Çocuk, annenin dokunulmaz, imkânsız, mevcut olmayan bedeni karşısında onu donduran uyuşukluktan, nesnelerle, daha doğrusu nesnelerin temsilleriyle gönül bağlarını koparan uyuşukluktan, tiksintiyle bir sözcüğü -korkuyu- yaratır. [Bu uyuşukluktan onunla -iğrençle- kurtulur. S.D.] Fobik kişinin tiksintiden başka nesnesi yoktur. Ama bu korku sözcüğü, hareketli sis, ele gelmez nem, ortaya çıktığı anda kaybolur ve dilin tüm sözcüklerini yoklukla, sanrılı hayaletimsi pırıltıyla donatır. Korku böylece paranteze alındığından, söylem bu başka yerle, tiksindiren ve tiksinilen yükle…yani iğrençle yüzleşmesi koşuluyla dile gelebilecektir.  » //

Julia Kristeva, iç. Korkunun Güçleri , Ayrıntı Yayınları, 2004


İğrenç kimseye varlık kazandıran şeyse sanılanın aksine anarşi değil, yasa’dır. Kutsal. Daha doğrusu yasa’nın, kutsalın dayanıksızlığının o’nun « iğrenç » bir eylemiyle her seferinde ortaya serilmesi; bu iğrencin tek hazzıdır, hazzın onun tarafından bilinen tek kaynağı. Bu nedenle iğrenç, “yasayı açıkça tanımazlıktan gelmez”, tanımadığını açıkça belirtmez, yasadan yanaymış gibi gözükür, hatta yasayı o çıkarır. « Yüze gülen bir kindir, arkadan bıçaklayandır. » Yasa’yı kullanır, istismar eder, harcar. İğrenç olan zaten budur. İğrenç, yasayı tanımadığını açıkça ilan eden kişi değildir, bağlılığını herkesten önce ilan eder. İlk ihlal eden de odur. Oysa  « Ahlakı reddeden kişi iğrenç değildir”, onun hakkında söylenip söylenebilir tek şey ahlakı reddettiğidir. Yasaya saygı duymadığını « açıkça », yan çizmeden ifade ederek işlenmiş korkunç bir suçta, korkunçsa bile,  korkunç bir suçtan daha fazlasını bulamazsınız.

Mesela bir tecavüzcü için yasa, tecavüze uğrayan “saflıktır”, küçük kız çocuğu imgesidir. Saflık yoksa tecavüz kendini gerçekleştiremez, neye tecavüz etmiş neyi ihlal etmiş olacak? Tecavüzcünün « saf kız çocuğuna » duyduğu gereksinim, iğrencin yasa’ya olan gereksinimi ile aynıdır. Ama iğrencin ifadesi mahkemede değişir, bu kez onun hiç bir zaman saf olmadığını öne sürecektir; « bu kız herkesle yatmış! »  Bu iddianın yatağı  iğrence hizmet eden saflık yasasıdır.

İğrençlik çiğnediği yasayla iyi geçinmeye bakar, onu açıkça ya da toptan reddetmez. O’nu yanında tutar. Bu yüzden daima “düşüncesi iki yandadır”, hem orada hem burada. Aynı anda hem yasadan yanadır, hem onu çiğner. Ama bu bir maske de değildir, bir oyun da… nevrotikten ve bir deliden farklı olarak, « iğrenç » gerçekten aynı anda her iki yanda, pek çok konumda, zamanda bulunabilir.

Gerçek ihanet, Brütüs’ün ihanetidir, o salt bir « kumpas »la anılamaz, aynı zamanda kurbanını gerçekten « arzulayan » ihanettir.

Tecavüzcü için “saf küçük kız” gerekli bir klişedir, “saflık” yasaları ve her erdem,  her yasa en çok onun işini görür, hatta çoğu kez sadece onun.