Home revue || dergi || review écrit bedel

bedel

21
0

Kabirlerinde ölmekten bıkmış dostlarım oldu benim

Kötü kurumuş toprakta yeşeren ümitlerin

sırası değildi belki…

Dokuz tahta altında vaktini bekleyen

bir başka dirilerin,

bu durumdan vazife çıkarmaları de mümkündü

-Tabii onlara yaşamın beni beklediğini söyleyemedim-


Bıkkın satıraralarında eşyayı düşünürdüm

Yarasa gözü kamaşmalarında yanıp sönen

Sahici Eflatun okumamış birini

-ki sadece gölgelere inanan-

nasıl inandırırsız zıllihayal olanın gerçekliğine

Bundan sonrası ziyade teferruat…

Bana noktadan ilim çıkaran feraset gerek

laf kalabalığı değil.

Düşkün olduğum kelimelerin, mesela

derli toplu varoluş amacı gibi

hiçliği dize dize kırabilen

Bir ilim ki; noktadan başlayıp noktada biten.


Bir tohumdan bir ağacın doğuşu gibi

-harikulade ama nedensiz-

büyüdükçe heybetinin altında

yetmiş iki milletin gölgelendiği

o anlaşılmaz devinim

Namlunun ucuna sürülmüş yokluğa hazır

Bir yanda durmadan varlığa mazeretler üreten

Eşyanın hakikatine talebe yeniden

Âdem olmaya soyunmak, mücerret ya da

Kemiğe yaslanmış Havvâ yaratmak

En özge bildiğin nefsinden günahlara

bir sen varsan, en ağır bedeli adanacak


Gözümü kapayınca gördüğüm Picassovârî resim

yakalanabilir sabit bir düzlemde bildiğin canlı,

aslında elleri senden aşırılmış

mütekamil bir derviş sessizliğinde duru…

Aşkı söze dökemeyecek o yoğun ve kendiliksiz bekleyiş

ağzı var dili yok, bu âlemin ötesinde

Gözleri tıpkı sencileyin imanlı,

Tıpkı sana doğru fırlayan zamanı kalbiyle frenleyen

Ucu bucağı yok şark çöllerinde

huzurdan yeşil asâsıyla Hızır dokunmuş gibi

asûde bir vaha yaratan bir sen düşünürdüm.

Şeceresine nakış nakış işlenmiş ve muhakkak

günü geldiğinde diyetini elleriyle biçen.