“Bunuel’in bilinçdışı ile politik düşünme arasında kurduğu ilişki, sınırlarından arınmış bir düşsellik ve otomatizm kökenli olmaktan çok, nesnel politik duruşun menzilinde terbiye edilmiş ikinci elden düş anlatısına hizmet eder.”
Bu cümlenin vurgusu, Bunuel’in kronolojik evrim süreciyle yakından ilgilidir. Söz konusu süreç, yaklaşık elli yıllık bir filmsel devamlılığın sonucu olarak vardır. Bu elli yıl, ‘düş çatılı drama’ kapsamı altında tek bir çıkarıma sırtını yaslar: ‘Bunuel, gördüğü düşleri filme çekmekten görmek istediği düşleri filme çekmeye doğru sürtünmeli bir geçiş yaşamıştır.’ Mutlak içeriği esas alan böylesi bir süreci teknik bir aygıt (kamera) üzerinden yorumlamak bana pek doğru gelmiyor. Sözünü ettiğim süreç, tamamen tekniği dışlayan bir ritüeli vurgulamakta… ‘Un Chien Andalou’ ile ‘Cet Obscur Objet du Désir’ filmleri arasındaki fark, birinci elden düş anlatısı (otomatizm, harmanlanmamış düş dokusu) ile terbiye edilmiş ikinci elden düş anlatısı (politik tabanlı iletişim kaygısı, nesnel gerçekliğin hizmetindeki estetik ritüeller) arasındaki farkları tüm ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.
İçsel gerçeklik kanalıyla bir sinema dili yaratırken gördüğünüz düşler üzerinde düzeltmeler yapmak, düşün dokusunu bozar ve onu nesnel gerçekliğin algı düzeyine indirger. Bunuel’e oskar kazandıran, tam da bu algı düzeyinin ‘estetik’ değerler üzerinde yükselen teşhir noktasıdır. Arrabal bu noktada Bunuel’e nazaran daha primitif kalmayı tercih etmiştir.


