“Otobüs nerede? Bana simit verecekti.” dedi. Yirmi yedisinde. Adını başkasına soramadım. “Annesi onu sabahları sokağın köşesine, bakkalın yanına bırakır.”
Mısra gibidir adımlarıyla sesi. Bana masal anlatacaktı deniz. Kurumuş uzakta. der sesi.
Sonra şiir gelir peşinden.
Köpeğin adı şiir.
“Gel şiir!” der.
Koşarak gelir itoğluit Adı Bilinmez seslendiğinde.
“Bıktım bu köpekten de deliden de ama seviyorum pezevenkleri.” diyerek
Ekmekleri dizerken bir simit uzatır hep köşede dikilene bakkal ve
bakkalın mahalledeki adı
Hiçgülmez‘dir.
Hiçgülmez caddeden otobüsler hızla geçmesinler, arabalar ezmesinler diye şiir’i ve annesinin hep köşede bıraktığı Adı Bilinmez‘i
belediyeye dilekçe yazmış,
yanıt alamayınca bir kaç kasa şişeyi çekiçle kırarak caddeye dökmüş,
kazalar olmuş, lastikler patlamış, davalar açılmış
Hiçgülmez mahpusa girmiş
üçyüzyedi gece kalmış
çıktığında bakkalın önünden yavaş yavaş geçen arabalar bi de üstelik
oraya yeni dikilen trafik lambasında durmaya başlamışlar. Adı Bilinmez “simit” sormuş otobüs şöförlerine, Kapıları açılmazmış. Belediyelerin kapılarının önünden ses geri seker hep.
Hiçgülmez
işine geri dönmüş
Hiçgülmez üçyüzyedi gece sonra
işine döndüğü gece ama arabanın ezdiği şiir
ve Adı Bilinmez için uykusunda kahkahalar atarmış.
sokak böyle uydurur gerçeği
hikâyeye
ve Hiçgülmez bakkalının önünden gözüken denize bakmaz
ne köpekleri sokar dükkânına ne de
kendisini. Sorar arasıra karısı onu köşeye bıraktığında geçen insanlara
“köpeğimi gördünüz mü adı şiir. arkadaşımı gördünüz mü adı yok.”


