Harfiyen Lacan’cı gerçeğe ulaşmanın tek yolu ölümdür. Onun dışında sosyal felaketler ve güçlü kişisel travmalar da ‘gerçek’ tarafından simgesel gerçekliğe yapılan ataklar olarak düşünülmelidir. Tüm bunların dışında ‘gerçek’ olanın, tıpkı atmosfere girerken parçalanan bir meteor gibi ufalanarak simgeselin dil formüllerini kurnazca değiştirdiği başka bir tezahür biçiminden söz edilebilir. Buna dair iki örnek vermek isterim.
İlki, İstanbul’da birkaç kaz önce azalan baraj suyuyla ilgili. Bir ara o kadar azalmıştı ki seviye, baraj gölünün görünen dip yüzeyinde arkaik bir mezarlık ortaya çıkmıştı. İşte görünen bu mezarlık ve onun simgesel gerçekliğe katılan ‘anlam’ enerjisi, Lacan’cı ‘gerçek’ tezahürünün bir sonucu olarak düşünülebilir. İkinci örnek ise Kandilli Rasathanesi’nde çalışan bir görevlinin, işinin başında olduğu anda telefon yoluyla aldığı üzücü bir ayrılık haberi ertesinde, sismograf iğnesinin sapıtmaya başlaması ile ilgili. Sonunda hatanın mekanik bir sorun sebebiyle ortaya çıktığı anlaşıldı. Bu olgu/anlam sarmalı da Lacan’cı bir ‘gerçek’ tezahürü olarak düşünülmelidir.


