Home revue || dergi || review écrit eşek ile zeytin ağacı

eşek ile zeytin ağacı

5
0
032-1yo-kurnekcavit-esekilezeytinagaci

Kibar ve görgülü yazar bana Merkep diyor ama benim asıl adım Eşek’tir. Hatta bazı insanlar öfkelendikleri zaman işin içine babamı da karıştırarak, birbirine:

«Eşşek oğlu eşşek!» diyorlar.

Oysa bu güne kadar ben kimseye:

«İnsan oğlu insan!» demedim.

İnsanlarla eşekler arasındaki farkı fark edebiliyor musunuz?

Sahibim Şerife Hanım, beni her sabah damdan çıkarıp biraz yukarıdaki Zeytin Ağacı’nın gövdesine bağlardı. Boynuma taktıkları ip, ağaçla aramızda bir yakınlık oluşturdu. Bir gün:

«Yahu Zeytin Ağacı!» dedim. «Yıllardır toprağın aynı noktasında dikilmekten usanmadın mı?»

«Tam yüz yıl oldu!» dedi Ağaç. «Benim doğam bu! Senin gibi ayaklarım yok ki. Yine de soruyorum sana, aramızda ne fark var? Sen de sabahtan akşama kadar gölgemde pineklemiyor musun?»

Doğru söze ne denir? Boynumu büktüm:

«Haklısın ama!» dedim, «istesem ipimi koparıp başka eşeklerin yanına gidebilirim!»

«Başka eşekler mi var?» diye sordu Zeytin Ağacı.

«Hem eşekler var, hem de zeytin ağaçları!» dedim.

Gövdesini eğdi, bir dalıyla başını kaşıdı:

«Ben kendimi bir tane sanıyordum!» dedi.

Güleyim mi, anırayım mı bilemedim:

«Olur mu öyle şey?» dedim. «Dünya yüzeyinde binlerce zeytin ağacı var. İstersen yarın seni onların yanına götürebilirim!»

«Nasıl?»

«Toplarsın köklerini, beraber hem zeytin ağaçlarına gideriz, hem eşeklere!»

«Olmaz!» dedi Zeytin Ağacı. «Ben doğa kurallarına karşı gelemem!»

Bir kez daha anırdım:

«Aptal olma!» dedim. «Doğa kurallarına ne kadar aykırı davranırsak, o kadar kendimiz oluruz!»

Üç gün sonra Zeytin Ağacı bana:

«Yarın beni öteki ağaçlara götürebilir misin?» diye sordu.

Sevinçten dallarına tekmeler savurdum!

Ertesi sabah kimseye görünmeden yola çıkıp öteki ağaçların ve eşeklerin olduğu bir tarlaya gittik. Ben başka eşeklerle, Zeytin Ağacı öteki ağaçlarla sarmaş dolaş olduk. Hatta bir yabancı ağaç tutup Zeytin Ağacı’nın dallarını öptü. Benim öteki eşeklerle daldığım muhabbeti varın siz düşleyin artık!

Akşam olmadan yurdumuza dönüp, konduğumuz yerde dikiliyorduk. Az sonra Şerife Hanım gelip beni dama götürüyordu.

Böylece günler geçti. Zeytin Ağacı’yla yaptığımız geziler yüzü buldu. Bir akşam ona dedim ki:

«Yarın seni deniz kenarındaki ağaçlara götüreceğim!»

«Deniz ne demek?»

«Deniz uçsuz bucaksız su demek. İçinde balıkların ürediği, üzerinde gemilerin yüzdüğü umman!»

Çok merak etti Zeytin Ağacı:

«Yarın yapraklarımı biraz daha parlatayım da!» dedi. «deniz  hem güzel, hem değişik bulsun beni!»

Ertesi sabah Şerife Hanım kısa ve titrek adımlarla beni Zeytin Ağacı’na bağlamaya götürüyordu, bir balta sesi duyduk. Gözlerime inanamadım! İri yarı bir adam, elinde balta Zeytin Ağacı’nı kesiyordu.

«Dur, yapma!» diye bağırdım. «O benim arkadaşımdır!»

Adam bir yandan Zeytin Ağacı’nı doğrarken, öte yandan bana çıkışıyordu:

«Ne zamandan beri, bir eşekle zeytin ağacının arkadaş olduğu görülmüştür? Önümüz kış. Bu yıl kışın çetin geçeceği söyleniyor. Zeytin odunlarıyla ocağımı tüttüreceğim!»

Şerife Hanım beni başka bir ağaca bağlamak istedi ama karşı koydum:

«Yarın o ağacı da başka biri kesmeye kalkarsa kahrolurum!» dedim. «En iyisi sen kazığımı toprağa çak!»

Birkaç gün sonra yanıma küçük bir zeytin fidanı geldi. Oysa ben arkadaşımı yitirdiğim için ağlıyordum.

«Ağlama!» dedi Zeytin Fidanı. «En kısa zamanda büyüyüp yanına geleceğim. Beni de öteki ağaçlara götürecek misin?»

Eşek olun da duygulanmayın, sevinçten anırmayın! Sahibim Şerife Hanım bile duydu seslerimi, yanıma gelip:

«Allah, Allah!» dedi. «Nesi var bu hayvanın?»

Eğilip eteğinden öptüm yaşlı kadının, görmedi. Besbelli kulakları gibi gözleri de görevlerini aksatmaya başlamıştı artık!