Home anthologie des poètes vivants || yaşayan şâirler antolojisi || living poets anthology göldeli, izzet [1948] aynanın yalnızlığı

aynanın yalnızlığı

33
0

—————————— -Şavkar Altınel’e-

durgun suydum
kayan yıldızların
yaban kuşlarının barınağı

yangınlarla donanmış
tınısız karanlığa
düşerken çığlık
durgun suydum

beklemezdim
yalnız cama dönüştüm
orta yerinde  meydanın

yaka paça getirilmiş leylaklarla
lalelerle
elmastan damlalarla
düşten dallarla
bekledim  tutuşmayı

yol açmıştım
ak gerdanlı güllerle
Süleyman’ın  dilsiz tuğrasıyla
Hürrem’in
sevda sancağıyla

gelmiştim orta yerine meydanın
hilebazın hüneriyle
çilekeşin sabrıyla
meddahın hevesiyle  
görünmeyeni reddeterek
görünene diz çökerek

ah boyun eğmeyle isyan arasında geçilen günler

bahtsız şairlerin
beyitlerıne, gazellerine kenetlenmiş
sözcükleri
kıvılcım ve  külleri
zahiri uğruna feda edilen kanlarını
usta ve çırakların
kitapların rahminde bekleyen bereketi
kutsal metinlerdeki gizi
zamana direnen altını
hayatın yerine geçen ne varsa
ne kalmışsa
güneşin topraktan silemediği
sermiştim  orta yerine
meydanın

alıp giderler

dokunacak bir elin sıcaklığı bile kalmaz
bir gülüşün sahiciliği
ağlamanın sağaltıcılığı

beklemezdim
yalnız cama dönüştüm
orta yerinde meydanın

sırı sıyrılmış
ışığını yitirmiş

bir gelen olsa
gelip geçse karşıma –
Buhara’da duvarlarında  kandil ışığının
acıyla kıvrandığı taş evleri
Sultan Keyhüsrev’i ağaç altında ya da  
avda resmeden altın varaklı minyatürleri
yağmur altında yol alan buğday yüklü ıslak atları
boğan, deli, buzlu nehirleri
Hazar’da yoksul balıkçıları kapan dalgaları anlatsa
unuturdum yalnızlığımı

yaşamadığım hayatların öyküleriyle
ayakta dururum
düşündünüz mü
ayna deyip geçtiğinizi

bir gelen olsa
gelip –

ama durmaz giderler
sessiz sedasız

giderler
mendilin katlanıp kaldırılması gibi
mendilde ayrılık işaretlerinin
bir kaç damlanın  kuruması gibi
mendilde kederin saklanması gibi

yalnız cama dönüşürüm
orta yerinde meydanın

ardımda kalır

kekeme bellek
çöl kesen
Magrip güneşi
Kudüs’ü döven salgın
fırtınayı kuşanmış
Salahadin

kalır
kahırla bilenmiş hançeri,
ateşe sarılı yükü Mansur’un
küskün neyi
avare suların

ardımda kalır
unutmasam derim

ay ışığının sindiği göçebe çadırlarını
bozkırda
bin adla çağrıldığımı Acemde
Hind’de hiçle tartıldığımı

beliren, silinen görüntülerden
başım döner kimi
bir su yükselse ötelerde
bir su değiştirse
kendini biçimleyen yatağını
bilirim

kimi
kınından çıkmış yeni güne benzerim
saplanır kalırım duvarlarda
bir çivi izi gibi

unuturum kimi
yansıtmaktan başka bir şey olmadığını
hayatımın
öyle soğuk, ölgün, dilsizim
yalansız, kesin

isterdim birisi gezdirsin üstümde
parmak uçlarını, avuçlarını
okşasın  pürüzsüz
hasret yüzümü

olmazdı

olmadık anda bulurum  karşımda
dikerler gözlerini
olup bitenden
beni sorumlu tutarlar gibi
bir şey alabilecek
yol soracakmış gibi
kestiremezler
ne istenebileceğini bir aynadan

-bekler durur
gölgeyle aydınlık arasında
dille dudak –

kanayarak bekler
karanlık vursa da  başını
gidemez –  
tersle yüz bir olmuştur
aynayla imge