ben yoksular için, halk için, allah, kars kalesi, ezra pound kara murat aşkına urun yiğitlerim. ben halk dediğimde ankaradan yerinaltından bir patırtı duyuluyor. fener dördüncüyü atıyor ve ağlamaya başlıyorum. bir kişiyim, bin üzgünüm.”
a.h.
“türk şiiri sözlü kültürde debelenirken ben o sırada yazılı kültürü sollayıp poetik gerilla hareketini çoktan başlatmıştım. her üç ayda bir alışveriş merkezlerinden türkü barlara doğru operasyonlar yaptım. merze herzesini de ilk ben taşıdım. aha burada. ben devrim yaptıkça konvansiyonel hacılar görmezden geldi. görmüyor musunuz dedim. görsel şiir işine girdim. taka bir mekintoşla şuraya tıkladığınızda göreceğiniz işleri kopardım.”
“turgut uyar babasını öldürmekten korkmanın şiirini, babasını öldüremeyerek bir intikam biçimi olarak hepimizden aldı. şimdi bize düşen turgut uyarı öldürmeden onu çok severek ve nefret ederek, bacaklarını kırmak ve oradan ismetin ergenlik sivilcelerini patlatmaktır.
öyleyse mahmut sen acemilik akedemisinden mezun olduğunda ustalığın şairaneliğinin tuzaklarını kontrol ettin mi. mahmut sana diyom. beni ne kadar seviyorsun. sadece bu. mahmut. hamut, ahmut. mut. “
“tam yeni caminin önünde bir kongolu gördüm. saat, telefon falan satıyordu. beni tanıdı hemen. sen dedi, o musun. ben de dedim ki, kim olmamı isterdin. baktı, tekrar baktı. bir şair olamazsın değil mi. üzgünüm dedim. sonra bir simit aldım. bayattı. dalgın bir şekilde frankfurt sokaklarında yürümeye başladım. kongo. her tuhaflıkta daha derin bir tuhaflık var. saçma.”
“ let me now”. kırmızı topuklu pabuçlarımı giymişim. akşamki biralar midemde çalkalanırken son sevgilimin bacak kasları yanımda yürümeye başladı. antidepresanları çok adi yapıyorlar artık. önünde su fışkırtan bir hortumun olmasa, olsun gene de o hortumu alır annenin hediyesi olan kaşmir kazağı ıslatırdım. sonra sevgilim ilk fırsatta benimle yatmak istediğini biliyorum ama bu kasların olmasa ben şimdi naapıcam. let me now diyorum başka da bir şey demiyorum.
e.
yani elinin körü”
“dan dan dann. bunlar böyle gelmiyorlar mı bu seslerle bu bu sokaklar bu süleyman demireller dergiciler editörler yıllıkçılardan korkuyorum. korkuyorum ama tırnaklarım uzundur sigaram kısa. uzun içiyorum ama bu bu sesler heryerden duyuluyor. bakireler evde kalmaz bilmiyorsunuz siz. dan dan. bu arada ben dedikçe patronlar birini daha kovuyorlar. servis arabaları çok kalaba ben artık daha da güzelim. anlamadım. peki. madem öyle ben küstüm.”
“guguklu duvar saatinin sesi, taş plaktan bir münir nurettin uzaktan mahler’le karışıyordu. penceredeki fesleğenlerden birinin yaprağındaki sarı lekeyi görünce gizli bahçemin artık ne gizli ne de bahçe olduğunun ayırdına vardım. fesleğenler, karahindiba serinliği ve anılar arasında notlarımı gözden geçirdim. eski mektupların kordelalarını çözerken dışarıdan izmirli yaseminlerin hıçkırdı hıçkıracak kokuları ve tren sesleri arasında bir an her şeyin ne kadar kötü olduğunu düşündüm. e mailleri kordelalarla bağlayamamak ne kötü. pembe bir kağıt peçeteye sardığım ton balıklı sandviçimi çantama koydum. çiçeklerin vitaminlerini önerilen günlük on miligramdan fazla vermiş olabilir miyim? insanlar hoyrat ve hanım ninemin dediği gibi hüzün bir sonbahar güneşi gibi ısıtmıyor artık bizi. “
***
“sanat, şiir, yazılanın yazandan görece özerklik kazandığı ve paylaşımla anlam işlev kazanan bir hamur işidir. hamur işleri dostum, bu arada son zamanlarda kafakırıcı bir dönüşüm geçirdi.
her şeyden önce: demek ki : ? : 9 , ve
şiir şairine göre değil şiir bir başka şiire göre şiirlenebilir. şiirlemede amaç sanatın özgül niteliğini liberal-demokrat bir çerçevede sokmaktır.
her şeyden sonra ya da şiir rehaiku pasta fırını: ; , ….. evet.?
yani herkes kesesini silkelesin.
ayrılın diyoz oğlum anlamıyor musunuz.
her ama her ama her şeyden en bir sonra.
ben oynamıyorum.”
***
“kızmaya gerek yok. her şey metindir ve metinsellik kendi çevrimini, bağlamını bir sauna etkisi gibi terler. koyar. koyar dediysem bu bilinçdışının da dışıdır. kendini de tersindirerek bozar ve yeni bir çevrimi kurmaya başlar. kızmaya gerek yok. dediğim gibi boş işler bunlar.”
ö.e.



cumali sağolsun ironik bir ayna tutmuş bizlere. sahi bir zamanlar şiirpostası vardı değil mi? dünya bu kadar kirli değildi!
http://groups.yahoo.com/group/siirpostasi/