Home revue || dergi || review écrit balık

balık

11
0
“Orada çok var bunlardan”
“Hepsi de böyle mi pişer?” Kızarmış balığı dişledi. Açıklamak geldi içimden. Tüm denizlerdeki balıklar ayrı ayrı pişirilir. Bazısı bir gün bir gece sütte yatırılır. Bazısı çıkar çıkmaz, oynarken daha hemen ateşe atılır. Bi de kabuklular vardır. Balıktan çoktur bunlar. Kum midyesi, tarağı, böceğin farklı farklıları. Anlatamadım. Yeri değil. Bunca acının içinde. Bize bakarlarken. O kadar çocuk.
“Hepsi aynı pişer. At ateşe sonra ye işte, ne soruyosun.” Çocuklara baktım. O da baktı.
“Bu senin memleket iyi yani? Hep deniz oraları ha? Hepsi balıkçıysa bunların aç kalmaz bunlar. Bizde az koyun, az mal vardı. Gitti hepsi. Bunlar denize inmez demiştin ama bi ara sen. Tembellikten mi?” Yere bakıyordum. Yer çamur. Çamur siyah.
“İnmezler. Çoğu göçtü oralara. Denizden, balıktan anlamazlar. Zaten zor iş. Öyle kolay sanma. Sürünün peşinde dolaşmaya benzemez.”
“Amma yaptın ha! Çobanlık kolay mı! Kuzu doğurttun mu sen hiç? Bacağı kayaya sıkışmış danayı kurt çiğ çiğ yemeden boğazladın mı? Zordur çobanlık, ayazda çıkarsın meraya. Anan ağlar. Bi de askeri var peşmergesi var korucusu var, gerillası var. Var oğlu var. Kaçakçısını boş koy. O daha başa bela. Acımaz vurur. Sürüyü bırak kaç. Kaçabilirsen o da. Gelir peşinden köye. Alır seni götürür. Var mı senin denizde bu? Yok. Boşver, deniz zormuş. Ben balıkçı olurum daha iyi. Bıktım buradan. Deprem de kırdı bizi. Ne sürü kaldı ne ev. Deniz iyiymiş. İyi.”  Sustu. Balığı iyice dişledi. Kılçık battı ağzına. Güldü.
“Can da yakıyormuş namert.”
“Kuyruğundan, kafasından tutup yavaş yavaş dişleyeceksin. Bu büyük balık değil.”
“Sen de haa! Hiç mi balık yemedik? Bu biraz boktan balık. Kalkan yemiştim. Tavuk gibiydi.”
“Karadeniz’de çıkar o.”
“Bizim denizde de inci çıkar. Yemişsindir sen.”
“Yedim.”
” Ben yemedim.” Dedi, parmağını karanlıkta uzattı. Yıkıntıların arasından gölü bulmaya çalıştı sert suratı. Van gölünün kefalleri yüzüyorlardı uzakta. Alnına sürdü isli parmağını. Yağ ve siyah oldu alnı.
“Bunca yıldır, kırkımdayım, yemedim inci kefali.”
“Ne demeye?” Burnumu sümkürdüm. Ayıplar gibi baktı. Benimki de soru. Bir şey söylemedi. Balıkları çevirdim. Baktım. Gözünde yaş.
“İzmir iyi demek?”
“İzmir diil. Seferihisar.”
“Eee… Sen de karar ver artık… Neresi bu Seferihisar? Jandarma karakolu var mı?”
“Var. Her yerde var. Sıçtılar işin içine artık. Poşulu olanı tutukluyorlar. Kürt dağa diye yazıyorlar duvarlara.”
“Ulan bunların ki de iş. Dağda bıraksalar kim iner denize! Dağ da bırakmadılar. Her yer mayın, tuzak.” Kaktı, çocuklara el salladı. Koşup geldiler yanımıza. En uzun boylu olanı sıraya soktu hepsini. Yanımda durdu. Başımı salladım. Maşayı uzattım. Ateşe baktım.
“Üfle biraz. Söner yoksa.”
“Sönmez.” dedi, uzun boylu olan. Ben de kalktım. Yakındaki enkazdan hurda demir toplamak için arabaya bindik. Sabah olana dek daha on saatimiz vardı.