Ervah-ı ezelde evellki safta (Elest) hitabında ben (Belâ) dedim
Koyma beni anasırda gılafta canım cemaline müptelâ dedim
Ruhlar aşk deminden oldu mestane imi küfre daldı,kimi îmane
Saf besaf olarak durdu divane kâfirler lâ dedi ben illâ dedim
Ne çare Kün emri zuhruna geldi eşya ve mahlûkat hep zâhir oldu
Her ervah kendini bir yolda buldu iman ü ikrarı ben sana dedim
Dertli çok himmeten irşad olmadı sensiz mahşer yer küşat olmadı
Çok nebiye vardım imdat olmadı şefaat kânısın Mustafa dedim
Haraba kul olduk bezm-i âlemde âbad olsak da bir olmasak da bir
Düştük çare nedir dâma âlemde âzat olsak da bir olmasak da bir
Aşk oduna yanmış ciğer kebabız hicr ile giryanız dide pür âbız
Yapılmış yıkılmış hane harabız bünyat olsak da olmasak da bir
Bir Şirin elinden aşk meyin içtik Hak ile batılı farkedip seçtik
Varlık dağlarını deldik de geçtik Ferhat olsak da olmasak bir
Ey Dertli âlemde biz şah-ı diliz Haktan hakikaten âgâh-ı diliz
Tarik-i esrara hemrah-ı diliz irşat olsak da bir, olznasak da bir
Sakıya meyinde nedir bu esrar kıldı bir katrası mestane beni
Şarab-ı lâlinde ne keyfiyet var söyletir efsane efsane beni
Ref’et nikabını ey vech-i enver zulmette gönlümüz olsun münevver
Şarab-ı lâlinin lezzeti dilber gezdirir meyhane meyhane beni
Aşkın çok belâ gelir başına tahammül gerektir adu taşına
Şem-i ruhsarına, aşk ateşine yanmakta seyretsin pervane beni
Bakmazlar Dertli’ye algındır diye hakikati bahrine dalgındır diye
Bir saç Leylâ’ya vurgundur diye yazmışlar defter ü divane beni
Girdap-ı mihnette kaoandın kaldın.Vermedin bir yandan ses kara bahtım
Anladım gaflsin, uykuya daldın deli poyraz gibi es kara bahtım
(iç. Mustafa Ertuğrul Kaan, « Hacı Bektaş-ı Veli, Bektaşilik, Bektaşi, Nefesleri », Gayret Kitabevi, İstanbul-1964)
