Home revue || dergi || review écrit zafer “hoca” odasında bir devre şeması çiziyor

zafer “hoca” odasında bir devre şeması çiziyor

8
0

“Hevelenk… İyi bok yiyorlar.
Evlenmek iyi bir şey olsa önce ben evlenirdim!
Evlat, bir kadeh daha likör doldur hele!”
diyordu Hoca, benim şişeyle ilişkim
sakilik sınırını aşmamış vaktimde.
“Yaşamının her gününü müşterisi hazır mezarcı gibi
ölçerek yaşamış Zafer’in müstakbel mezar kitabesine
bir gün gücüm olursa ‘Hoca’ yazdıracağım.”
diyordum çocukluğum boyunca çocukluktan miras
ve beni hiç susmayacakmış gibi anlatan sesimle.
Bir kapıdan diğerine açılan bir sürü yoldu
çizmeye devam ettiği devreler.
Hiçbir elektron yalnız olamazdı belki;
yalnız kalmış Hoca o devreleri boyuna çiziyordu.

Sonra bir gün Hoca ölüyordu; hatta ölmüştü ben bilmiyordum.
Kırık camını çorapla tıkadığım eve doğru
yüzlerce kilometreden sonra bir sabah birası içiyordum.
Her şey bir sabah birası içer gibiydi; annem geldi.
“Her şey bıraktığım gibi mi?”
“Her şey pek değil. Her şey.”
Anamın yüzünde bir korku filminden fırlamış ortodoks kilisenin
en karanlık ikonu.
Anamın gözleri takılacak bir yer arıyor suratımdan başka.
Anam o denli üzgün; sorsanız tarihi söyleyecektir.
Kadınların üzgün oldukları, o günü hiç unutmayacakmış
bakışlarından öyle rahat anlaşılır… O kadar büyümüştüm.
“Hoca” demiştim, “Hoca ölüyordu… hatta ölmüştü…”
“Turnuva… nasıl geçti?”
“Sikmişim turnuvasını anne! Ne oldu?”

Havalar yeni ısınıyordu. Silifke’nin en salaş meyhanesini bulun;
Beni anımsayacaktır hala sağ kalmış ayyaşlar.
Ayyaşlık deyip geçmeyiniz. Kimse derdinden alkolik olmaz.
Başkalarının dertleri ne kadar sıradandır
ve insanın acı çekmesi çok doğaldır dünyada.
[Yukarıdaki ifadenin bir yerlerine “gibi” eklemek gerekir.]
İşte o havalar ısınırken, kendimi meyhanede
adını bilecek kadar bile tanımadığım birinin
dertlerini dinlerken buluyordum ve yine sabahtı.
Önceki sabahtı.
Otobüsü kaçırmaktan başka derdim yoktu
çünkü o zamanlar ayyaş olduğumu bilmiyordum.
Adamın konuşması meteoroloji bilgilerinde sahtekarlık yapmış,
günlük güneşlik vakitte şemsiye taşıyanlara bakıp
kafasını bir daha güzel yapar gibi
içten ve keyif doluydu derdini anlatırken.
Adam anlattıkça sarhoş oluyordum.
Bu adam isimsiz olmuyor: Zekeriya diyelim.
Bu Zekeriya bana sabahın dokuz buçuğunda
ilk otuzbeşliğini vakitlice gömmüş durumda
karısını şikayet ederken kendinden utanmıyordu.
Ben de ondan utanmıyordum.
Dedim ya, o zamanlar ayyaş olduğumu bilmiyordum.
Zekeriya her ayyaş gibi tek ayyaşın kendi olduğunu sanıyordu.
“Yağmur başlasa bu Zekeriya peygamberliğini ilan eder” diyordum.
Bana ne ulan karından, Zekeriya!… ayyaş olduğumu bilmiyordum.
Yahu Zekeriya, bana hep karını şikayet et.
Herkesin kendini fazlalık hissedeceği
Silifke’nin denize en uzak
en deniz kokan ve en yabancı ayağı basmadık meyhanesinde
kendimizi o güne hapsedip yırtalım anasını satayım.
Otobüsün kalkmasına hep iki saat kalsın.

O vakitler -herhangi başka şey hakkında yapabileceğim ukalalıklar gibi-
otobüsün kalkmasının iyi olduğunu sanıyordum.
Turnuva bitmişti. Sarı beyaz duvarlarına yandığım
bir aşktan zorla taburcu edilmiştim öncesinde.
Turnuva boyunca Fikri mızıka üflüyordu sahilde.
Dinleyerek bira içiyordum.
Bira ve parti dökülmesinden hoşlanan yoktur.
Partileri, İzmir’de ölmüş ardından
yoldan geçene dağıtılan lokma gibi döküyordum.
Bira elimdeydi. Sıkı tutuyordum.
[O biralar hep bitiyordu. Bu durumu kim sever? Sevgi belki şekil değiştirir.]
Fikri tüm sorulara yanıt bulmuş gibi üflüyordu.
Oysa Fikri’nin de aslında ne yaptığını bilmediğini biliyordum.
Kim kendi cehenneminde yanmamak için çaba harcamamıştır (ki?)
Hoca’nın hala titrek ellerinden kayacakmış gibi sallanan havyayla
bir diyotu lehimlemeye çalıştığını sanıyordum.
Kırkiki yaşındaydı.
Fikri güzel öykülerini okurken üflemeye ara verince,
zamanın inceldiğini ve denizin küçüldüğünü sandığım
bir zaman oluyordu bir zaman için.
Fikri’nin hayalindeki kelebek elimdeki bira kutusuna konuyor
denizin ortasında bir yerde ıslanmamaya çalışıyor gibi yapıyordum.
Bir hiçlikten başka hiçliğe hiç üstünde hiç için kaydığımı biliyordum.

Hem bedeni hem ruhu temizleyen tek şeydir alkol.
Nedir, ruh kolay temizlenmezdi. Ben temizlenmezdim.
Fikri’nin hayali kelebeği uçarken,
Hoca’nın ruhundaki son leke de temizlenmişti ama.

Otobüs kalkmıştı, kaçırmamıştım.
Tabut kalkmıştı, kaçırmıştım.