Sevgili Dostum,
“Yağmurlu bir gündü tıpkı bugün gibi, düşen bir yaprak görünce beni hatırla demiştin, radyoda mor ötesi çalıyordu, ben düşümde ağlıyordum”.
Bir ses “Jojoba uyan, jojoba uyan” dedi, uyandım, gözlerimi sildim, düşümde Ayçöreğinin yazdığı bir yazıyı okumuştum, bam telime basmıştı.Bir de baktım beni uyandıran en zıpır miskinim Şef Tali de ağlıyor, “Peki sen neden ağlıyorsun, Şef Tali?” dedim. “Ağlattı bizi ya” dedi, “Bergamut da ağladı” dedi. “Neden ağladınız?” diye sordum. “Sorma Jojoba, gel bizimle göldeki eve, bir şişe bulduk içinde bir mesaj vardı, biz çözemedik, hiyeroglife benziyordu, ama şişeyi açar açmaz gözlerimize yaşlar doldu” dedi. Miskinliği üzerimdem atamamıştım ama meraktan da çatlıyordum “Gidelim bakalım” dedim.
O sırada uzaklarda bir yerlerde mezarlığa bakan penceresindeki mor tüller savruluyordu bir miskinin. Açık pencereden içeriye süzülen iyot kokusunu içine çekti. Yağmur henüz dinmişti. Kitabından bir yaprak daha çevirdi. Gözlerini daktilosunda onu bekleyen boş kağıda çevirdi. İçinden yazmak gelmiyordu. Radyosu “ben kuşlardan da küçücüktüm, bir gece vaktiydi, aşk tuttu elimden beni” diyordu. Birden kafasında bir şimşek çaktı, mormenekşeli kitap ayracını araya koyup kitabını kapattı, daktilosunun başına oturdu ve yazmaya başladı:
“Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey” sonra durdu parmakları, gözlerinden bir damla yaş süzüldü, gözleri buğulandı. Yıllar öncesine döndü. Geçirdiği deniz kazasının etkilerinden henüz kurulduğu sıralarda herkes denize bakan ev ararken o mezarlığa bakan bir ev aramıştı. Emlakçi miskin Çilek Hanım onun bu isteğini hayretle ama metanetle karşılamıştı, çünkü çok gezmişti, çok biliyordu. Miskin arkadaşı Leziz Muskat Üzümü “Beni şahit yazma da ne yaparsan yap” deyip Karadut’un Mor Üzüm Pestili sergisine gitmişti. Çilek Hanım gel seninle uçan halıma binip ÇizKek adasına gidelim dediğinde dünyalar onun olmuştu, Çizkeke bayılırdı. Bu adanın bir özelliği, gelen miskinlerin yayıla yayıla istedikleri yemekleri çayır çimen üzerinde yapıp yemeleriydi, bu yöntemin bir başka diyarda “kendin pişir, kendin ye, biz paranı yiyelim” adı ile uygulandığı rivayet edilirdi.
Adaya vardıklarında hava kararmak üzereydi. Bergamut miskini hepsinden önce Ponpon ağacının altında bir yer tutmuş, bir de bir türkü tutturmuş havanda sarımsak dişlerini dövüyordu. “Bastım da kurudu iğdenin dalii, vay Dalii…” “Bergamut, neden sarımsak dövüyorsun?” diye sordu Ayçöreği, türküsünü bölerek. “E bugün de mantı yapalım istedim” dedi Bergamut. Turunç mantı hamurunu yoğurmaya başlamıştı bile. Elinin hamuruyla ponpon ağacına “Kariyer de yaparım çocuk da” yazacaktı alkol duvarını aştıktan sonra, ama o da başka bir hikaye. Şef Tali yüzü gözü un içinde sağa sola salınıp emirler veriyordu usul usul. Fundalıklar üzerlerine atılmış havluları havalandırıyor, kararmak üzere olan gün batımının soluk aydınlığına çıkarıyordu renklerini. O kadar güzeldi ki… İşte miskinlik bu dediler içlerinden. Elma ise içindeki kurdu düşünmekten şeker olamıyordu. Mantıları kapadıklarında hava da kapamıştı. Çizkek adasının en hoş yeri olan parka gitmeye karar verdiler, Şef Tali önde, miskinler arkada parka girdiler, yemek pişirilen yere mantılarını bırakıp, o pişerken salıncağa, atlıkarıncaya ve en son tahtırevalliye bindiler. Bu sırada Muskat ile Karadut da onlara katılmıştı. Muskat ile Ayçöreği tahtırevallide iken Muskat bir muziplik yapayım diyerekten abanarak tahtırevalliyi yere dayadı, Ayçöreği havada kaldı. Arkada Dolunay önde Ayçöreği Şef Tali’nin gözüne takıldı. “Leroy baby hold that pose” dedi, Sonra “pardon, Muskat kalk oradan bir Aytaşı koyalım, çok hoş bir resim oldu” dedi. Dedikleri yapıldı, mantılar yenildi, rehavet bastı, hepsi uykuya daldı.
Ayçöreği tahtırevalli’nin tepesinde kalakaldı, miskinlerin uyanacağı yoktu, hepsi Akağacın eteğinde miskinlik uykusuna dalmıştı, ne zaman uyanacakları belli değildi. Ayçöreği cebinden bir kağıt çıkardı yazmaya başladı. “Her kim ki bu yazıyı bulursa, bilin ki, ben Çizkek adasında bir tahtırevallinin üstünde aya karşı çörek başımla mahsur kaldım. Kurda kuşa yem olmamı istemiyorsanız gelip beni kurtarınız. Değerli dostlarım sizi çok seviyorum.
Ayçöreği” Kağıdı kıvırdı cebindeki parfüm şişesinin içine soktu, göle fırlattı.
Birden suya düşen şişenin sesiyle uyandım, sonra yine uyumuşum. Düş görmeye başladım, düşümde sizi gördüm.
Sevgiler
Jojoba


