Home revue || dergi || review écrit edebiyat

edebiyat

30
0
045-1ydeg-ersoy_mehmet_akif_eski_turkceden_ceviren_bahtiyar_istekli

latin harflerine çeviren: bahtiyar istekli

Edebiyatı nasıl telakki ettiğimizi, nasıl bir meslek tutmak istediğimizi şimdiye kadar çıkan yazılarımız elbette göstermiştir. Şiir için, edebiyat için “süs”, “çerez” diyenler var. Karnı tok, sırtı pek milletlere göre bu söz belki doğrudur. Lakin bizim gibi aç, çıplak milletlere süsten, çerezden evvel giyecek, yiyecek lazım. Onun için ne kadar süslü, ne kadar tatlı olursa olsun, libas hizmetini, gıda vazifesini görmeyen edebiyat bize hiç söylemez.

Hele “Sanat sanat içindir. Sanatta gaye yine sanattır. Edebiyatta edebiyattan başka bir gaye aramak sanatı takyîd etmektir”[i] gibi yüksek nazariyeler bizim idrakimizin pek fevkindedir.[ii] Zaten bu türlü nazariyeler ahlaksızlığa felsefe şekli veren; edebiyat namına milletin namusuna, hayatına, mevcudiyetine yürüyen bir takım hezlenin[iii] eser diye ortaya koydukları bahnamelere[iv] revaç verilmek için ileri sürüyorlar.

Bir de biz edebiyatın vatanı olduğuna iman edenlerdeniz. O sebepten hiçbir milletin edebiyatını memleketimize mal etmek istemeyiz.

Şarklılar her şeyde olduğu gibi edebiyatta pek geri; garplılar her şeyde olduğu gibi edebiyatta pek ileri. Biz onların edebiyatından yalnız sanat cihetiyle istifade etmek isteyeceğiz. Yoksa ecnebi emtiâsını[v] yerli metâı yerine satmayacağız. Simsarlığın bu türlüsü dolandırıcılık olduktan başka kendi hissiyatımızın, kendi efkârımızın[vi] velhasıl kendi hayatımızın kıyamete kadar işlemeyerek ham eşya sırasında kalmasına sebep olur ki hem ayıp, hem günahtır. Petrolün nasıl çıkarıldığını, nasıl tasfiye edildiğini öğrenen Osmanlı Erzurum’daki, Irak’taki madenlerimizi işletmeye çalışmalıdır. Yoksa Amerikan, Rusya’dan, Romanya’dan tekne tekne gaz taşıyacak, sonra da yerli mahsulü diye bizi kandıracak olursa biz onun madenciliğinden bir şey anlamayız!

Darılmasınlar, gücenmesinler amma sanatkarız diye meydana atılan bir çoklarını biz adi birer simsar bulduk! Adi kaydını da ilave ediyoruz; çünkü eklerini belli etmeyecek kadar maharet gösteremiyorlar.

Sebilürreşat’ta görülecek eserler kaba olacak, saba olacak; lakin yerli malı olacak, hiçbir tarafında başka memleket mahsulü olduğunu gösterir damgası bulunmayacak. Bir de az çok bir fayda temin edecek. Şayet ahlaki, içtimai hiçbir fayda temin etmezse zararı bârî olmayacaktır ki bir nazara göre bu da fayda demektir.

Yazılarımız en namuslu aileler arasında okunabilmek üzere yazılıyor. Zaten bizim içtihadımıza göre edepsizlik başladığı noktada edebiyat biter.

Elverişli bulduğumuz her mevzuu yazacağız. Hele içtimai dertlerimizi dökmekten, yaralarımızı açıp göstermekten hiç çekinmeyeceğiz. Bundan maksadımız bir takım zavallıların zannettiği, yahut zannettirdiği gibi milleti ele, düşmana karşı meshare[vii] etmek değildir. Meramımız kendimizi değil, müshireliklerimizi müshire etmektir. Ta ki ülfet neticesi olarak, her gün yapmaktan hiç sıkılmadığımız hiç azap duymadığımız bir sürü fenalıkları yavaş yavaş bırakalım da el birliğiyle insanlığa doğru bir adım atalım.

Görülüyor ki biz edebiyattan pek çok şeyler bekliyoruz. Evet, memleketin aklı başında olan evladı bize yan bakmaz da yardım edecek olursa neden Osmanlıların milli, hakiki, insani bir edebiyatı vücuda gelmesin?

Yazılarımızın gerek mevzuunda, gerek üslûbunda her şeyden evvel bütün Osmanlıları düşüneceğiz; yani mümkün olduğu kadar halka söyleyecek eserler meydana getireceğiz. Yoksa havas[viii] için yazı yazmaya yeltenecek derecede sersem değiliz! Zaten altı yüz bu kadar seneden beri yalnız havası düşüne düşüne avam olmuş gitmişiz!

Sade yazmak bizim için asıldır. Ne zaman bu asıldan ayrı düşmüşsek muztar[ix] kalmışızdır. Yalnız sadelikte “cennet”i beğenmeyip “uçmak”, “cehennem”i bırakıp “tamu” diyecek kadar ileri gidecek değiliz.

Hele dilimizin şivesini – ister Napolyon çizmesi çekmiş, ister İngiliz çorabı giymiş olsun – hiçbir ecnebi ayağına çiğnetmeyeceğiz. Bu hususta ne kadar taassup, ne kadar muhafazakarlık kabilse göstereceğiz. Evet, eskiler gibi Arapça, Acemce[x] düşünülüp; yahut yeniler gibi Fransızca, Almanca tertip eyleyip Türkçeye ondan sonra naklolunan yazılara karşı gücümüz yettiği kadar hücum edeceğiz. Zira şu hakikate iyice inanmışız ki: Dilsiz millet gibi şivesiz dil de yaşamaz; her memleket nasıl kendi tabii hududu dâhilinde ilerlerse her dil de kendi fıtr-ı şivesi[xi] dairesinde terakki eder.

Lisanın şivesine uymayan eserler mahdut bir kısım halk arasında bir müddet yaşar; lakin sonra da ölür gider.

(Mehmet Akif)


iç. Sebilürreşat, 24 Şubat 1327 (8 Mart 1912) No: 183, s. 9-10



[i] kayıt ve şarta bağlama

[ii] üstündedir

[iii] eğlence, alay peşinde olanlar

[iv] eski devirlerde cinsel hayatla / cinsellikle ilgili eserlere verilen ad

[v] malını

[vi] fikirlerimizin

[vii] soytarı, gülünç

[viii] seçkin

[ix] çaresizliğe düşme

[x] Farsça

[xi] doğal şivesi

 

 

045-1ydeg-ersoy_mehmet_akif_eski_turkceden_ceviren_bahtiyar_istekli_02

045-1ydeg-ersoy_mehmet_akif_eski_turkceden_ceviren_bahtiyar_istekli03