
Annem resim öğrenimini Zeki Kocamemi atölyesinde gördü. Yaşar Nabi Nayır’ın yönetimindeki Varlık’ta şiirler yayınladı, 1960’lara değin seçkilerde yer aldı. Şiir yazmayı, resim yapmayı yeterince istemedi, isteyemedi diyenler olabilir, ama sanırım biraz da bana, anneanneme bakabilmek, karnımızı doyurabilmek için öğretmen olarak çalışma yaşamına balıklama dalmak, resimden, şiirden uzaklaşmak durumunda kaldı. Bir ara üç okulda onsekiz sınıfa öğretmenlik yaptığını anımsıyorum. Biz İstanbul’da kiralık ev ararken bir ev sahibinin “Ben çalışan kadına ev vermem” dediğini anımsıyorum. Sonunda ev bulabildiğimiz mahallenin çocuklarından bir tek benim kendi odam, kitaplığım ve yazı masam vardı.
Annemle, anneannemle büyümenin, o iki kadınca büyütülmenin beni farklı kıldığını düşünmüşümdür. Annem bende gördüğü yaratıcı yanı hep destekledi; canla başla ilk editörüm oldu. Ondan (yazdıklarımı sesli okuyarak elden geçirmek bile dahil) pek çok şey öğrendim. Amerika’da yaşarken, aramızdaki bir alışkıyı sürdürerek, bilmediğim bir sözcüğe rastladığımda onu Aksaray’daki evinden arar, sözcüğü sorardım, o da kitaplığında ince ince araştırır, eder, ben bir-iki gün sonra sormak için bir daha aradığımda da bulduklarını benimle paylaşırdı. Günde üç paket filtresiz sigara içerdi. Hala arada bir bilmediğim bir sözcüğe rastladığımda annemin öldüğünü unuttuğum, yine “Dur, bir anneme sorayım” dediğim olur. Hem büyüdüm, yanında, dahası dizinin dibinde değilim diye bana nasıl gitgide kırıldığını, öfkelendiğini de unuturum.



