Yıllardır otostopla gezerim, hemen her yere otostopla giderim, otobüse binmek falan zor gelir artık bana, rahat edemem o koltuklarda. Uzunca bir süredir de Yağmur’la beraber çıkıyoruz hep otostopa. Türlü türlü araca biniyoruz, acayip hikâyeler biriktiriyoruz. Kamyonlar, tırlar, traktörler, jipler, mersedesler binmediğimiz araç kalmadı. Yolda en büyük sırlarını anlatan insanlar oluyor bir daha hiç görmeyecekleri iki yabancıyla yolculuk etmenin rahatlığıyla. Saçmasapan tipler de denk geliyor, abuk sabuk konuşan adamlar, milliyetçi hezeyanlar vs. Yıllar içinde onlarla nasıl başa çıkılacağını, muhabbetin nasıl makul bir seviyeye çekileceğini, çekilemezse adamı kibarca susturmayı ve ineceğimiz yere kadar sessiz sakin gitmeyi, çok darlıyorsa da çek kenara demeyi öğrendik. Ancak bazen başka durumlar oluyor, pis bakışların arkasındaki pis niyetleri okuyabildiğin durumlar. Otostopa çıkarken çakım hep cebimde olur. Böyle anlarda gayrı ihtiyarı elim cebime gidiyor, çaktırmadan açıyorum çakıyı. Karşımdakine başka bir gözle bakmaya başlıyorum. 2 ERK-ek oluyoruz o anda. Cüssesine bakıyorum, beden dilini okuyorum, teke tekte bu adamı indirebilir miyim, onu tartıyorum. Neyse ki gerek kalmadı şimdiye dek böyle bir kavgaya. Ancak sırf otostopta da değil pek çok benzer durumda kadınların duyduğu korkuyu duymasak da biz de başka bir “adam” oluveriyoruz o tipler karşısında. Nereden nasıl çıkıyor benden o ERK ben de anlamıyorum, ne ara başlıyorum birini en kolay nasıl etkisiz hale getireceğimi düşünmeye… Geçince bir tuhaf hissediyorum kendimi. Utançla karışık bir kendine yabancılaşma duygusu. Erkeklik sakatlıyor hepimizi, kadınlar kadar biz erkekleri de…


